
sinemde yankılanan bir sina
ezberimde kaşı çatılmış ayetler tevbe’den
sayısız yıllar geçmişse de musa’nın duasından
harun’un yalnızlığına ağlıyorum
arkamda bıraktığım dağların boynunda sayısız ayakla
kim kurtaracak bizi bu zirve denen izbeden
sözünü çaldığım dağların heybetinde
elimde kırık sabırlardan yapılma bir haya
bu ben değilim, ben değilim bu, değilim ben
iman ettim dünyanın sessizliğinin ortasından yardığı aya
öne gitsek, arkaya dönsek yüzünü göremeyeceğimiz
korkarım yaratanın yansımasının büyüklüğünden
ama nefesimizden belli musa kadar büyümediğimiz
yine de yüzünü gösterir misin allah’ım
mazlumun ahını bir kez daha işitirsen
dönüp sorduk akdeniz’e
yazık ki bugünlerde iskenderiye suları dalgalı
kim görebilmişti hayatında
gemilerin deniz ortasında konaklayıp durduğunu
bir kanın akışını durdurabilmek için alaylı
önceden haberi taşıyan güvercinlerin
kim demişti ulusun orta
açlıklar içinde bulgur şişeleri olduğunu
öyle kaleler kuramam bu şehir için yalvarma bana
tam orta yerinde bırakırım savaşı
sözü esirgenmiş sararmış bir çağ bu
yeşillerinden yağmur yerine kül dökülen
yalnız bir deniz var aramızda karanlığıyla
ismi gibi ak değil sorunca kan sökülen
ne denir nil’in suları götürürken sevgilimi
uyuşuk bir heyecanla salınıyor şimdi sokaklarında
farkında değil sarı toprağın ölümcül sessizliğinin
haberi yok nehirle onu akdeniz’e dökeceğimden
kendim çıktım yola, ortasında bıraktım onu yitikliğimin
ama bir kahire ki kahırlar içinde
sokaklarında sessizce kopan kıyamet midir bilmedi
benimse hırçın bir hayvan hırlar içimde
kalk sevgili, bak karşı kıyıya diyemedim
dedemin mezarına eğilmişken kimdi
o şehrin tam ortasında yakınken her şeye
duyuyor muydun diye fısıldayan, soy kıranın sesini
mezara eğilmişken evet duydun mu
mezarlara, mezbaha, manzara ve bir daha
kanım donmuştu, kalp atışım ağzımda
sevgilim, sakın çevirme yüzünü karşı kıyıdan
kulağım dirilerin dinlendiği toprağın ağzında
burada soğuk bir sessizlik var, anlatamam
bin şehrin içinde bütün efsaneleri uyusam da
bulamadı hiçbir hayatın tazeliği bizi
sustumsa ciğerimin içi deli haykırışlarında
çocukluğuma dönemem aranıyorum her köşe keskin
hem bu dünyadan kaçmadan önce beni
suçladılar firavunların mezarını çalmakla
sevdiğim karanlık ellerde, sesim sendin
ya son kez görseydim yüzünü
ey kırk bir şehrin annesi, gariplerin hüzünü
anlar mıydım, kim değdirdi nazarını sana
bu hoyrat çirkinlik niçin çekmiyor elini
ah bütün bu savaş sona erecekse
son bulacaksa seferimizin çilesi
soruyorum işte canım isa, yeniden ölür müsün
benim peşinden gidecek bir babam kalmadı
bıraktım ölüler, ölülerini gömsün
kimim ki sırtımda taşınsın şehirlerin sesi
ey annelerin annesi, en beyazı meryem
sayıklamalarla tazeliyorum nefretimi
ey kelimelerin kalemi, en peygamberi
yalvarırım kalkın, biriniz bir söz söyleyin
duyamıyorum, delirmek üzereyim
böyle böyle
ne de olsa hep soluyor
deli akan gençliği ısıtan bir kan içimizde
denizler de yolunu bulmuş akıyor
sonrası sessizlik işte biliyorsun
yeryüzünün acı çocuğu yine de uyuyor
bütün isimleri rahatsız ederken
ey çileli, asr-ı saadetin kederi susuyorsun
kurtulmuş kitabın kapağı arasında bekleyen
kelimeler çatlatıyor bin çağı taşıyan bileğimi
duyamıyorum, bir ses haykırıyor, çığlık derinken
nefes nefese nasıl bir çağa geldik diyemiyorum
ağzımı açıyorum, görüyorum, düşüyorum
bütün çağlar birbirine geçerken
rüyamda bir kadın ölüyor, uyanmıyor düşlüyorum
Nazlı Nesibe Kılıçoğlu

