
Bak Postacı Geliyor dosyamızın dokuzuncu mektubunu Fatmanur Petek yazdı.
***
sevgili dostum hannane’ye,
öncelikle kusuruma bakma, artık çok yorgun biri olduğum için mektubumda büyük harf küçük harf demeden, olduğu gibi döküleceğim. sen kusura bakmazsın, hem zaten benim kusuruma bakılmaz (arkadaşım bana deli dememek için başka ifade imkânlarına başvuruyor ve senin kusuruna bakılmaz diyor, bence o da beni gözümden tanıyor.)
nasılsın, ağlıyor musun hâlâ? taşın öylesi var ki dendi, içleri çatlar da içinden sular akar gidermiş, sular boşluk mu arıyor içimizde acaba? mesela sen de öyle yarılmış mıydın zamanında? senin ağladığın kadar kaliteli bir sebep çıkmadı daha karşıma ama ben kaliteye bakmadan yaptım dünyayla alışverişimi. hâlbuki en fazla 63 yıldı hakkı. nedense çok ışık yılı ağladım diz boyu. hak etmemişti oysaki, değmezdi yanlış yönde kırılmaya. ama sen ne güzel yaptın öyle. buldun yeryüzünün en güzel hasretini ve çektin içine. mesela diğer dostumuz burak da öyle yapmıştı. dedem süleyman çelebi anlatmıştı bir keresinde; en baş burak da kırk burak’ın içinde cennetteyken sürememiş cennetin sefasını. herkes eğlenirken meylerce, ona harammış eğlence. çok ağlamış biliyor musun? o kadar ağlamış ki teselliye gönderilmiş melek. sonunda muradını vermiş ona hak, ama bir süre ağlatılması kafamızı karıştırmamalı bence. sadece bir süre, en güzel müzik olan doğru şeylere ağlarken yükselen iniltisi işitilsin istenmiş belki de. kalk hadi koş duvara denmiş ona. o duvara kadar eşlik et en süper insana. senin gibi aynı. bak şimdi duvara ağlaya ağlaya bir hal oldular ama bizim için burak duvarıdır o, burak bizim gözyaşlarımızın toplamıdır belki de. biz ağladıkça vuslata dair umudumuzu beslemeye çalışıyoruzdur belki. çatlayacak kadar doyuma ulaşması gereken, taş kalplerimize çalışıyoruzdur belki. ağladıkça anlayacağızdır belki de. nice meyveler içinde canımız cennette olsa dahi demek haylamaz gülsüz bizi. sahi siz bir ismi görüp, bir simayı görüp nasıl tanıdınız hemen gülü. benim gül telaşıma bak mesela, bulamıyorum onu hâlâ tonlarca yüzler arasında. bu arada sen ağlamayı nerden öğrendin. bana yüklü gelmişti, özel bir çabam olmadı doğrusu ama mesela sen filizken sanmıyorum ağladığını, nasıl öğrendin o işi? üstelik de inleyerek ağlamak.. bak bu çok zor bir seviye. burak da öyle ağlamıştı. dünyanın dönerken çıkardığı mekanik gıcırtıyı susturabilen tek ses o bence. siz susturdunuz ya hani bir süre, sema en altın çağını yaşamış olabilir.
bir önceki mektubunda nasıl olduğumu sormuştun, öncelikle sen gerçek bir nasılsın adamısındır biliyorum. öylesine sorulan nasılsınlardan olamaz bu. bu yüzden iyice anlatmak istiyorum. ben, iyi miyim bilmiyorum. doktorum nasıl olduğumu çok sorgulamamamı tembihledi, tıpkı her gün tartılmanın diyet açısından sakıncalı olması gibi. ama senin için dahil olacağım bu sakıncaya. ben nasıldım, neden iki şıklı bu sorunun cevabı? iyiyim ama kötüden bir iz var, kötüyüm ama iyiden bir iz var. yin yang mıyım nasıllıklar arasında? öylece yığılıyorum yatağa. uzatma dünya sürgünümü benim diye bir ses büyüyüp duruyor içimde. bu ne kadar manalı bir dize sevgili dostum. büyüdükçe daha iyi anlar oldum. senin de dünya sürgünün devam ediyor mu? şu an neredesin? yeryüzünde misin yoksa toprağa karıştın da etime et mi oldun? belki bende yanlış şeylere ağladığını düşünen yanımdasın, muhtemel ki sola doğru yoğunlaştı varlığın, çünkü gül niyetine göz yaşı ekip duruyorum oraya. bilmiyorum tutacak mı ama çok uğraşıyorum aslında. sanırım seninle daha çok mektuplaşmalıyız. çünkü çiçeklerle konuşmazsak ölürlermiş ve yanlarında çok üzülürsek de öyle. bunu şuradan biliyorum: doktoruma bu odada çok ağlayan oluyor mu hocam demiştim. doktorum da odasına çok kere çiçek aldığını, çok iyi bir çiçek yetiştiricisi olmasına rağmen çiçeklerin hep öldüğünü söylemişti. ona haftaya kaktüs hediye etmeyi düşünüyorum. umarım onu bile öldürmeyiz biz şu yufka yürekliler. canım dostum arayı çok açma olur mu? ben bu yamuk dünyamla onu rüyamda göremiyorum, sen gel olur mu? burak’ı da al yanına beraber doğru şeylere ağlamayı deneyelim. bana da öğretin ağlamanın ahlakını. ağlama çalıştayınıza beni de katın, kamu düzenine uymaz bir biçimde ağlıyorum çünkü. öyle ulu orta göz göre göre çok yanlış insanların yanında ağlayıp duruyorum. bana ağlama diyorlar daha çok ağlıyorum. tabii dünyanın bana teselli borcu yok elbette. öyledir zaten. geçen yine kamusal alanda oldu, bim’de ağladım biliyor musun? kasaya doğru tatkelle çoklatlarının çaprazında.
sevgili dostum seni çok sevdiğimi bil. sana sarıldığımı farz et kendime sarıldığımda. lütfen dikkat et kendine. sen zaten içini güzelce kıvamladın, yükseklerden atmana gerek yok kendini. onu taşlar düşünsün tamam mı?
çok öpüyorum seni ve gözyaşlarını, o güzel gözyaşlarına kendiminkini de katıyorum, çok değil biraz merak etme. sen benimkini dönüştür diye. ayrıca sana odun diyenlere aldırma, sana odun diyen de garkad ağacı falandır zaten.
not: kaktüs bulamadığım için doktoruma kum saati içerisinde her haznesinde birer tane, hacıyatmaz gibi sürekli dikey durabilen güllerin olduğu bir hediye aldım, iyi ki de bulamamışım biliyor musun, varmış bir hikmeti çünkü kaktüs bile çürüyormuş o odada. şimdi doktorun masasının üzerinde sürekli dikey durabilen bir gülün olduğu jel bir kum saati duruyor, ağlama peçetelerinin yanında. zaman geçiyor ah hannane, çok ağlıyoruz, çiçekler soluyor, ama gül her zaman ayakta olacak değil mi?
gönderici adresi: bilinmiyor
alıcı adresi: ait olduğumuz bir yer
fatmanur petek
BAK POSTACI GELİYOR DOSYASI
- Ömer Can Coşkun – Hiç!-Nâme
- Oğuzhan Yılmaz – Ko Desinler Bize Deli Usludan Yeğdir Delimiz
- Sinem Çağlancı – Tenhalık Provası
- Muhammed Furkan Kâhya – Canım Kızım Havva Nihan
- Şadiye Sare Kaplan – Sevgili biri…
- Mehmet Erikli – Sevgili Beyaz Mantolu Adam
- N. Cihan Karakurt – Tozlar Var Mehmet Abi
- Tahir Tarık Balıkçı – Cumali’ye Mektup
- Fatmanur Petek – sevgili dostum hannane’ye
- Feyyaz Kandemir – Cehaletimin Kâğıttan Duvarına
- Cüneyt Dal – Arya’ma…
- Nur Cihan Şeker – Kadife Dokunuşun Sertliği Edebifikir 2025 Seçkisi’ne
- Sulhi Ceylan – Değişim: Hayatın Lokomotifi

