Kadife Dokunuşun Sertliği – Edebifikir Seçkisi 2025

Editörün Sunuşu

Konuşmak, temas kurmaktır. Biliriz ki konuşmak, akıl sahibi olmanın sonucudur. Akıl sayesinde tutarlı ve muhatabımızın anlayabileceği şekilde konuşuruz. Bu esnada akıl arka plandadır. Ön planda ses, nefes ve beden vardır. Buna mimikler de eşlik eder. Zamanı da unutmamak gerekir. Çünkü konuşmak şimdi ve burada gerçekleşir. Ânın işidir ve bu yüzden ânda kalır. An değiştikçe dönüşüme uğrar, ilk halinden uzaklaşır ve zamanla faniliğini anlayıp gözlerini yumar.

Yazmak, zamana dur deme eylemidir. Şimdi ve burada oluşun ötesine göz dikmektir. Yani yazmak, zamanı bir nevi dondurmak ve mekândan ayırmaktır. Yazı, her ne kadar bir yazara ait olsa da gün gelir yazarından bağımsız bir varlığa dönüşür. Bu yönüyle yazı ölümsüz sayılabilir. Tabii tarihin tozlu raflarında kaybolmadığı müddetçe.

Birbirlerinden üstünlükleri yok mu? Tabii ki var. Konuşurken düzeltme yapmak mümkün. Muhatabın anlamadığını hissettiğimizde “şunu kastettim” yahut “beni yanlış anladın” diyerek iletişimi anlaşılır kılabiliriz. Böylece diyalog sağlıklı bir zeminde devam eder. Yazı, bu yönüyle konuşmanın gerisinde kalır. Yazılan yazılmıştır ve okur sadece anladığı ile baş başadır. Yazarın niyeti çok da önemli değildir. Okur, her zaman yanlış anlama hakkını kullanabilir. Diğer açıdan konuşmalar anlıktır ve bir sonraki zamana tam olarak taşınamaz. Yazı öyle değildir. İki kapak arasına girer ve bir yerlerde okurlarını beklemeye koyulur.

Platon yazıyı hafızayı tembelleştiren ve kendini savunamayan bir iz olarak görür. Ancak bu fikrin günümüzde pek geçerliliği kalmadı. Hatta “Söz uçar yazı kalır” cümlesi bile yanlış anlaşılarak yazının üstünlüğüne hamledildi. Fakat yazının da yetersiz kaldığını göz ardı etmemeliyiz. Sûfîler, hakikat söz konusu olunca ne yazı ne de konuşmanın yeterli olmadığından bahseder. Çünkü hakikat karşısında söz ve yazı suspus olur. Anlatılmaz olanı yaşamanın kaderi ise susmaktır.

Son tahlilde konuşmayı açmak, yazmayı ise kurmak olarak görebiliriz. İnsan konuştukça kendini açar. Duygularını masanın üstüne koyar. Kalbini göstermeye çalışır. Düşünceleri arasında gezinmemizi ister. Böylece konuşanı, konuştukça daha fazla tanırız. Yazı ise durup düşünülen bir sürecin sonunda ortaya çıkar. Hesap kitap devreye girer. Bu sebeple açmaktan çok kurmaya hizmet eder. Yazarın kendisini kurduğu ve bütünlenmesine sebep olan bir süreçtir bu. Yazmak, kişinin kendini bir kitap olarak tamamlama uğraşıdır sanki. Her bir cümle kitabın hitama ermesine yarar. Cümle cümle büyüyen insan, kitap olmanın hayaliyle yazıya sarılır. Böylece tarihe not düşülür. Yarına kalınır. Ebedilik hissi tatmin olur. Madem ölümlüyüz, bedenimiz toprak olacak, o halde solmayacak ve Azrail’in nefesini hissetmeyecek bir şeyler bırakmalıyız. Bu neden yazı olmasın!

Elinizde tuttuğunuz Kadife Dokunuşun Sertliği – Edebifikir Seçkisi 2025 kitabı yarına kalmanın, ebedilik şerbetini dünyada iken içmek isteyen yazarların gayretinin bir sonucu. İçimizde neden ebedilik hissi var, açıkçası bilmiyoruz. Ayrıca dış âlemde de ebedi hiçbir şey yok. Her şey oluş ve bozuluşa tâbi. Ama madem içimizde böyle bir his var, o halde bu kitabın çıkması da doğal.

2025 yılı içerisinde önce Edebifikir’in on beş yıllık birikimini kapsayan bir seçki yayımlamıştık: Kadife Dokunuşun Sertliği – Edebifikir Seçkisi 2010–2024. Beş yüz sayfayı bulan hacimli bir eserdi. Elinizdeki bu seçki ise, 2025 yılı boyunca edebifikir.com ‘da yayımlanmış metinler arasından yaptığımız bir derleme.

Tasavvuf Konulu Romanlar dosyamızda yer alan on beş yazıdan üçünü bu seçkiye aldık. Doç. Dr. Yunus Emre Özsaray’ın Tasavvufî Roman Mümkün mü? Mümkünse Nasıl?” başlıklı yazısı, dosyanın mahiyetine dair kapsayıcı ve ufuk açıcı bir metin olarak öne çıktı. Bu yıl pek çok yazar ve akademisyenle söyleşi gerçekleştirdik. Ancak seçki için, Doç. Dr. Peyami Safa Gülay ile yaptığımız Felsefe Soğukkanlı Bir Düşünme Biçimidir başlıklı söyleşiyi tercih ettik. Elbette başka söyleşiler de seçilebilirdi, fakat bir tercih yapmak gerekiyordu. Gönül hepsini almak isterdi, ancak bu durumda seçki, seçki olmaktan çıkıp devasa bir hacme ulaşacaktı. Merak edenler seçkiye girmeyen yazı, şiir ve söyleşileri sitemizden okuyabilir.

2025 seçkisi; 1 haykırış, 6 şiir, 9 hikâye, 3 fikir yazısı, 2 sinema yazısı, 1 şehir yazısı, 1 portre, 2 günlük, 2 hatıra, 1 mektup, 2 kitap değerlendirmesi, 3 “Tasavvuf Konulu Romanlar” dosya yazısı, 1 sorgulama ve 1 söyleşi olmak üzere toplam 35 metinden oluşuyor.

Bu yıl (2025) yazarlarımız açısından da bereketli geçti. Dr. Ali Sait Sadıkoğlu Düşüncenin Kıyameti 1 – Felsefenin Ölümü, Bahadır Dadak Kimseye Küs Değilim, Bilal Can Anlam Krizi: Gündelik Sosyolojinin İzleri ve Nesnelerin Dünyası, Davut Bayraklı Dehliz & Tarihin Koridorunda Cevabı Zor Sorular, Oryantalist Metinlerde Öteki İmgesi: İslam – Osmanlı – Müslüman – Türk ve Tarihe Geçen Sözler, Cüneyt Dal Boşluk da Resme Dâhil, Repliğim Neydi!?, son olarak da Rumeysa Topal Ahu adlı kitaplarını yayımladı. Okuyucularını bulmaları dileğiyle…

Son olarak bu seçkiyi hazırlayan Feyyaz Kandemir’e, metin seçmede yardımcı olan Adem Suvağcı, Oğuzhan Yılmaz, İbrahim Orhun Kaplan’a ve de seçkinin okurla buluşmasını sağlayan Ahenk Kitap’a özellikle teşekkür ediyorum. Adını tek tek sayamadığım ama içindekiler bölümünde göreceğiniz yazarlarımıza da şükranlarımı sunuyorum. Yazarak “olma” yolunda günlerini geçiren, yazdıkça kendine dair yeni bilgilere ulaşan ve böylece okurlara da hayata dair yeni bir pencere açan yazarlarımıza minnettarım.

Sulhi Ceylan 


Kadife Dokunuşun Sertliği – Edebifikir Seçkisi 2025 kitabına ulaşmak için tıklayabilirsiniz.

 

DİĞER YAZILAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir