Taşınmak

Ev sahibiyle arası iyi olan nadir kiracılardandım. Sekiz yılı doldurduk ne bir gerginlik yaşadık ne de çatışma. Tabii, ben kiramı tam vaktinde yatırıp gelen zamlara çıtımı çıkartmadığım için olabilir bu. Yine de Allah var, anlayışlı biri Hasan amca. Üslubu da yumuşak, ne dese tatlı tatlı söylüyor. Bana da tatlılık olsun, her şeye eyvallah çekiveriyorum. İki sene evvel iş değişikliği yaşadığım ve sıkışık olduğum ay, kirayı birkaç gün geç yatırmama laf etmemişti. Gelen gidene de karışmaz. İyidir yani, severim. Arada öylesine arayıp halimi hatırımı bile sorar. Bu kadar memnuniyetin ardından taşınmak biraz ağır geliyor. Gitmek başlı başına zor bir şey, bunu herkes bilir. Hele evinizi seviyorsanız. Üstelik ev sahibinizi de. Kolayca rastlanılan şeyler değil bunlar. Nedense, bu nadir rastlanan şeylere denk gelme konusunda hep biraz şanslı çıktım hayattan. Bulacak kadar şanslı, bırakmak zorunda olacak kadar biraz. Metronun kalkış saatine yetişecek kadar şanslı, oturamayacak kadar biraz. Nadir bir kuş türü görecek kadar şanslı, fotoğrafını çekemeden kaçıracak kadar biraz…

Öyle.

Taşınmak kolay değil. Evime, çevreme, hatta gürültü yapan üst komşu çocuğuna bile alışmıştım. Her gün gördüğüm şeylerle aramızda kendiliğinden bir bağ kuruluyordu. Oturma odamın penceresinden izlediğim ve zaman zaman yaprakları camıma değen çınar ağacının mevsimden mevsime değişen hallerini görmek sanki onunla sessiz bir dostluk kurmuşuz gibi hissettiriyordu bana. Her gün pencereden bakıştığın ağacın değişimlerine şahit olmak, yolda rastladığın herhangi bir sarı yapraklı ağaçtan çok daha etkileyiciydi. Önünden defalarca geçtiğim dükkanların tanıdık vitrinleri, artık ezberlediğim parke desenleri, binadaki sensörlü lambanın insanı nerede algılayacağını bilmek güven veriyordu. Lambanın ansızın sönmesinden hiç korkmuyordum.

Tüm bunların yanı sıra bir de fiziksel zorluklar vardı ki, bıraksalar beş gün boyunca uyuyacağıma inanacak kadar yorulmuştum. Son görüşmemizde Hasan amca evi tamamen boşaltırken dikkat edeceğim şeylerden bahsetmişti bir süre. Atmaya kıyamadığın şeyleri bana bırakıp gitme sakın dedi. Öyle yapan çok varmış, çevresinden duymuş. Verilecekse ver atılacaksa at, temiz bırak, senden hiçbir şey kalmasın dedi. Bir de abarttı, sanki sen burada yaşamamışsın gibi ol dedi. Üstelemedim, tamam dedim geçtim.

Toparlanmaya başlayınca Hasan amcanın neden bu kadar detaylıca beni uyardığını anladım. Bir evi tamamen boşaltmak imkânsız gibi gelmeye başladı. Kaç gün koliler arasında sıkıştım kaldım, bilmiyorum. Sanki her şeyi koliye koyup kaldırsam bile arkamda bir yığın eşya bırakacakmış gibi hissettim. Sanki tüm dolaplarım dipsiz bir kuyu, ne zaman elimi uzatsam mutlaka bir şeyler geliyor. Sabah yedide işe gitmek için karşısında dikilirken hiç böyle bolluk içinde değildi oysa. Günlerin ardından dolaplarla işimi bitirebildim. İki katına çıkmış koliler arasında toparlanmaya devam ettim.

Birbirinin üstüne binmiş bu koliler içine neyi alıyor tam olarak, belli değildi. Hele kitaplar, Hasan amcanın uyarılarına rağmen ardımda bırakıp gitmek istedim. O uyardı diye mi yapmadım yoksa aslında böyle bir fikri aklıma o mu sokmuş oldu bilemedim. Hiç yapamayacağımı düşündüğüm kitapları tabletten okuma fikrine artık o kadar soğuk bakmadığımı düşündüm. Yorgunluğum geçtikten sonra vazgeçeceğimi bilmeme rağmen o an kitapların hepsini satma konusunda oldukça kararlıydım.

Yarım paketler ve çuvalla aldığım erzakların dibinde kalanlar ne olacak, saatlerce bunu düşünüp durdum. Atmaya kıyamadım ama açılmış paketleri ne birine verebildim ne de yanımda götürmek istedim. Yeni bir eve, açılmış paketler dahil olsun istemedim. Buzdolabını komple bırakıp gitmenin hayalini kurdum. Hasan amca Allah’ın adını verdim bak bari şu kırmızı mercimek kalsın demek istedim, diyemedim. Birkaç paket bisküviyi mahalledeki çocuklara dağıtmak istedim, balkondan baktım sokakta bir çocuk bile göremedim. Sonunda bisküvileri istemeden yedim. Açılmış tüm paketleri toplayıp bir koliye koydum, üstüne içinde ne olduğunu yazmadım. Nakliyenin bu koliyi bir yerlerde unutmasını diledim.

Burada hiç yaşamamış gibi olmam imkânsızdı. Hem her şey eşya da değildi ki. Şu duvara çivi çakmıştım işte, Hasan amcadan izinli tabii. O orada duruyor. Benden bir şey bırakmadan bu evden nasıl çıkayım, mümkün değil. Çıkmayan lekeler de var. İstediğin kadar ovala, çıkmıyor bir türlü. Soyulan duvar boyası yenilenir, badana yapar herhalde bir sonraki kiracı. Belki çivi çakılan yerleri de doldurur önce. Belki hiç bilmediğim bir yöntem biliyordur, çıkarır o lekeyi. Neden olmasın. Bir evde hiç yaşamamış gibi olmak mümkündür belki gerçekten.

Öyle ya da böyle, sözümü tuttum. Satacağım her şeyi sattım, kararsız kaldığım tüm eşyalar için de bir karara vardım. Kimini attım, kimini istemeyerek yeni eve gitmek üzere hazırladım. Nakliyeyle her şeyi gönderdikten sonra evi temizledim. Güzel temizledim hem de. Boş eve son kez baktım. Hiç yaşamamışım gibi olmamıştı. Hiç yaşamamışım gibi olamazdı. Nasıl olsa, oturma odasının pencere pervazına yaprakları değen çınar ağacını iki bina arasına ben dikmiştim.

Merve Kocaman

 

 

DİĞER YAZILAR

7 Yorum

  • Huri Karali usta , 11/12/2025

    Satırları okurken sanki samimi ve akıcı bir dille sıcak kahve eşliğinde zamanın nasıl geçtiğini anlamadığım bir dostumla muhabbet ediyormuş gibi hissettim.
    Kalemine sağlık.. Yüreğindeki ve kelimelerindeki samimiyet daim olsun🌸

  • Güldane Karakışlak , 11/12/2025

    🪽💖Kalemine sağlık 💖🪽

  • Rumeysa , 11/12/2025

    Neden taşındığını merak eden yalnızca ben mi varım🙈
    Elinize yüreğinize sağlık.. O kadar çok taşındım ki; ben bir yerlere iz bıraktım mı bilmem ama her mekan bana bir şeyler kattı..

  • Hatice Dündar , 11/12/2025

    Kalemine yüreğine sağlık.🌺
    Başarıların daim olsun .

  • Sudenaz , 10/12/2025

    Çok güzel yazmışsınız ellerinize sağlık ☺️🌸

  • Kevser Gürer , 10/12/2025

    Elinin, yüreğinin, kelimelerinin değdiği hiç bir yer sen hiç olmamışsın gibi davranamaz 😌 kalemine sağlık ♡

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir