Edebiyatın En Latif Yalanları ve Ruh Sırrı

6: MEKTUP HÂŞİYESİ

Yayımlayanın Notu: Evrak-ı metrûke arasından çıkan ve 6. Mektup’un muhafaza zarfı içerisine katlanarak iliştirilmiş olan bu hususi varaka, Celâl Vecdi Bey’in kütüphanesindeki kitap kokan dünyasından süzülüp gelen bir “Hâşiye”dir. Metin, Garp edebiyatının devlerine dair bir vukufiyeti gösterdiği gibi Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “insandan ve sokağın sıcaklığından kopuk” estetik anlayışına indirilmiş bir darbe niteliğindedir. 

HÂŞİYE-İ LATÎFE 

Aziz Dostum Davud Nedim Bey,

Geçen gün Laleli’deki küçük dergâh odasında, bizim matbuat deryasına yeni heves eden genç müritlerden birinden Balzac hakkında pek latif bir rivayet işittim.

Rivayete göre koca romancı, bir akşam dostlarıyla mükellef bir sofrada otururken fevkalâde mahzun ve perişan görünmüş. Sebebini sual ettiklerinde, yazmakta olduğu romandaki biçare kahramanın intihar edeceğini, onun bu mukadderatına pek müteessir olduğunu söylemiş. Hazırcevap arkadaşı da hemen atılıp, “O halde intihar ettirmezsin azizim, mesele hallolur” deyince Balzac, o kocaman gözlerini açıp, “Hiç öyle şey olur mu? Ben onun kendi kaderine nasıl müdahale edebilirim?” cevabını vermiş.

İtiraf ederim ki azizim, bu hikâyeyi ilk işittiğimde ben de pek beğendim. Lâkin dimağım boş durmadı ve eve döner dönmez kütüphanemdeki sararmış eski Fransızca monografileri ve hâtıratı şöyle bir mütalaa edince gördüm ki, bu vak’ayı doğrulayacak tek bir muteber vesika mevcut değil. Balzac’ın bin bir borç ve hırsla dolu hususi mektuplarında, devrini anlatan hâtıratlarda ve ciddi biyografilerinde böyle bir sofradan yahut böyle bir konuşmadan asla bahsedilmez. Hangi roman olduğu, hangi kahramanın intihar ettiği dahi belli değildir. Her anlatan başka bir kitaba, başka bir şahsa bağlar.

Fakat hakikatin bundan ibaret olması, bu şirin rivayetin kıymetini büsbütün ortadan kaldırmaz. Çünkü bu gibi rivayetler, bir sanat telâkkisinin rûhunu anlatırlar.

Balzac’ın bütün ömrünü feda ettiği muazzam İnsanlık Komedyası’nı düşününüz. Aynı insanlar bir romandan ötekine geçer, yaşlanır, zenginleşir, iflâs eder, âşık olur ve nihayet unutulur. Bunlar âdeta Paris sokaklarında yaşayan, nefes alan hakikî insanlardır. Bu sebeple sonradan teşekkül eden bu hikâye, Balzac’ın şahsi hayatını değilse bile, edebiyata bakışını pek güzel hulâsa eder. Müellif, kahramanının mukadderatını keşfeden bir müşahede ve keşif adamıdır.

Buna müşabih başka rivayetler de vardır ki, meşhurlarından biri Oscar Wilde’a aittir. Malum ya, o da bir yazısında Balzac’ın (İlahi Komedya’sındaki) bahtsız şairi Lucien de Rubempré’si için “Hayatımın en büyük facialarından biri onun ölümüdür” der. Şüphesiz bu söz bir Garp mübalağasıdır. Fakat okurun hayalî bir insanı hakikî bir dost kadar, sinesine basarak benimseyebildiğini ne güzel de gösterir.

Diğeri bir rivayet ise Gustav Flaubert etrafında dolaşır. Derler ki, Madame Bovary’nin feci ölüm sahnesini yazdığı günlerde günlerce kendine gelememiş. Hatta ağzında arsenik tadı hissetmiş ve dostlarına hıçkırıklarla “Emma öldü! Emma öldü!” diyecek kadar derinden sarsılmış. Bunun da elimizde sahih bir vesikası yoktur lâkin bu rivayet, Flaubert’in de kahramanlarını yaşayan canlı insanlar gibi kurduğuna dair umumi kanaatin zamanla hikâyeye dönüşmüş şeklidir.

Kanaatimce edebiyat tarihinin en güzel, en asil yalanları bunlardır Davud Nedim Bey. Çünkü bunlar hakikatin görünmez sırrını daha kuvvetli hissettirmek için doğarlar. Balzac’ın sofrada böyle bir cümle kurup kurmadığını bugün dahi bilmiyoruz lâkin iyi bir romancının, kahramanlarıyla arasındaki mukaddes münasebeti anlatmak isteyen bir zihin, bundan daha güzel bir temsil de bulamazdı.

İşte bizim Ahmed Hamdi ile bu koca sanatkârlar arasındaki uçurumu gösteren de budur ya azizim! Hamdi, akademideki loş odasında çıplak mankenleri ve soğuk tuval bezlerini birer cansız dekor gibi seyrederken, Garp’ın romancıları oluşturdukları gölgelerin ölümüne hakiki gözyaşı döküyorlar. İnsanı ve cemiyeti sevmeyen, sokağın nabzından kaçan bir muharririn fildişi kulesi ne kadar parıltılı olursa olsun, nihayetinde içinde canlı bir ruh barındırmayan soğuk mumya müzesinden farksız kalacaktır.

Muhabbet ve hürmetle… 

Kadim Dostun

Celâl Vecdi Eminzade


1. Mektup: Şark ve Garp Arasında Bir Babıali Cengi
2. Mektup: Yahya Kemal’in Gölgesindeki Mağrur Yalnızlık ve Hariciye Korkusu
3. Mektup: Tezatlar İçinde Bir Ruh: Pozitivist Dalgalar ve Eski İnanç
4. Mektup: Şairin Teknokratlık Hülyası ve Hikâyecinin Şişesi
5. Mektup: Babıali’nin Hergele Meydanı ve Kırtıpil Lakabı
6. Mektup: Narmanlı Han’daki Fukaralık ve Platonik Evhamlar

DİĞER YAZILAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir