Karşıdan Bakanlar

Yıllar sonra kendimi nasıl olduysa tekrar bu sokaklarda bulmuştum. Hâlbuki çıkarken bir daha adımımı atmam diyordum. Unutmaya çalıştığım geçmişim bir anda karşıma çıkıvermişti işte. O sokakta gördüğüm bakışlar beni alıp 20 sene öncesine götürmüştü. Hatırlamak istemediğim, üstünü çizip yeniden yazmaya çalıştığım geçmişim karşımdaydı. Öyle omuzlarım dik göğsümü gere gere değil… Sürüne sürüne çıkmıştım bu sokaktan, geçmişimi de silerim sanmıştım. Ama şimdi buradaydım, bu sokağa karşıdan bakanların tarafında. Nefesim kesilmiş, başım dönmeye başlamıştı. Hayat ne tuhaftı. Kız çocuğunu gördüğümde donup kalmıştım. Başına geleceklerden habersiz bu harabelerin içinde evcilik oynayadursun daha kızlığa erişmeden mahallenin tüm yükünü omuzlarımda taşımaya başlayacaktı.

Kızım Esma altı yaşında. Kara gözlü meraklı bakışlarıyla gelmişti dünyaya ne vardıysa merak edecek. Allah biliyor ya doğacağını öğrendiğimde onu yük saymış, kurtulmak için elimden geleni yapmıştım. Feryat figan mahallenin ebesinde bulmuştum kendimi. Boşaltsın karnımı diye dil dökmüştüm. Yok, ne denediysek olmadı. Yedinci doğumumu kapı eşiğinde, acısız sancısız bir başıma yapmıştım şu evde. Hayata bu kadar sımsıkı tutunacak ne vardıysa kör olasıca kendi kendine doğmuştu. Doğdu, gördü göreceğini de işte. Ne üstünde başında var, ne karın tokluğu bilir. Onun bunun verdiği çul çaputla geldi bu yaşa, şu sidik kokulu mahallede. Ben de burada doğdum büyüdüm, o da burada böyle büyüyecek. Bu mahallenin çocuklarının kaderi bellidir. Doğarlar, başlarında ne ana olur ne baba. Şanslılarsa evin ablası, -abla dediysem 8-10 yaşlarında -evin büyük çocuğu analık eder. O da yoksa yarım akıllı komşu teyzeler. Bu mahallede büyür, yaşlanır ve ölürler.

Esma’yı da okul çağındaki ablaları bu yaşa getirdi. Para lâzım. Ne iş olsa yaparım da bizim gibilere kimse iş vermez ancak hela temizlerim. Olmaz olasıca babaları canı çalışmak isterse çalışır, kazandığına da gider orda burada zar atar, at yarışı oynar. Parası bitince yine gelir evden tırtıklar. Büyük oğlum desen babasının yolunda. Kimseye bir faydası yok. Diğeri kâğıt toplar. Küçük oğlum mendile çıkar.  Büyük kızımın geçimini ne ile sağladığını herkes bilir ama kimse konuşmaz. Bir de Esma’mız var işte meraklı gözlerle dünyaya bakan.

Esma. Kara gözlü güzel Esma. Bahtı güzel olasıca. Tüm gününü bu harabelerin içinde oyunlar oynayarak geçirir. Sağında, solunda, etrafında ne oluyor öğrenmeye heves eder. Sorularına cevap verecek birini bulduğunda yakasına yapışır türlü sorular sorar. Okula gitmeyi o kadar çok istiyor ki. Hani şu yan mahalledeki bayraklı pembe binaya. Bir ablayla tanıştı geçenlerde. Bir süre sohbet ettiler yetişkinler gibi. Öğretmen abla dedi ona okul yaşının geldiğini. Pembe binada öğretmenlik yapıyormuş. Yakında tüm sorularına cevap verecek birileri olacak etrafında diye o adar heyecanlıydı ki. Bir heves anlattığında ablaları gülüp eğlenmişlerdi. “Seneye suya, mendile çıkarsın sen de. Kim götürecek seni okula” demişlerdi. Esma istemiyordu ne mendil ne su satmak. Pembe binaya giden çocuklardaydı gözü. Otururdu pembe binanın karşına, hayal kurardı onlara bakarak. Hayalleri hep aynıydı. Mavi formasını giyinmiş sırtında kırmızı okul çantası, elinde aynı renk beslenme çantasıyla okul yolunda yürüyor.

