Cehaletimin Kâğıttan Duvarına

Bak Postacı Geliyor dosyamızın onuncu mektubunu Feyyaz Kandemir yazdı.

***

Şimdi bütün bu kitapları beyninizde sıkınız ve bana bir damla, bir damla aydınlık süzünüz. Çıldıracağım. Söyleyiniz bana, nasıl bir dünyadayız biz?
(Peyami Safa, Matmazel Noraliya’nın Koltuğu)

 

Sevgili Kütüphanem,

Ben kitap okumanın insan için bir ihtiyaç olduğunu 20 yaşımda fark ettim. Romanlarla başladı okuma maceram. Sonra 5-6 yıl ne bulduysam okudum. İsmini ilk kez duyduğum iyi bir yazar veya kitap benim için dünyanın en heyecan verici hadisesine dönüşüyordu. Hemen o yazarı araştırmaya başlar, kitabına ulaşır ve okumak için sabırsızlanırdım. Birileri bana kitap tavsiye etsin, okuma listeleri versin, okuduğu kitapların hayatındaki tesirini anlatsın diye hevesle beklerdim. Kimdi o, hatırlamıyorum, okuduğunuzdan daha çok kitap satın alıyorsanız dert etmeyin, bu durum ileride sizi bir kütüphane sahibi yapar demişti. Evet, hayalim zaten bir kütüphane kurmaktı ve bu denkleme göre son derece doğru hareket ediyor, bir üniversite öğrencisi olarak harçlıksız kalmak pahasına bir okuyup beş kitap alıyordum. Sonra gelir elde etmeye başlayınca bu beşler ona, otuza, kırka döndü. Maaşımın çeyreğini, bazı aylar üçte birini kitaba yatırıyordum. Kötü bir eğitim almıştım, okudukça bu eksikliği kapatacaktım. Yetersizlik hissinden kurtulacak, içimdeki o koca boşluğu dolduracaktım. İlk yıllar heves ettiğim her kitabı okuyordum fakat bundan vazgeçtim. Hedefe dönük okumalı, seni de bu şuurla kurmalıydım. İslam klasikleri, dil, tarih ve edebiyat odaklı bir müktesebata yöneldim. Artık eleştirel okumayı da öğrenmiştim, kaliteli kitabı kalitesizinden ayırabiliyordum. Başladığım her kitabı bitirmek mecburiyetinde olmadığımı anlamıştım. Gitmiyorsa zorlamayacaksın. Beğenmediysen bırakacaksın. Okunacak onca kitap arasında sırf bitirmiş olmak için kitap okunmaz. Bu nedenle okuyup beğenmediğim kitapları elimden çıkartıyordum. Bu süreçte bazı kitaplara geri dönmenin ve onları tekrar tekrar okumanın gerekli olduğunu gördüm. Bununla birlikte içten içe bir şeyleri yanlış yaptığımı da seziyordum. Din, dil, tarih ve edebiyat… Sosyal bilimlerden geriye ne kalmıştı? Diğer tüm disiplinler de zaten bir şekilde bunlarla ilgili değil miydi? Bu geniş ilgi alanları içinde mecramı nasıl bulacaktım?

Kendime sınırlar çizmeye başladım. Bir âlim olmadığıma göre dinin itikad ve muamelat kısmıyla yetinmeli, tasavvuf klasiklerine yönelmeliydim. İslam ve Türk tarihine ilişkin genel okumalarımı sürdürüyordum fakat böylesi geniş bir alanın üstesinden gelmek için birkaç ömür gerekliydi. Dil ve edebiyat yan yana gidiyordu bir şekilde, Türkçenin en eski yadigârlarını toplamaya başlamıştım ve sen de biliyorsun ki en çok bunları okumaktan zevk alıyordum. Türk edebiyatının büyük yazarlarını da karışık şekilde okuyordum. Araya doğu ve batı klasiklerini katıyor, çok boyutlu bir okuma macerasıyla bir şekilde mecramı bulacağımı düşünüyordum. Nitekim bulur gibi oldum. Türklerin Anadolu’yu yurt tutmaya başladığı tarihî dönemi gözüme kestirdim. Türk edebiyatının kuruluş devriyle bu dönemi birlikte ele alabilirdim. Fakat Sevgili Kütüphanem, ne oldu biliyor musun? Zamanla kitap alma aşkım, kitap okuma aşkımın önüne geçti. Belki sen bunu fark etmedin ama giderek bir kitap biriktiricisine dönüştüm. Bu kötüydü işte. Dahası, okuduklarımı düşünüp hazmetmek, okuduklarımdan ve düşündüklerimden hareketle fikir imal etmek derdine düştüm. Kitap biriktirmek pek iyi bir şey olmasa da, fikir üretme çabası bir yönüyle mecburiyetti. Doldukça taşacaksın ki akış sürsün. Notlar almaya ve formüller geliştirmeye başladım. Seçtiğim alanın ciddi sorunları vardı ve yanlış algılarla bu alan çok fazla istismar edilmişti. Bu sorunlarla baş edecek cesaret ve enerjim var mıydı? Köprülü’ye, Gölpınarlı’ya, Ahmet Yaşar Ocak’a kafa tutmak, onların kurduğu ve geliştirdiği paradigmayı sarsmak öyle kolay mıydı? Sen kimsin derler adama! Hadsiz budala!

