
sağır olsam dillerimden aksa hiç bilmediğim sayısız kelime
sabahın şarkısını en başından tam tamına on bir buçuk kere
tamamlanmadan, duymadan sarar sarar da ısınırdım
çiylerin damladığı yüzümde kirpiklerimizin solmasını
hoş görmeli oldukça ki baktığımız çoktan derin bir kuyu
suların yansıttığı, kırık bir akisten başka ne ki
gölgelerini gördüm el ele tutuşurken giden bir yere
bu günahı yalnız biz yaşamamışız dedim, tamam rahat uyu
ah sorular
gece yerine sabah, kar yerine yağmura tutulan
yine de utanma hiçbir hesaba çekmedim seni
elleri kalkık ağaçları gördüğünde yıldırımlar mı
yoksa bir polisin ürküttüğü dallar mı geliyor aklına
söyle ki kurtulasın batın mı büyük zahir mi
sana sorunca bilinmez içinde cevapsızlığı, yalnızlığım serpildi
senin içinde sensizlikle eksilmek ey kara kına
içimde sayısız sorunun işareti de birikti
annelerimizin öperek uyandırdığı yanağımızın
arttı harareti ama bakıp yüzüne büyüyemedik
büyüdüm, büyümek değil de en çok
yalnızlığın serinliği gitti ağrıma
buradayım, heybetli bir çığlıkla başlanıyor hep
içimde, saatleri ve dolunayları sarıyor bir ses sinsice
geçmiyor akşamın derininin insanda bıraktığı yara
ayrıldık, ayrı uyuduğumuz her gece
çığlığın solgun kıpırtıları çarptı duvarlara
sayısız çivisinden dünyanın birisi daha çıktı
biliyorduk seyre dalsak da dalmasak da
kötülüğün evi sarsılmazdı çivisi çıkmakla
tutsam biriktirip bütün kelimelerden soğuk bir çıkını
bakar mıydın içine ne çıkacağından merakla
bense açardım telefonların birisinde
denk gelir yabancılar duyar diye adını
telefonlar bir yerde kalsın da söylesem inanmazsın
her kuş cıvıldadığında senden haber gelir sandığımı
biraz sessizlik
çünkü ne gürültülü bir kalp bu
ay ışığı, açık pencere, bir kimsesizlik
yeşil bir soğuk değdi elime
suskun ama şimdi sakin
onun için kendime söylediğim bu
kendimi kendimden ayırdığım
üzülme, sakın
Nazlı Nesibe Kılıçoğlu

