Immanuel Kant’ın Ahlak Yasasının Hıristiyan Ahlakıyla İlişkisi

Künye: Immanuel Kant’ın Ahlak Yasasının Hıristiyan Ahlakıyla İlişkisi, Fadime Rukiye Bayındır, Eskiyeni Yayınları, 2024, Ankara.

***

İnsan eylemlerinin ahlak felsefesinde konu olması için belirli koşulları vardır. İlk olarak eylem bireyden kaynaklanıp çıkmalıdır. İkinci olarak, eylem bilinçli yapılmalıdır. Üçüncü koşul eylem iradeli yapılmalıdır. Dördüncü olarak da eylemin yargılanabilir olması gerekir. (Sayfa 13)

Kant, tek bir görev ilkesini vurgular ve bu ilke içine farklı eylemleri doldurarak boş bir form halinde sunar: “Öyle bir ilkeye dayanarak eyle ki, bu ilkeye dayanarak isteyebileceğin şey, aynı zamanda genel bir yasa olsun.” (Sayfa 14)

İslam filozofları ahlakı “nefiste yerleşik olan yatkınlıklar” şeklinde tarif etmişlerdir. Bu yatkınlıklar sayesinde, “fiiller, nefisten herhangi bir fikri ve iradi güçlüğe hacet kalmaksızın sadır olur. (Sayfa 19)

Sokrates, ahlakın “tümel doğrular” olduğunu ve bu tümel doğruların diyalektikmaiotik (akılda zaten mevcut olanı uyarma, hatırlatma yoluyla açığa çıkarma, doğurtma) yöntemiyle ortaya çıkacağını belirtmiştir. Onun için, iyi, doğru, erdem, cesaret ve adaletin birer cevheri vardır. Bu cevherlerden bir cevher bizim özümüzde vardır fakat biz bilincinde değilizdir. Ancak rasyonel irdeleme, doğruyu ortaya çıkarma amaçlı konuşma (diyalektik), tıpkı bir ebenin bir çocuğu doğurtması (maiotik) gibi bir yöntemle bu cevheri ortaya çıkaracaktır. (Sayfa 24)

Pascal (1623-1662) ise, “Akıl bize amirden daha emredici bir durumda emreder. Çünkü insan emre itaat etmez ise asi olur. Fakat akla uymaz ise ahmak olur” şeklinde belirtir. (Sayfa 27)

Semavi dinlere göre vicdan, ahlaki bir refleksiyon ve insanda “Tanrı’nın sesidir.” Pratik açıdan ise vicdan, insanın sırf kendisi için kullanımda olan aklıdır. (Sayfa 29)

Kant’a göre özgürlük, ahlak olgusunun özüdür. Özgür irade, ahlaki olmayı ya da olmamayı tercih edebilmedir. İnsan özgürlüğünü deneyimleyerek bilemez. Kant, özgürlüğün doğuştan sahip olunan bir hak olmadığını belirtmiştir. Özgürlük aklın bir olgusudur. Kant’ın özgürlük anlayışının kökeninde ahlaki kararlarla ilgili a priori bir kavram olarak görülmekle birlikte sosyal ve tarihsel bir yönü de vardır. (Sayfa 31)

Akseki, Kant’ın ödev tanımını ve ödev ölçütünü açıklar. O, ödev ilkesinin kaynağını akıl olarak görmektedir. İslam ödev kaynağı dindir ve tanımı şöyledir: “Vazife, dinin yapılmasını emrettiği hayırdır” veya “Dinin emirlerine uymak, yasaklarından uzaklaşmaktır.” Akseki, ödevi dine dayalı olarak tanımlamanın, ödev ilkesinin akli mahiyetinden bir şey kaybettirmediğini zira bir müslümanın tabî olduğu dinin de sonuçta “aklın temel prensipleri”ne dayandığını savunmaktadır. (Sayfa 33)

Genel olarak en yüksek iyiyi tanımlamada “mutluluk” ortaya atılmıştır. Mutluluk için ise bedensel haz, bireysel-toplumsal fayda, doğa ile uyum gibi farklı temellendirmeler yapılmıştır. Tarih boyunca pratik akıl daha çok insanı mutluluğa götüren anlamlarla yenilenmiştir. Kant’ın çağında da akıl mutluluğa ulaşmada anlamlanıyordu. (Sayfa 35)

Kant ve takipçileri, doğru eylemin, insanın kendi akıl ve iradesiyle kendisine koyduğu ilkelerin gerçekleştirilmesine yönelik eylem olduğunu vurgularlar. (Sayfa 37)

Rasyonel ve evrensel bir ahlak yasası koymayı hedeflemiş olan Kant, dine dayalı olmayan ve akıl üzerine temellendirilmiş bir ahlak anlayışı ortaya koymuştur. … Kant’a göre evrensel ahlak, temelini akılda bulan a priori, genel-geçer ahlak ilkeleri üzerine inşa edilebilmektedir. Bu ise a priori, genel-geçer olan ahlak ilkelerinin, ahlaki davranışın ölçütü olarak kabul edilmesi anlamına gelmektedir. (Sayfa 44)

Kant, etikte meydana gelen devrimleriyle ün kazanmıştır. Kopernik kuramında daha önce “dışarıda”, dünyada var olduğu düşünülen nitelikleri zaman, mekân ve nedensellik gibi deneyime aslında zihnin kattığını belirtmiştir. (Sayfa 54)

Kant’ın felsefesinin temel hedefi, bir bilimi kesin bilim olarak olanaklı yapan şeyin ne olduğunu ortaya koymak ve bu yolla ahlak metafiziğini de kesin bilim olarak kurmaktır. Bu yüzden Kant felsefeyi “insan aklının temel erekleri için tüm bilgiler ilişkisinin bilimi veya insan aklının en yüce erekleri için düşünülebilir varlığın duyumsadığı sevgi” olarak tanımlamaktadır. (Sayfa 55)

Kant için ahlakın temelini, herkes için aynı kalan ve değişmeyen bir şey oluşturmalıdır. Bu da “iyi irade” ve “ahlak yasası”dır.  Böylece Kant’ın ahlak felsefesi bilme odaklı olmuştur. (Sayfa 59)

Kant etiğinin araştırma konusu, ahlakın a priori yönüdür. Kant’ın ahlakta apriori’yi araması, kesin olan bir ahlak bilgisine varmayı göz önünde bulundurmasındandır. Ahlak alanında bir a priori varsa ancak o zaman bilim niteliğinde bir ahlak öğretisi olabilir. (Sayfa 60)

Kant’a göre, asıl olan iyi, iyi istemin kendisidir. İyiyi istemeyi, ödevin sorumluluğunu bilen, pratik aklın buyruklarını tanıyan, ödevini sadece ödev olduğu için yapan iradedir. (Sayfa 62)

Kant’a göre ödevden doğan bir eylemin ahlaki değeri kendisiyle varılmak istenen erekte değil, bu eylemin kararını verdiren maksimdedir. İşte Kant’a göre bir eylem dışarıda bulunan bir sonuçtan dolayı değil ancak kendisine dayandığı ilke (maksim) yüzünden “iyi” olur. Eylemin iyi olmasının ölçüsü; başardığı gerçekleştirdiği şey olmayıp dayanağı olan ilkedir. Bu ilke a priori olabilir. (Sayfa 64)

… içimizde kesin bir şekilde varlığını bize hissettiren bir ödev duygusu vardır. Bu duygu “yapmalısın”, “etmelisin” şeklinde kesin buyruklarla varlığını hissettirmektedir. Öyle ki insandaki bu sorumluluk duygusu onun özgürlüğünün ifade edicisi olur. Bu anlamda Kant, geleneksel ahlak felsefesindeki özgürlük-sorumluluk ilişkisini tersine çevirmiştir. Kant özgür olduğumuz için sorumlu olmadığımızı, aksine sorumlu olduğumuz için özgür olduğumuzu savunur. (Sayfa 65)

Kant, ahlak yasası, mutluluk ve Tanrı kavramları arasında bağlantı olduğunu düşünür. Nitekim ahlak yasası, Kant’a göre, en büyük iyinin bir parçası olan ahlaklılığa uygun olan mutluluğa götürmelidir. Biz ahlaklılığa engel teşkil eden her şeyin dışarıda bırakıldığı yani ahlak dünyasında ahlakla mutluluğun birleştiği bir sistemin varlığını düşünebiliriz. Fakat düşünce düzeyinde kaldığı sürece ahlaklılığın mutlulukla sonuçlanması sadece bir ideden ibaret kalır. Ahlaklılıkla mutluluk arasında var olduğu düşünülen zorunlu ilişki ancak ahlak kanunlarına göre dünyayı yöneten mutlak bir akıl tasavvur edildiği zaman hesaba katılabilir. En yetkin ahlaki irade ile kutsallığı birleştiren böyle bir akıl, dünyadaki her çeşit mutluluğun sebebidir. O halde akıl, pratik açıdan zorunlu olan mutluluk: ahlaklılık ilişkisini ancak, mutlak iyinin idealinde bulur. Bundan dolayı Tanrı postulatı, aklın bizi kabul etmeye zorladığı bir yükümlülüktür. (Sayfa 69)

Kant’a göre, ahlak yasası, salt pratik aklın bir nesnesi ve son amacı olarak en yüksek iyi kavramı aracılığıyla, insanı dine götürür. Burada bütün ödevlerin yaptırımlar olarak değil de, Tanrısal buyruklar olarak, algılanması gerekir. Ahlak yasaları, en yüce varlığın buyrukları olarak görülmelidir. (Sayfa 69)

Görüldüğü üzere Hıristiyan etiği tıpkı Kant’ın ahlak öğretisinde olduğu gibi bir bağlılık ve saygı ekseninden oluşmaktadır. Bu uyum dini etik ile Kant’ın ödev etiği arasında benzerlik gösterse de aralarında bazı farklılıklar olduğu gerçeğini de değiştirmez. Bu farklılıklar ise şöyledir; dini etikte Tanrı tarafından gönderilen evrensel ahlak yasasına insanlar tam bir teslimiyetle itaat ederler. Oysa Kant’ın ödev etiğinde temel prensip özgürlük kavramı üzerine kurulmuştur. Diğer bir farklılık ise dini etikte evrensel ahlak yasasının kaynağı Tanrı’dır. Kant’ın ödev etiğinde ise kaynak insan odaklıdır. Kant, insanın doğası gereği ahlaki olan şeyi yapabileceğini ve böyle bir şeyi de ancak özgür bir insanın yapacağını vurgulamıştır. Kant için insanın özgür olabilmesinin temel şartı da eylemlerin kendi öz doğalarına ait bir şey tarafından belirlenmesidir. Bu da şu demektir ki insanın ahlaki ödevinin bizzat kendisinin koymuş olduğu bir ahlak yasasından çıkması gerekir. Kant, sadece bütün insanların ahlaklı olabileceklerine değil, fakat olmaları gerektiğini vurgulamaktadır. Kant için insan, ahlaklı yaşamak, ahlaki ödevlerini yerine getirmek suretiyle insan olabilir. (Sayfa 81-82)

Ödev etiği ile dini etik arasındaki farklılıkların yanı sıra Kant, ahlakın insanı dine götürdüğüne de inanmaktadır. En yüksek iyi düşüncesi yoluyla ahlaksal yasa dine, eş deyişle tüm ödevlerin tanrısal buyruklar olarak tanınmasına götürmektedir. (Sayfa 82)

Hıristiyanlığın özünü onun ahlak anlayışında bulan Kant, felsefenin öncülerinden biri olarak karşımıza çıkar ve ahlak felsefesi düşünüldüğünde, etik tarihinin yapı taşlarından biri olarak kabul edilir. Kant, aklın koşulsuz buyruklarını tıpkı Tanrı’nın buyrukları gibi kabul etmemiz gerektiğini vurgular. Sanki bizi her zaman gözetleyen bir Tanrı varmış gibi hayatımızı sürdürmemizi söyler. Ve böylece ölümden sonra, hak edip de karşılığını bu dünyada bulamadığımız mutluluğu Tanrı’nın cennetinde yani “En Yüksek İyi”de bulabileceğimizi düşünmektedir. (Sayfa 92)

Yasa koyucu Tanrı’nın yerine, yasa koyucu aklın konması Kant’ın ahlak felsefesi için oldukça önemli olsa da yine de tatmin edici olmayacaktır. Çünkü aklın da tıpkı Tanrı gibi özellikleri olması gerekir. Öncelikle ahlak yasası, insanda Tanrı gibi derin ve mistik bir saygı uyandırmalıdır. (Sayfa 94)

Aslında ahlak yasasının Tanrı’dan kaynaklandığını ve Tanrı’nın akıl yoluyla söz konusu yasayı vahyettiğini vurgulamak isteyen Kant pratik akılla aynı şeyi kastetmektedir. “Tanrı her şeyin içindedir” ifadesini kendisine referans alan Kant, bu düşünceyle içimizdeki Tanrı fikrini pratik akılla ortaya çıkarmıştır. 199 Yani Kant aslında deruni düşüncelerini bir kenara bırakıp, kendini açıkça ifade edebilseydi söylemek istediği şey şu olurdu. “Benim ahlak öğretimde en üste koyduğum her şeye yeten ve özerk olan pratik akıl, Tanrı’dan bir başkası olamaz.” Çünkü Kant da iyi bir pietist olduğunun farkındadır ve yetişmiş olduğu dinin etkilerinden kendini sıyırıp ahlak görüşünde nesnel bir bakış açısı yakalayamamıştır. (Sayfa 96)

Kant’ın ahlak felsefesinin temel taşlarından birisi de iyi niyet ve iyi istemedir. Bir davranışı gerçekten iyi yapan şey, iyi istemedir. İsteme ise, “eğilimlerden bağımsız olarak ancak aklın pratik bakımdan zorunlu, yani iyi olduğunu bildiği şeyi seçme yetisidir”201. Bir istemeyi koşulsuz ve mutlak anlamda iyi yapan şey ise, aklın koyduğu genel evrensel, zorunlu ve kesin yasaya ahlaki kurallara botun eğmek, sırf ödevden dolayı eylemde bulunmaktır. (Sayfa 97-98)

Kant, insanı özgür kılmak adına, dini etiğin kavramlarının yerine kendine has kavramlar yaratarak dini etiği sekülerleştirme çabasına girmiştir. Tanrı yerine aklı koymak, dini ibadetlerin yerine ahlak ibadetini geçirmek, cenneti en yüksek iyi diye adlandırarak Kant ahlak yasasını dinileştirmiştir. Böylece onu tek ve hakiki evrensel din, saf akıl dini olarak tesis etmiştir. Dolayısıyla Kant’ın din ile ahlak görüşü arasında sıkı bir ilişki vardır. (Sayfa 108)

Sonuç olarak Knt’ın, Hristiyan ahlak kavramlarını geliştirerek onların yerine kendine has kavramlar oluşturduğunu ve Hristiyan ahlakını modernleştirme çabası içerisine girdiğini açıkça söyleyebiliriz. (Sayfa 111)

Edebifikir

 

DİĞER YAZILAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir