Otuz Bin Artı Sodexo

Prof. Dr. Emrah Safa Gürkan’a, saygılarımla…

Tanrım. İşte başlıyoruz. Evet. Öncelikle sakin olmalısın. Nefesini düzenle. Burnundan al, ağzından ver. İşte böyle. Diyaframına yeterince hava doldurursan içine cemre düşebilir. İnsandan ümidini kesme. Ya da kes, sen bilirsin. Otuz bin artı sodexo! Asla radikal çıkış yapma. Tarihi malumat verme. Senden cahil olmaları seni daha kıymetli biri yapmadığı gibi onları da değersiz kılmaz. Allah topunun belasını versin! Hayır. Vermesin. Kalbinde merhamet adlı bir çınar var ya hani. Hah, onun dallarını budayıp kesecekler. Oturma odası yapacaklar o çınardan. Yemeklerini dışarıda yiyecekler sonra. Haset amellerini yer bitirir. Bitirmez. Kesin bilgi, bitirir. Doğru bilgi, doğru bağlam içerisinde değerlidir. Görgüyle katılaş, nezaketle şekillen. İnsan türü birbirini anlayacak seviyede yaratılmadı zaten. Düşünce dilin rahminde mayalanır. Fffitkenştayn! Hahaha! Gülme. Vakarını koru. Kaldı ki sen fakirsin, asla bir milyarderi anlayamazsın. Yine de kendini değersiz hissetme. Ya da hisset, sen bilirsin. Baştan tenzih, sonra tahkir, nihayet tekzip edecekler. Milim şaşmaz. Aldırma. Geç ergenliğin gazını almak için para alıyorsun. Otuz bin artı sodexo! İçlerinden biri anana bacına söverse bil ki en zenginleri odur. Muhtemelen sade giyinmiştir. Zenginliği tevarüs edenleri gözünün nurundan tanırım. Tanıyamazsın. Sonsuz varyasyonlu bir kara delikten bahsediyorum. Cümle geçmişine kaydıran o soluk benizli adamın her şeye hakkı var. Göreceksin. Toplumsal normlara o şekil veriyor. Yalısında bir odası var. Oradan idare ediyor işleri. Yeşil Peri Absent’ini yudumlarken idare ediyor. Birkaç arkadaşıyla. Olur da birbirlerine girerlerse, kendilerine yöneltemedikleri öfke sende bir çeşit merhamet illüzyonu olarak tecelli edecektir. Yüzüne gülmelerine aldanıp ellerine koz verme. Seni sevmiyorlar. Senden nefret etmiyorlar. Seni tanımıyorlar bile. Şaka yollu kayırma politikalarına karşı tedbiri elden bırakma. Takip mesafesini koru. Rüşvet yemek deride geri dönüşü olmayan aplikasyonlara sebebiyet verir. Deride. Yapısöküm. Derrida çık aradan! Maaşa sadece üç gün kaldı. Otuz bin artı sodexo!  

“Hoş geldiniz efendim. Ooooo Abdülaziz beyciğim, bu ne şeref. Şöyle buyurun lütfen. İstirham ediyorum efendim. Peki, nasıl arzu ederseniz. Cavidan hanım merhaba. Eşiniz beyefendi teşrif etmediler. Öyle mi? Toplantılar bitmiyor evet. Müşfika hanımcığım, Saffet beyin yanı boş görünüyor efendim.”

“Çay yok mu hoja?”

“Beş dakikaya taze çay çıkıyor Abdülaziz bey. Arkadaşlar ilgilenecekler.”

“İyi… Tak… Tak… Tak…”

“Eksiğimiz var mı Orçun Hocam?”

Hâlâ eksik var mı diye soruyor. Hay gözünün pergelini…

“Nakşidil hanım da gelirse herkes tamam müdürüm.”

“Oh oh, iyi insan lafın üstüne…”

İyilik bu kazulet suratlı karıyı görse karnına zakkum ağacı diker be! İnsan bir selam verir. Besmelesiz.

“Evet, tam kadro buradayız sanıyorum. Cümleten hoş geldiniz, safalar getirdiniz efendim.”

“Pek hoş bulmadık müdür Bey…”

“Tak… Tak… Tak…”

“Hay Allah…”

“Kıymetli velilerimiz, acil durum kodlu toplantımız PDR hocamız Orçun beyin mihmandarlığında gerçekleşecek. Kendisinin çocuk pedagojisi alanında doktoru tezi bulunmaktadır. Emin ellerdesiniz. Küçük Aksel’in yaşadığı talihsiz olayı değerlendirmek üzere kolej idaresiyle bir toplantı tertip ediyoruz. Üzülerek burada bulunamayacağımı belirtmek durumundayım.”

“Peğdeğre n’oluyo gözüm?”

“Psikolojik Rehberlik ve Danışmanlık Abdülaziz beyciğim.”

“İyi… Tak…  Tak… Tak…”

“Geçtiğimiz salı günü yaşanan tatsız olay adına kolejimiz, şahsım ve Kasım hoca adına affımı talep ediyorum. Nakşidil hanım, size karşı çok mahcubum. Büyük bir ihmal vakıası… Aması, fakatı, lâkini yok… Ne deseniz haklısınız efendim. Çok ama çok özür diliyoruz. Buna mukabil, olanla ölene de çare yok. Yeni bir sayfa açıp maarif yolculuğumuza emin adımlarla devam etmek zorundayız.”

“Ölen eden yok efendi lafını bil de konuş!”

“Allah geçinden versin efendim. Lafın gelişi…”

Oh olsun! Boşluk bırakma ablacım. Yapıştır!

“Hayır, Aksel’in ne kadar narin bir yapıda olduğunu biliyorsunuz… Müdür bey açık konuşayım, erken kayıt makbuzu avukatımda. Birazdan mail atacak ve hukuki süreci başlatacağız.”

Akcell’e bağlan hayaaataaaa! Haaayataaa bağlan Akcell’leee! 5G teknolojisiyle yeni nesil kolej fırçası Superbox 5G’de!

“Anayasal hakkınızdır efendim. Nasıl takdir ederseniz…”

“İlmühabere şerh düşülmüş müdür bey! Bak ne yazıyor burada!”

“Nakşidil, sakin ol kuzum.”

“Ay sakin falan olamam şekerim. Yazılı heyet raporunu defaatle gösterdim. Müdür bey bakın, işte burada yazıyor: 2-A SINIFINDAN AKSEL BAKIROĞLU KIRMIZI ET TÜKETTİĞİNDE ANAFİLAKSİ NÖBETİ GEÇİREBİLİR! Aile hekimimiz rapor yazdı. Sizinle defalarca, şahsen konuştum bu konuyu. Bu nasıl bir ihmal! Bu nasıl bir ahmaklık! Bu nasıl bir aymazlık!”

“Peki… Müsaadenizle efendim.”

Yahu arkadaş altı üstü alerjik reaksiyon geçirdi çocuk. Sirkeli suyla ovala geç. Sok karanfili burnuna. Yarım ünite serum yedi de karnı doydu garibin. Hem Kasım hoca dediğin zatı muhterem Urfalı kardeşim. ‘Öyle bir yiyeceksin ki, sıkıntıya yer kalmayacak!’ kelâm-ı kibarını Mezopotamya literatürüne sokan adam. Nereden bilsin senin kepçe kulaklı veledinin Alfa-Gal Sendromunu. Canları çekmiş, hep beraber pizza yemişler işte. Mazlum mazlum bakınca acımış çocukcağıza. Pipisi şişmesin diye… 

“Orşun hoja! Sizin arkadaşların geleceği yok. Kap şu çayı da gel hadi!”

“Emredersiniz Abdülaziz bey.”

İnsan sadece biyolojik bir mekanizma değildir Orçun. Serapa bilinç alanıdır insan. Bilinç hangi anlamı yüklerse gerçeklik o hüviyete bürünür. Kaba bir söz, uygunsuz bir emir kipi sana değersizlik gibi görünüyorsa acı üretir. Bu ise büyük bir yanılsamadır.

“Sabrediniz efenim. Beyefendi sizin uşağınız değil. O bir öğretmen. Üstelik saygın bir öğretmen. Oh, unbelievable!”

“Tak… Tak… Tak…”

Aynı kaba söz o kişinin halinin yansıması olarak görülürse zihinde başka bir gerçeklik doğar. Kuantum… Paralel evren… Uzay zaman… Hadi Orçun yapabilirsin. Böylece incinme yerine idrak doğar. Kötü söz sahibine aittir.

“Orşun! Hadisene lan!”

Kimsin lan sen bana emir veriyorsun! O… çocuğu!

“Emredersiniz Abdülaziz bey.”

“Otur çocuğum yerine! Aaa ama! Ne münasebet!”

Tak! Tak! Tak! Tak! Tak!’’

“Ben Agâh hocadan şikâyetçiyim Orçun bey!”

“Kaynak yapmayalım Müşfika hanımcığım. Konumuz Aksel… Ağır bir travma söz konusu ve gerekli tedbirler alınmazsa tüm çocuklarda onulmaz yaralar açılabilir. Hususan rica ediyorum Orçun bey, konuşma sırasına riayet edilsin lütfen.”

“Tüm sorunları ortak akılla çözüme kavuşturacağız efendim. Toplantıyı bu yüzden katılımlı yapmak istedik. Pedagoji literatüründe yeni bir yöntem olan duygu aynalaması tekniğini uyguluyoruz.”

Yalan…

“Nakşidil hanım, şu an hissettiğiniz endişe ve koruma içgüdüsünü bir ebeveyn olarak çok doğal karşılıyorum. Küçük Aksel’in yaşadığı bu durumun onun suçu olmadığını ve doğru destekle bu süreci aşabileceğini bilmelisiniz. Aksel duygularını aynalamaktan kaçınmayan özgüveni yüksek bir çocuk.”

Küçük Aksel şımartılmış, ekran bağımlısı, sadece menfaatini düşünen, akran zorbalığında ödüllü, duygusal manipülasyonda uzman, su katılmamış bir piç kurusu!

“Bu alışılmadık zorlukla başa çıkabilecek bir iç güce sahip ve en önemlisi arkasında sizin gibi duyarlı bir ebeveyni var. Bir pedagog olarak size tavsiyem, önce kendi kaygınızı yöneterek ona güvenli bir liman olmanız.”

“Daha ne yapacağız ayol!”

“Sizden ricam onun duygularını sadece dinleyerek onaylamanız ve kolej yönetimiyle iş birliği yaparak bu durumu bir problem çözme deneyimine dönüştürmenizdir. Nitekim öyle de yaptınız. Tebrikler!”

“Bak daha neler yapacağım ben size…”

“Allah sabır versin hoja… Bu manyaklarla zor… Tak… Tak… Tak…”

“Estağfurullah efendim. Vazifemiz…”

“Abdülaziz misin nesin dellendirme beni! Sana laf atan yok efendi bak işine!”

“Ben Agâh hocadan şikâyetçiyim Orçun bey!”

“Sizi dinliyorum efendim.”

“Hataları kırımız kalemle düzeltiyormuş. İnanabiliyor musunuz? Kırmızı kalemle! Orçun bey, malumunuz olduğu üzere kırmızı renk kan ve şiddeti çağrıştırır. Tertemiz dimağların bilinçaltına menfur bir saldırı tertip ediliyor ve kolej yönetimi bu konuda sessiz kalmayı tercih ediyor! İnanılır gibi değil. İncroyable! Bunun yerine huzur ve meditasyonu çağrıştırdığı gerekçesiyle yeşil kalem kullanılmasını talep ediyoruz. Gerekirse imza toplayacağız.”

“Haklı valla!”

“Bence de, doğru söylüyor!”

Yuh! İnstagram’dan cofladığı CİMER şikâyetini sahici bir dert gibi pazarladı ya kadın. Ölsem de gam yemem bu saatten sonra.

“Notumu aldım. Toplantı bittiği gibi Agâh beye ileteceğim Müşfika hanım. Çok iyi düşünmüşsünüz. Gereken tedbirin alınacağından şüpheniz olmasın.”

“Küçük bir sorunumuz daha var Orçun bey…”

Kiçik bir sirinimiz dihi vir İrçin Biy! Fatal error! Fatal exception error! Çamlıhemşinli bir banka müdiresi ‘Küçük bir sorunumuz var!’ diye gerdan kırıyorsa, ortada ya büyük bir sorun, ya da küçük, lengüistik bir kendini beğenmişlik sendromu vardır. Bütün birimlerin dikkatine! Amerikan soslu edebi önerme radyasyonu! Acaba ben cinsiyetçi miyim lan? Yok hayır, hiç sanmıyorum. 

“Buyursunlar Mübeccel hanım.”

“Almila Meva çok ağladı Orçun bey. Derdimiz büyük valla.”

“Hayır olsun efendim?”

“23 Nisan provalarında mantar yapmışsınız kızımı. Kimse kusura bakmasın ama sınıfın en güzel kızının Almila Meva olduğunu herkes biliyor yani… “

“Ne diyo lan bu karı!”

“Abdülaziz Bey, istirham ediyorum efendim. Mübeccel hanım devam edin lütfen.”

“Gördesli Makbule rolünü Azra Hifa almış Orçun bey! Biz aslen Sındırgılıyız efendim. Ne münasebet! Dedemin muhterem pederleri Kuvây-ı Milliye kahramanlarındandır.”

“Allah şehadetini kabul etsin efendim.”

“Hıh!”

“Işıklar içinde…’”

“Devri daim olsun.”

Hahaha! Olsun aleyküm selam.

“Aras Efe’nin babası da şikâyetçi… ‘Ben Yüksekova’da kurşun yedim, benim oğlum Türk oğlu Türk’tür, kimse benim aslan oğlumu Yunan neferi yapamaz!’ diye köpürüyor. Ayrıca Gördesli Makbule’nin kalpağı kaybolduğu için başörtüsü giydirmişsiniz kızıma!”

“Neee! Doğru mu bu?”

“Türkiye laiktir, laik kalacak!”

“Behice Hanım bir saniye…”

Orçun gülme. Sakın gülme Orçun. Başka şeyler düşün. Emekliliğine sadece yirmi yedi yıl, on bir ay, sekiz gün kadı. Otuz bin artı sodexo! Akışkan kremalı bilinç tekniğiyle renkli dizeleriniz daha renkli, soluk şiirleriniz daha beyaz. Ah Virgina… Benim küçük bal çiçeğim… Nasıl kıydın kendine. Gülme aptal herif gülme! Tebessüm et. Eyvah! Sultan Abdülaziz sekiz okkalık kehribarı çıkardı yine. Zebercet galiba. Yok yok, sıkma kehribar. Tak tak tak! Taşlar. Kocaman taşlar. Ufarak, değirmi taşlar. Ah Virgina…

“İdeolojiler bizi ayırır efendim. Netameli konulara girmeyelim. Hepimiz vatan evladıyız. Bu husustaki hassasiyetinizi çok iyi anlıyorum. İdareye bildireceğim Mübeccel hanım.”

“Orçun Bey güldünüz? Şapkama değil mi? Evet, bence de komik. Tarzım değil aslında ama hediye geldi. Haiti’den… Hispaniola Adasını duymuşsunuzdur…”

Üç oldu bana yürüyor. Hiç yokuş kalmadı memlekette bana yürüyor. Ben bir alüvyon çölüyüm Afife Jale hanım. Ben bir tuz gölüyüm. Ben bir peri bacasıyım. Bana yürüyemezsiniz. Bana dar gelen pantolon armatör Necasettin beyin üçüncü karısı Afife Jale hanıma bol gelir çünkü.

“Estağfurullah Jale hanım.”

“Afife de lütfen…”

“Bir video denk geldi de… Gayriihtiyari… Ona gülmüşüm… Şapkanız çok güzelmiş ayrıca. Sofistike bir tarzınız var Afif… Afife hanım.”

Telefonun kapalı olduğu halde masada duruyor, ne videosu Orçun! Cümle âlem gördü bunu, geri zekâlı Orçun!

“Teşekkür ederim Orçun Bey. Güzellik bakan gözdedir…”

Vuhhhuuu! Otuz bin artı kabir azabı! Gidinin kevaşesi. Gülme dopaminin tükenmek üzere Orçun. Acilen topukla!

“Rica ederim Afife Hanım.”

“Sıcak mı oldu burası? Aaaaah Orçun ahh!”

Benim adım Orçun değil. Hüseyin Rahmi’yim ben. Refik Halid’i çok severim. İşe girmek için yalan söyledim. İK Müdürü ve patronla danışıklı dövüş yaptık desem daha doğru olur. İsmimin Hüseyin Rahmi olduğunu, ŞIK giyindiğimi, Orçun’un göbek adım olduğunu söyledim. Sorun etmediler. İdeolojik bir şey değil. Patron paraya tapıyor. Sorun etmez. Müdür bey problem çıkarabilirdi ama patron sorun etmeyince bu gerilimli ilişkiden sarfınazar ediyormuş pozlarına yattı. İK müdürü de patrona taptığı için o da dolaylı yoldan paraya tapıyor. Muhasebe de sorun etmedi. Genel olarak umursamadılar bu durumu. Berlin Duvarı yıkılmadan önce doğan birinin isminin Orçun olma ihtimali yüzde sıfır zaten. Annem Tokatlı. Kaledere Köyünden. Yüzde sıfır artı sıfır, elde var sıfır. Acaba ben faşist miyim? Hayır değilim.

“Orçun hocam selamlar. Ben Bilge Can’ın babasıyım.”

“İlk kez mülaki olsak da sizi yakinen tanıyorum Kutalmış Bey. Tüm kitaplarınızı okudum…”

Kuyruklu yalan… Modern psikolojiden midem bulanıyor. Bir yeni bildirim. Hem Zafer Partisi ne alaka oğlum?

“Öyle mi? Dünyada bir yerde sizi anlayan birilerinin olduğunu bilmek ne güzel… Orçun hocam, Bilge Can özel bir çocuk biliyorsunuz…”

Bilge Can özel bir çocuk değil. Disleksi bir hastalık değil çünkü. Bilge Can mütemadiyen sümüklerini yiyor. Artanları istifleyip kurutuyor. Yuvarlak, kahverengi, açık yeşil topçuklar halinde. Onlara ihtimamla, sevgiyle bakıyor. Siz ruh hastası sosyopatlar küçük Donatello’nun hayatını karartmazsanız Bilge Can özel bir heykeltıraş olabilir. Keza yetenekli. Çok yetenekli. Bilge Can ilkyazdan beri özenle kuruttuğu büyücek parçalara kâmilen şekil verebiliyor çünkü. Yasak olmasına rağmen… 0,5 uçlu kalemin jilet gibi ağzıyla üstelik.

“Affınıza mağruren bir şey soracağım Orçun bey… Eee, şey…”

“Tak… Tak… Tak…”

“Müsterih olun Kutalmış Bey. Biz bir aileyiz. Biz büyük bir aileyiz. Apaçık söyleyin derdinizi.”

“Acaba bu Kasım hoca vakıası pedagojik sürecimizi etkiler mi bizim? Açık söylemem gerekirse eşim anksiyete nöbetleri geçiriyor.”

“Hayır etkilemez. Bilakis, çatışma içgüdüsü, etkin ve katılımlı öğrenmeyi pekiştirecektir efendim.”

Buz gibi yalan…

“Siz mükemmel bir ayrıntısınız Orçun hocam!”

Tam olarak öyleyim. Mükemmel bir ayrıntıyım ben! Kelimenin tam anlamıyla. Tractatus Logico’yum ben. Çürütülmüş müydü o? Ah Ludwig! Seni hınzır. Dil varlığın neyi oluyordu? Görümcesi. Hah, varlığın evi! Varlığın evi, yokluğun müştemilatıdır. Ocak karışacak yine. Ocak, şubat, mart… Kiraya yüzde yirmi beşten fazla zam yaparsa vururum o piçi! Vuramam. Dava bile edemem. İki yeni bildirim. Dosya masarifiyle yüzlerce noodle alabilirim çünkü. Otuz bin artı sodexo!

“Bence birbirimizi eleştirmekten korkmamalıyız arkadaşlar.”

“Matmazel Siranuş. Lafı ağzımdan aldınız.”

“Ayaz Efe’nin mindfulness ve yoga dersi var Orçun hocam ne zaman biter toplantı?”

“Hayat bize bu imkânı sunduğu için şanslı olduğumuzu düşünüyorum.”

“Ah matmazel, ne güzel söylediniz. Toplantı birazdan sona erecek Hazerfen beyciğim.”

Hayat… O maruz kaldığımız bir füzyon patlaması değil miydi? İmkân sunma selahiyetini kim verdi hayata? Tanrı ve kader kelimelerini doğru bağlamda kullanarak orta sınıf elitlerinin tahkir edici baskılarından kurtulabilirsin Orçun. Hüseyin Rahmi’yim ben. Orçun da kim?  Hangi ruh hastası haziran ayında deri eldiven giyer ki? Haydi Matmazel Siranuş ‘sistem’ kelimesini cümle içinde kullanarak afili bir final sahnesine imza atabilirsiniz.

“Kesssssinlikle matmazel! Bravo! Eleştiriler yapıcı olduğu sürece farklı fikirler harmoni doğuracaktır.”

Bilakis, fikirler yıkıcı olmalı…

“Bence sorun sistemde…”

Hah! Fuck The System!

“Hira Nur’un ebru kursu var Orçun Hocam. Biz müsaade alsak olur mu?”

Haydârî yelek? Tennure? Süzgün bakışlar? O nasıl bir madalyon? Kafam kadar! Mevlevi mi acaba? Kesin Cerrahi bu kadın. Şu beeeniiim diiivaaane gööönlüüüğüüüm! Yineee huuubdan hubaaa düüüştüüü! Mah cemaaliiiğn şuuuğleeesiiiiineeeen çalkaaalaaanıp göööleee düüüştüüü!

“Biraz daha beklemenizi rica edeceğim Feraye Hanımcığım.”

“İyi madem.”

“Şahsen ben çocuklarımızı anlamak için yeterince çaba sarf etmediğimiz kanaatindeyim. Mesele Kasım hoca değil. Mesele, ebebeyinlerimizin modern toplum paradigmasına uyumlu rol modeller ararken fazlasıyla muhafazakâr davranmaları. Ivan Illich’in Okulsuz Toplumu’nu okumuş muydunuz Orçun hocam?’’

Mesele kesinlikle Kasım hoca! Rânâ… Bebeğim… Aşkım… Ah benim örselenmiş, incinmiş karanfilim. Ebebeyin değil Rânâcığım, ebeveyn doğrusu. Ivan Illich’in Okulsuz Toplumu’nu okudum. Sırf kendini daha entelektüel hisset, ahlaka dönüşmeyen bilginin ağırlığı altında ezilme diye çaktırmayacağım. O kadar güzelsin ki, her şeye hakkın var senin. Sen hep konuş, biz cahilleri aydınlat bebeğim.

“Ah, ismini duymuştum. İlk fırsatta alıp okuyacağım efendim.”

“Ahlaki tıpa iyi düştü!”

Tıpa değil lan o çıpa! Haydi Orçun sık dişini. Ne Orçun’u be, Hüseyin Rahmi’yim ben!

“Halide hanıma katılıyorum.”

Halide? Amerika? Manda ve himaye? Gömlek ateş ediyor Halide! Gucci galiba. Saçmalama oğlum. Dümdüz Halide bu…

“Tak! Tak! Tak! Tak! Tak!”

“Çocuklarımızın okulda yaşamaları gereken hayal kırıklıkları velilerde öfke biçiminde taayyün edebiliyor efendim. Kabul edersiniz ki, doğru yönlendirilmiş, faydalı bir öfke aşkın ruhların katalizörüdür.”

Bok faydalı!  Düpedüz nobranlık. Taayyün ne Orçun? Allah belanı versin taayyün ne!

“Sinek var lan bu çayın içinde! Böhhüüheeaaa! Huaaaakkkhhh puuuuu!”

“Ay valla içim şişti bu heriften!”

“Abdülaziz bey sizi aklıselime davet ediyorum. Devamlı surette toplantıyı sabote ediyorsunuz. Rica ediyorum kendinize gelin.”

“Ne diyon lan sen kart kokona!”

“Aaa üzerime iyilik sağlık! Hoşt!”

“Şekeri düştü zağar. İdare edin efenim. Yaşlı başlı adam… Orçun hocam, müdür beye haber versek iyi olacak galiba.”

“Nasıl isterseniz Süreyya hanım…”

“Müdür bey anam mı babam mı benim ayol! Otur çocuğum sen işini yap. Gerek yok, havlasın çomar!”

“Tak! Tak! Tak!”

Sıkma kehribar ışık hızıyla yol alıyor. Bu ocak karışmazsa benim adım Orçun değil birader. Hahaha!

“Merhaba. Ben Mahir Selim’in babasıyım Orçun hocam. Bazı arkadaşlar kızacak ama söylemeden edemeyeceğim. Kasım hocayı haklı buluyorum ben. Gülmeyin efendim, ciddiyim.”

“Ay sinirlerim bozuldu benim.”

“Lütfen sigaranızı söndürün hanımefendi.”

“Biz Anadolu toprağında yetiştik Orçun hocam. Merhum babam maden emekçisiydi. Aldığımız terbiye ve nosyon gereği ev sevgiye, okul saygıya tekabül eder…’”

Anadolu irfanı is unfolding…

“Hem nereden bilsin adamcağız çocuğun pizzaya alerjisi olduğunu canım. Dediklerine göre Aksel kovdurmakla tehdit etmiş Kasım hocayı. Biz çok zenginiz, adamlarımız var, babama söylerim, pizzadan vermezsen ağzını burnunu kırarlar demiş.”

Evet, tipik bir ‘Eti senin kemiği benim!’ örneği daha. Mahir Selim’in çükünde pire zıplasa okulu yakarsın hıyar oğlu hıyar! Yemezler yavrum, Milli Eğitim Müdürü olmak için kıçını yırttığını bilmeyen yok. Hükümet devam ederse Selim’i, solcular gelirse Mahir’i… Yavşak!

“Ayol sen deli misin be adam! Afife hanımcığım bak, ödem yaptı kollarım bak! Heeeey efendi, ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin!”

“Nakşidil hanımcığım sakin…”

“Efendim sigara…”

“Hanımefendi sizi edebe davet ediyorum. Sesinizin tonuna dikkat edin!”

“Âkil beyciğim müdahale edin lütfen. Ayhan hanımcığım oturur musunuz, aaa rica ediyorum ama. Valla çocuk gibisiniz şekerim. Naşidil, çık kuzum sen hava al biraz.”

“Orşun! Kahve söyle bana!”

“Abdülaziz bey tadını kaçırdınız ama artık! Magandalığın lüzumu yok!”

“Otur lan yerine yelloz!”

‘’Bana mı dedin? Ahlaksız adam! Terbiyesiz!’’

Yükselme ablacım. Sakın yükselme. Burnundan al, ağzından ver. İşte böyle. Google görseller. Abdülaziz Çakırzade. Bodrum Marina. Mehmet Ağar. Saldır Galatasaray!

“Tak… Tak… Tak… Tak! Tak! Tak! Tak! Tak! Tak! Tak! Tak!”

“Aman efendim, durun lütfen! Eyvahlar olsun! Rica ediyorum, rica ediyorum oturun lütfen. Orçun hocam hayırdır?”

Hah, geldi balon balığı. Allah senin gibi müdürün belasını versin ırz düşmanı! Şerefsiz! Namussuz köpek!

“Hoş geldiniz müdürüm.”

“Hoş bulmadım Orçun bey! Ne bu gürültü?”

Yetmiş yaşında pezevenk! Kafa kelle… Suçum ne kardeşim? Kaldı ki 2-A sınıfının piremsesi Almira’nın dedesinden bahsediyoruz. Abdülaziz Çakırzade’den… JİTEM. Susurluk. Beyaz Toros. Sarsılmaz-37. Yüz milyon artı Bugatti!

“Abdülaziz Beyciğim. Yalvarıyorum, sakinleşin efendim.”

Allah çarpsın silah çıkardı! Zigana PX-9! Standart şarjör. 19 kalibre. Trabzon barış gücü! Sıkar mı? Blöf yapıyor, sıkar biraz…    

“Kim ulan bu Kasım hoca! Adamı madam yaparım ulan ben!”

“Herkes yere yatsın ben polisim! Abdülaziz bey silahınızı yere indirin! Kanun namına size emrediyorum!”

“Burada kanun da benim ut da benim ulan!”

Kuvvetler ayrılığı falan bizim memlekette yemiyor birader. Yasama yargıya âşık bir kere. Toksik ilişki var aralarında. Yürütme işi hükümette… 

“Şişşş Müdür! Yaklaş! Dudağıma doğru…”

“Bubbb… Buyurun efendim.”

“Yeleğin iç cebinde dilaltı olacaktı.”

“Hemen efendim.”

“Korkma lan vurmam seni! Şişşşş, n’abıcaz bu Kasım’ı? İşim gücüm var benim.”

“O sorunu kökten çözdük efendim. Yüzüme doğrultmazsanız şunu…”

“Anlat şu hıyarlara!”

“Tabii efendim. Öhhhü öhhümmm… Kı kı kı kkkıymetli velilerimiz, ko ko ko kkkolejimizin değerli misafirleri. Sizlere mutlu bir haberim var. Kasım denilen o öğretmen müsveddesinin kolejimizle en ufak bir bağlantısının kalmadığını haber vermek üzere geldim. Nakşidil hanım ve Aksel yavrumuzun mağduriyetine an itibariyle son vermiş bulunuyoruz. İdare heyeti olarak kesin kararımızı verdik: Kovuldu!”

Nah kovuldu! Üç yeni bildirim. ‘Sonunda kazandım Orçun! Gidiyorum buradan.’ Ağrı-Doğu Beyazıt. Kepekler Köyü İlkokulu. Türkiye sıralaması: Üç yüz elli yedi. ‘Tebrikler Kasım!’

Yüz otuz bin artı sınırsız tulum peyniri!

 

Bahadır Dadak

 

 

 

 

 

 

DİĞER YAZILAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir