
seni sıkıca saranda bir hasret tahmin ediyorum
ne güzel espri, çölün ortasında büyürken yüzmeyi öğrenmen
fil titrer ve dünyayı sana hazırlar
ayı parçalar güzelliğin, sendeler ikindiler.
sana bakmak,
gelirken binilen çürük merkebin
tazece koşması geri dönerken
gölgelikten gülen yüzle ayet okuyarak çıkışın
susulacak en güzel yer senin sustuğun
konuşulacak en güzel yerde konuştun
seni tek başıma değil görenlerinle
hannâne, ah ağlayan kütüğüm
inleme
seni görenleri senle beraber görür gibi
ebu zer’i meyvesinden istifade edilen bir ağaç olarak düşledim
okuyunca denizcilerin ve denizlerin irşad olduğu
tufeyl bin amr’ın denizi anlattığı şiire kim bilir nasıl dahlin
ahşap putunu senin kokunla kıran ebu derda
ebu hureyre’nin hırkasında minik bir kedi olup sana bakmak düşü
usul küçük bir kız çocuğu düşledim evlerinin içinde, babasına anne
ah yetim inci
ah incinmişlere baba
ah şaşırtan denge
ayın ikiye bölünüşü orda
bile bağrım bile yüzüm
bozuluşa meyilli
bile seni unutmak
bile ölümlerden ölüm
ay hâlâ olası yüzün
seninle beraber bahaneleri kovuldu cehaletin
fakat nefsim pek yaramazlaştı efendim.
seni andığımda yanımda bitmiyor bir çiçek
sana gelen bir oku karşılayamıyorum iyi mi
dünya sürgünümde uzatmalar
ve diri diri gömülebiliyoruz hâlâ
iki ciğerimiz sönmüyorlar
gül bağırdı ya muhammed!
dikenlerimi törpüledim.
-şiirimizin çocuk eki-
iki resim arasındaki yedi farkı bulunuz
“çok mal bulunmazdı evinde
fevtinde, göründü zırhı rehinde.”
———————————
çok mal bulunurdu evimizde
ölsek bulamazlar evin içinde
Fatmanur Petek

