takatsizler yokuşu
bir endamı güzel derdim bin oldu esmedim o güzel ikindilerde sancıdım dizine yatsam da annemin derdim benden kesit aldı bak
bir endamı güzel derdim bin oldu esmedim o güzel ikindilerde sancıdım dizine yatsam da annemin derdim benden kesit aldı bak
geceyi kollarıma ölü bıraktı sevgilim uykusu bana emanet uykum ona emanet çünkü sevilince çocuk oldu sevince çocuk oldum döndüm tümden
sabit öfke tuzu kurular yastıklı başıyla hoş olanlar anlayamayacakları derde gözyaşı dökene kınar gözle bakanlar bir elma verilse elmanın sevdikleri,
noksan düşlerle yaşıyor insanlık düşünde görecek kadar istemeyi istiyor doymuyor entelijensiya pratiğiyle arası açılmış fikre kitap yığınlarının her an insan
bölünmüş yola yollarımı kırdılar çıktım enfes bir yola çokça şarkılarınız arasında retarder sesi kulağımda kemanımı kırdılar eteklerime bastılar attım allah’ın
Bak Postacı Geliyor dosyamızın dokuzuncu mektubunu Fatmanur Petek yazdı. *** sevgili dostum hannane’ye, öncelikle kusuruma bakma, artık çok yorgun biri
ben dağıma gidiyorum benden almadığı yüklerimi hangi kervana çözeceğim nereye koyacağım hazımsızların mide suyunu derimden kavlatıp balığın karnından çıkıp aslanın
penceremizin önündeki erik ağacının son yaprak çağrısı mevsimler geçiniz insana yaranılmaz ki kişioğlu bir köpek dolaştırıyor en derininde insanı anlamak
büyük türk bir şeyi oldu “bu, senin eserin” bunumla süslüyorum dedi dünyayı kan ve gözyaşı istiyordu gereklilik boyandı sabahlarında meydanın
seni sıkıca saranda bir hasret tahmin ediyorum ne güzel espri, çölün ortasında büyürken yüzmeyi öğrenmen fil titrer ve dünyayı sana
evin en devrilen yerlerine kaçıp da nereye ben ha nereye sakının kalplerinizi eteklerimde taşlar bir bulut devrilir gibi beni geçerken
“hölderlin, hangi taş ezdi seni tadın böyle güzelleşmiş”* bir filmde görmüştüm yağmur ukulele çalıyordu bir kitapta okumuştum adorno’nun rüyasına gelmiş,
noktayı çoğalttık ansiklopedi eyledik halk içinde helak olduk hakkı unutturdular bir gün ağlayarak yine koştum hazrete diye insan derdim aştı