İncelmenin Karşısında Bir Kalın Türk
Ne hitap edenin ne de kendini muhatap kabul edenlerin yüzyıllardır anlamaya, çözmeye çalıştığı; bir kaba sığdırmak isteyip de başaramadıkları için
Ne hitap edenin ne de kendini muhatap kabul edenlerin yüzyıllardır anlamaya, çözmeye çalıştığı; bir kaba sığdırmak isteyip de başaramadıkları için
hayat bir iç geçirme kürdilihicazkardan nihavende geçiyorum mavimtırak kurşuniden zeytuni bir yeşile yine de aksırtamıyorum aksırması gereken hayvanı ve canımı
“Eşyanın da canı var,” diye ilan etti, “Bütün iş, ruhlarını uyandırabilmekte.” (Gabriel Garcia Marquez) Günlük hayatın koşturmacası esnasında, yanımızdan geçen
Yeniden sayıyorum pencerelerimi Bu yaz sanırım ölmeyi düşünmedim Diye hiç düşünmedim Daha az tramvaya bindim Evet berbat bir şey bu
Hüznü sevmem mi gerekli yoksa Yalandan gülümsemem mi Boşalan şarjör, gece mesaisi Sabahın aydınlığı ve akşam gezmesi Hâl sormayı bir
1. dağılacak bulutlara benziyor yeni gelenler yağmur yağar mı bugün sürahide azalan güneş suyu yeniden dolar mı bugün ıslıkla giren
Sırrına ermeye yetmeyecek koşular Aşsam uzun yolları, bir noktada yetimim Efsunlu rüyaları bir kenara itecek olsam Hayır demezdim Müneccimlerin soruları
Yazıya, bir itiraf ile başlamak icap ediyor. Sinema, pek mesai harcadığım bir saha değil. Zaten yazının başlangıç noktasını sinema salonunda
Çık biraz kapıya, yüzün göğersin Bak, güneşe sabır saçar buğday başağı Çekingen ipek elinin yongasını beğensin Sen dayan ki kırılmasın kaşağı
Yıl 1961. Günlerden 15 Haziran Perşembe. Türk edebiyatının yaramaz çocuğunun, Babıali’nin yalnız dehasının kalbinin durduğu ölüm yıldönümündeyiz. Bir yazarın, ömrü
Yıllar sonra kendimi nasıl olduysa tekrar bu sokaklarda bulmuştum. Hâlbuki çıkarken bir daha adımımı atmam diyordum. Unutmaya çalıştığım geçmişim bir
“Gelmedi bu bahar, gelmedi çok bekledik.” (Latife Tekin) Sonbaharla kış arasında bir yer var. İnsanın üşüdüğünü henüz kabullenmediği, ama içinin
Gözlerini açtı. Bir yolda yürüyordu. Üzerindeki uzun paltosuyla hızla ilerliyordu. Nereye gittiğini biliyordu. Bir eve girdi. Aynı koku, gerçekliğin küflü
Nisan ayının 5’iydi. O sene yaşanacak olan son 5 Nisan’dı ama kimse bunun farkında gibi görünmüyordu. Özellikle de kediler. Çimenlerin