Ne mücadeleler gerekmişti bu günlere gelebilmek için, o zaman hayalini bile kuramayacağım bir hayat yaşıyordum şimdi. Hiç de kolay olmamıştı bu çukurdan çıkmak. Ama başarmıştım. Şimdi sanki geçmişime bakıyordum karşıdan. Donup kalmıştım o kara gözlü kızı gördüğümden beri. Kendimden de, değiştirmeye gücümün yetmediği bu dünya düzeninden de nefret ediyordum.

Çalıştığım inşaat firması bu bölgedeki yapıları incelememi istemişti. Koca firmada benden başka kimse yokmuş gibi kentsel dönüşüm projesinin başına getirmişlerdi. “Tarihi dokulara olan ilgini takdir ediyoruz” demişti şirketin CEO’su, cevap verememiştim. Tarihi dokulara ilgim neden var, onu soran olmamıştı zaten. Yıllar olmuştu bu sokaklara girmeyeli. İşte şimdi tam da buradaydım. Her şeyin başladığı yerde, bu kız çocuğunun karşısında.

Kara gözlü kızım Esma tutturdu okul diye. Kim sokuyorsa aklına bunları. Ben istemez miyim okula gitsin. Ama yok, ne iş var ne para. İş yoksa okul da yok. Burada doğan çocuklar, temiz su içmeye hasret çocuklar… Doğarlar, büyürler, benzer işler yaparlar kıyıda köşede kim vurduya gitmezlerse burada evlenir, çoluk çocuğa karışırlar. Hayat ne zaman adil oldu ki! Birileri arabalara binecek birileri de o arabaları temizleyecekti. Dünyanın düzeni böyleydi. Benim payıma da ışıklarda araba temizlemek düşmüştü zamanında. Esma’nın yaşında başlamıştım eve ekmek getirmeye, büyük abim erkenden uyandırır, takardı beni de peşine ışıklarda araba kollardık elimizde su şişeleriyle, arabaların camlarına zorla su fışkırtır içeridekilerin tiksinç bakışlarına rağmen silerdik camları.

Esma yine arkadaşlarıyla oyuna dalmıştı harabelerin içinde. Koca koca arabalar geldi. Şıkır şıkır ablalar, abiler indi. Çocukların oyunu mecburen bozuldu.  Esma olup biteni anlamaya çalışıyor ama arkadaşlarının umurunda değildi. Mahallelerinde ilk defa gördükleri arabalara dokunuyorlar, şoförler uzaklaştırmaya çalıştıkça daha çok sürtünüyorlar, kendilerine yeni bir oyun bulmuşçasına eğleniyorlardı. Esma konuşmalara kulak kabartmış dinlerken bu kadınla göz göze geldi. Ne diye bakıyordu kendisine öyle donuk donuk anlam veremedi.

Tekrar onun yerinde olmak ister miydim, asla. Bu sokakları adım gibi biliyorum. Hiç mi silinmez insanın hafızası. Ne çok anı var, kâbus oldular ömrümce. Sokakta gezdirme bahanesiyle önlerine aldıkları kuzenlerine bisiklet selesinden sürtünen ergen amca çocukları mı dersin… Öbür sokakta daha da ileriye götürmek isteyen amcalar mı! Bu mahallenin ergeni de yetişmişi de aç, doyumsuz. Sanki bütün çocuklar mahallenin erkeklerinin gönlünü eğlemek, evleri geçindirmek için buradalar. Hem bu kız çocuğuna başka bir hayat sunmak isterdim hem tüm bu mahalleyi dağıtıp her yanı yakıp yıkmak. Tüm anıları yok etmek. Geçmişimi yok etmek. Ama hayatın gerçekleri. Ben ne yapabilirdim ki. Elimden ne gelirdi.

Yok müzeymiş, yok otelmiş. Her köşede bunlar konuşuluyor. Yarım yamalak bilgileriyle bu işten ne koparırım diyenler sağda solda dolanıp fırsat kollamaya başlamışlardı. Bize ne olacağı kimsenin umurunda değil. Mahalleli paylarına ne düşer hesaplamaya başladı bile.

Nerde görülmüş zenginin fakirin hakkını verdiği. Buraları kendilerine mesken ederken biz ancak uzaktan bakarız değişen mahallemize. Sınırından geçemeyiz yerimizin, yurdumuzun. Nereye gideriz, ne yaparız kimsenin umurunda değil. Daha geçen hafta diğerlerine benzemeyen adamlar dolaşıyor, eski taşları kurcalayıp duruyorlardı. Bugün de şık giyimli bir kadın geldi lüks arabalarla, yanında ceketli adamlar. Kadın bakıp duruyordu Esma’ya.

Esma tedirgin olmuştu kadının bakışlarından. Ortamdaki gergin konuşmalardan… Birkaç gündür kulaktan kulağa konuşuluyor. Ona bir açıklama yapan olmasa da sağdan soldan duyduklarıyla buralardan gideceklerini anlıyor. Hâlbuki pembe okulu hemen yan mahallede. Yakında okula başlayacaktı. Gidecekleri yerde de olacak mı pembe okul acaba? Annesi geldi. Onu merak ettiğinden değil de bu konuşulanları anlamak için geldi yanlarına.

Yıllar olmuştu görüşmeyeli ya, unutmuşsun kan kardeşini. Ben daha görür görmez tanıdım seni Kader. Şu yan sokakta kesmiştin parmağını, daha ufacıkken benim elim kanadı diye. Moral vermiştin kan kardeşim Kader. Kader sen kaldın burada, ben seni ne aradım ne sordum. Bak yıllar geçti, kendimi yine burada buldum. Sen beni tanımadın bile. Bu küçük kara gözlü kız senin kızınmış demek. Ayfer ben, Kader. Ben bu mahallenin kız çocuklarını kurtaracağım. Onlara bu kokuşmuş mahalleden çıkartacağım. Şimdi inanmıyorsun ama gör bak çok iyi gelecek bu hepsine. Bu düzene alışmış sana bile. O kadar kıymetli ki bu topraklar üzerinde oturduğunuz yüzüne bakmadığınız bu taşlar, size yepyeni bir hayat sağlamaya yeter. Bizans, Osmanlı kim bilir belki daha da eski antik dönemlerden ne kalıntılar çıkacak kim bilir. Size üç kuruş verip bir köşeye sürüklemelerine göz yummayacağım Kader.

Bu kara gözlü kızdan biraz büyüktüm Kader. Evden kaçmıştım. Koşarak kaçmıştım. Arkama bile bakmadan. Ben ne yaşıyorsam sen de benzerini yaşıyordun Kader. Konuşmuyorduk belki ama içten içe biliyorduk, gözlerimiz konuşurdu o zamanlar. Gücüm yetse katil olacaktım, yetmedi Kader. Dayanamadım sarhoş babamın beni kumar masalarına meze etmesine. Kimsenin ses çıkarmayışına, babam olacak adamın gündüz olunca hâlâ yüzüme bakabilmesine.  Kaçtım. Kaderimden kaçtım. Kaçışım bana bambaşka kapılar açtı. Karşıma bir kadın çıktı, aldı beni bambaşka biri haline getirdi. Okudum, o yan mahalledeki bayraklı pembe binanın bir benzerine gittim. Okulu çok sevdim. Sen de severdin Kader. Başaracağım. Değiştireceğim bu mahallenin kız çocuklarının kaderini. Aklımdan geçenleri sana söyleyebilmeyi o kadar çok isterdim ki.

Sena Demir

 

DİĞER YAZILAR

1 Yorum

  • Aynur MACİT , 23/06/2026

    Benim naif, güzel hassas kalpli Senacığım,
    Öncelikle seni gönülden tebrik ediyorum. Çok etkilendim okurken. Bu metnin sadece hikaye olmasını o kadar çok isterdim ki, ama malesef hala günümüzde yaşanan acı gerçekler. Kız çocuklarının okuyamaması, çocukluklarını yaşayamadan bazı yüklerin altında ezilmeleri, daha okul çağındayken annelik rolünü üstlenmek zorunda kalışını öyle güzel işlemişsin ki, yüreğimize dokundu yazdıkların. Bir film sahnesi gibi canlandı yazdığın şeyler gözümün önünde. O annenin yanındaydım sanki. Geçmişin yükünü kendi omuzlarımda hissettim. Altı yaşındaki o kara gözlü Esma… Ahh! Esma… Senin sırtında okul çantası olmalı, elinde ise kitapların…. O meraklı bakışlarınla kim bilir ne güzel işler yapacaksın gelecekte. Faturayı neden kız çocukları ödüyor bu ülkede? Kız çocuklarının hayal kurmasına, okula gitmesine izin vermeyen sistemlerin bir an önce düzelmesi ümidiyle… “Doğduğun yer, kaderindir,” sözünün edebiyattaki en somut hali senin bu metnin. Annesinin kaderi Esma’ya geçmesin diye dua ettim içimden…. Esmalar okulsuz kalmasın…. Mucizeler gerçek olsun….

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir