Mevsim – I
iliklerinde kahverengi atlar yanaklarında nardan kalma illüzyon bu görüntü, bu yazgı ah gülün insana uyan kör talihi taptaze meyvelerin
iliklerinde kahverengi atlar yanaklarında nardan kalma illüzyon bu görüntü, bu yazgı ah gülün insana uyan kör talihi taptaze meyvelerin
Diyorum ki, gitmeli uzaklara, o tenha diyarlara. Sarılıp gecenin boynuna, kimsenin bilmediği diyarlara göç etmeli. Kimliğini kaybetmiş bir göçebe
Kalbinin içinde odalar var elbet Duvarlarında ağlayan bir geyik başı Halıların üstünde yalınayaklı kediler Duvarda ruhların hırsızlama bakışı Sanki çalıntı
illa bir şeylerden vazgeçmemiz gerekiyorsa, bırakalım o öğle uykularımız olsun. feda ettiklerimiz ayağımızın altından kayıp giderken izlemek, görmek, bilmek,
Yüreğine ateş düşen bir adam, Soruları yığmıştır zihnine, Umutları kalbine. Kalemle çizilmiş sınırlar silinmeli evvelce, Ve yeni cümleler
çok gülen yalan güler ne kadar gülümseme varsa koyuyoruz ortaya; o sabah, buraya gelecek arkadaş! beş dakikaya çıkacak pideler
Bir ikindi serinliğinde kırlangıçların şarkısıyla adımlıyorum yollarda. Bilmediğim bir şehirde hiç bilmediğim kadar yalnızım. Rüzgâr bir koku getirdi burnuma
Ölüm ve Telkin Gece vakti deniz kıyısında bir kız bekler, İnsana kâbustur ibare ibret ve o kız. Gündüz rüyalara
Dilini teraziye koymadan oynatıp, sonrasında söylediğine pişkin pişkin gülenlerden değilim. Hatta gaf yapıp, hatara kalp kırdığını düşündüğü anda en
Ruhunda anlayamadığı bir hâl vardı bugün, her sonbaharda yaşardı bu duyguyu… Müebbet ıstırabın zindanında gözlerini zamana çivilemiş, kalbini Rahman’dan
Gün, batan güneşle birlikte yere düştü. Gökyüzü kurşuni renklerle kaplı bulutlarla bezenmiş. Bulutlar her an içinde biriktirdikleri gözyaşlarını yeryüzüne
Duymadın maviyi yırtan çığlıkları. içimi işgal ederken gözlerin. Gözlerimin uçurumuna düşerdin. Ben ise siya siya göç ederdim gülüşüne. Geceler