Sonra Sevgili Kütüphanem,

Evlendim ve seni bölmek zorunda kaldım. Bir kısmın annemin evinde kaldı. Öte yandan zihnim de bölünür gibi oldu, baktım araştırma motivasyonumu kaybediyorum hemen yüksek lisans yapıp odağımı tekrar toplamak istedim. Eğitim hayatım berbattı demiştim ya, tahsilimin en zevkli dönemi yüksek lisans oldu. Yüksek lisans sebebiyle aldığım yeni kitaplarla daha da zenginleştin. Kesilen bir ağaç dalının toprağa dikilip kök vermesi gibi sen de yeni yerinde köklendin, kendini buldun. Sonra alıştığın yerden tekrar söktüm seni. Bundan yaklaşık üç buçuk yıl önce taşındık ve bu sefer geldiğin yeri yadırgadın. Önceki düzenin yoktu artık, sende aradığımı bulamıyordum. Seni düzenlemek de içimden gelmiyordu çünkü dijital imkânların cazibesine iyiden iyiye kapılmıştım. Pek çok ansiklopedi dijital erişime açılmıştı, anlık çeviri desteğiyle her dildeki bilgiye ulaşmak mümkündü. Makaleler bir tık ötedeydi. Sesli kitaplar yaygınlık kazanmıştı, kitap okumanın külfetine katlanmak zor geliyordu. Geçim gailesi, hayat koşuşturması, çocuklar falan derken… Taşındığımızdan beri seni bir türlü düzene sokmaya elim varmadı. Seni eve sığdıramaz oldum. Zırha zırh dolu yedi kitaplık ve daha açılmamış yirmi beş koli kitapla per perişan hâldesin, vicdanımı sızlatıyorsun. Hani bir yiğit vardır, atıyla diyar diyar dolaşır, yoldaş olurlar birbirleriyle, dosttan öte candaş olurlar. Yıllar geçse de yollar bitmez, at kocar ve yiğit ölmez. Vay haline o atın ki yiğidinden önce kocamış olsun. Yol alacağı at ister yiğit. Hele bir de vefasızsa salar eski atını. Türküde diyor ya: “Gurbetin bağrına düştün, yılkı yılkı yıkıldın mı?”.

Sevgili Kütüphanem, 

Her kitap bir âlemdir ve sâyende yüzlerce âlemi gezdim. Dilin, edebiyatın, tarihin küçük kalelerini kuşattık birlikte, daha büyüklerine göz diktik. Ben o yiğit gibi vefasız olmayacağım, arkandan ağıt da yakmayacağım. Seni yalnız kendim için değil, evlatlarıma ve torunlarıma kalasın diye de kurdum. Daha geniş bir evde mutlaka vahdete erişeceksin. Gel gelelim gerçekler var güzel dostum. Yukarıda sıraladığım dijital imkânlara bir de yapay zekâ eklendi. Şimdi mektubun girişine yerleştirdiğim epigrafa tekrar bak. Peyami Safa’nın hayal ettiği şeyin çok daha fazlası şu anda mümkün. Sınırsız verinin bulunduğu bir mekanizma var, ne sorsan cevaplıyor. Doğru yönlendirirsen doğru cevapları alabiliyorsun. Şimdi sorarım sana: Ben 37 yaşımda bu dijital imkânlar tarafından ayartılıyorsam, benim çocuklarım, olursa torunlarım neden dönüp de senin yüzüne baksınlar? Seni tozlu bir ata yadigarı olarak görüp muhafaza etmeleri bile zor. Muhtemelen bir yere bağışlayacaklar. Kelepir fiyattan satacaklar ya da… Senin için fark eder mi bilmiyorum. Neticede bir araçsın. Esas olan bilginin insana ulaşmasıdır. Bugün kitapla, yarın başka bir araçla. Gücenme bana hiç, durum bu. Senden bütünüyle vazgeçemem ama yeni araçlara da kayıtsız kalamam. Her şeye rağmen güzel vakit geçirdik, inşallah daha da geçireceğiz. Entelektüel obezitem yüzünden seni fazla semirttim, aslında biraz fazlalıklarından arındırılman gerekiyor. Mesela o kalın sözlükler ve antolojiler artık gereksiz ve hiç kullanışlı değil. Hepsi gidecek. Geniş bir ev niyaz ediyorum Hüda’dan, nasip olursa orada varlığını daha konforlu devam ettireceksin. Cehaletimi gölgeleyen kâğıttan duvarımsın, öyle kolay vazgeçer miyim senden?

Feyyaz Kandemir


BAK POSTACI GELİYOR DOSYASI 

  1. Ömer Can Coşkun – Hiç!-Nâme
  2. Oğuzhan Yılmaz – Ko Desinler Bize Deli Usludan Yeğdir Delimiz
  3. Sinem Çağlancı – Tenhalık Provası
  4. Muhammed Furkan Kâhya – Canım Kızım Havva Nihan
  5. Şadiye Sare Kaplan – Sevgili biri…
  6. Mehmet Erikli – Sevgili Beyaz Mantolu Adam
  7. N. Cihan Karakurt – Tozlar Var Mehmet Abi
  8. Tahir Tarık Balıkçı – Cumali’ye Mektup
  9. Fatmanur Petek – sevgili dostum hannane’ye
  10. Feyyaz Kandemir – Cehaletimin Kâğıttan Duvarına
  11. Cüneyt Dal – Arya’ma…
  12. Nur Cihan Şeker – Kadife Dokunuşun Sertliği Edebifikir 2025 Seçkisi’ne
  13. Sulhi Ceylan – Değişim: Hayatın Lokomotifi

 

DİĞER YAZILAR

2 Yorum

  • Ne önemi var , 14/06/2026

    Hoş geldin abi

  • eskiye özlem duyup eyleme geçmeyen bir arkadaş , 13/06/2026

    Boşuna “abi” demedik Feyyaz abimize ☺

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir