bir daha ben yani hiç

“güvercinin gerdanlığı bir kez kaybolursa, onu bulmak mümkün değildir artık.” ömür cenazesinde mevsim ilk bahar taziyeye hangi çiçekle gidilir bilmem

yokuştan inerken

istanbul’un bazı geceleri, sisler içinde bir aydınlıkta son bulur. ağır adımlarla yürürken bu gecenin ne kadar beyaz ve ışık dolu

geceleyin sanrılar

iştar beni al kanatlarına götür uzakların dinginliğine artık son nefesim bir kanaate gitti insan kıyamet alametinin kendisidir isterdim ki telaşsız

gazaba uğrayan şiirlerin adıyla

*küçük bir çocukken nizar kabbani’nin kapağı kara, kelimeleri aydınlık şiirleriyle beni kavuşturan kıymetli öğretmenime bir hediye, adil şahitlik miras kalacak

fatih’le bir gece yarısı çekildiğimiz fotoğrafın gölgesinde

haliç’in suları kara demirler kadar keskin hiçbir gizi yutmamış gibi sakin ve durgun direklerinden kirli bir sarılık yağıyor otel camlarına

bir dünya çarpıntısı

kalbimin atışını kulaklarımda duyuyorum göz kapaklarımda mor bir dünya yüzü güneşi ellerimle kapıyorum bakışımı yakıyorum böylesi körlük kahrolsun diyor yağmacılar

kör pahar

yeri belirsiz bir çıban gibi batıyorum hayatairinim içime doğru akıyorum hepyürümüyor kan kalbin hükmettiği aklımaçünkü akıl eden bir yürek değil

kentte kıyametler ya da marcovaldo

ben bu şehirde kayboldum marcovaldoesmer kokusunda sokakların düşsel bir aydınlık bekleyerekadımlarımı korkudan iki adım geri bir adım ilerisayısız kapıdan tanıdık

ağlayışın uyanışı

ben ellerimde çiçekler yaprakları adım adım düşerek yerebu yağmurda ıslanıyordum üşümüyordumortasına diz çöktüğüm toprak boyun eğmemişliğimdiyaşlılığımı damlalar saklar sanıyordumgelir bir

Satranç Tahtası

Hamal gibi sırtında taşıdığı yorgunluklarını bir kenara itekleyerek olduğu yerde dikeldi. Şairdi. Bu sabah da her sabah gibi yeni baştan

gecenin başlangıcından sana bir izgi

zaman pencereden ağıyor korkularım bordo bir kanepenin üzerindeyalınayak esintilerle üşüyen çocuk oluyorum yenidenherkesin uyuduğuahşap zeminin sızısından anlaşılıray ışığı saklamaz çapaklarınıuykusuz bir gecede

Dargınlık Ağacı

güneş üfledi soluğunu şehrin yüzünesabah ince bir çığlıkla başladıahşap kapılar ve babamın her yaz geçtiği sokaklarkim kime neyi itiraf edebilir

Philtrum

“Ezel sırlarını, ne sen bilirsin ne ben. Bu muamma sözü, ne sen okursun ne ben, Perdenin gerisinde, ben ile seni

Annenin Elinde Kalandır

 olmayan bir çocukluğun adıyla… sessizlik çoğalıyor dünyadan çekilince oysa bir huzur yok ki çekilebilesin konfor alanımız dışına taşıyor haplar biraz