
Bak Postacı Geliyor dosyamızın beşinci mektubunu Şadiye Sare Kaplan yazdı.
***
Sevgili biri…
Sana böyle hitap etmek istemezdim ama kim olduğunu bilmiyorum. Aslında kim olduğum hakkında da pek bir fikrim yok, buna şimdilik değinmeyeceğim. İnsan bazen herhangi birine içinde ne var ne yoksa anlatmak istiyor. Yoklarla dolu içim!
Feyyaz Yiğit’e kolundaki dövmenin (domo toranaga makarameso anjinsen hayt) anlamı sorulduğunda, babasının duygularını ifade edemeyeceği durumlarda kullandığı bir cümle olduğunu söylüyor; “sen hangi anlama gelsin istiyorsan o anlama geliyor” diyor babası bu cümle için. Bazen “seni seviyorum” demek, bazen “misafirlik fazla uzadı” demek. Neyi söyleyemiyorsan o. Yani şöyle demek istiyorum, kiminle konuşmak istiyorsam sen o’sun ya da kiminle konuşamıyorsam.
Mayısın sonu şimdi, saat biri altı geçiyor, hava artık saat biri altı geçerken bile sıcak. Biraz esinti olsun istiyorum, her zaman biraz esinti. Perdelerim hep uçuşsun, saçlarım, kağıtlarım… Ama sanki yer bulut gök bulut, nefes alamıyorum. Üstelik bu daha başlangıç. Sivrisinekler girecek devreye, bazen elektrik kesintileri bazen su kesintileri, meyveler çabucak çürümeye başlayacak, çay içmek bile iyi gelmeyecek. Bir insan yaz aylarını neden sever anlayamıyorum. Yakıcı hava, upuzun gündüzler, uyku problemleri ve başka pek çok can sıkıcı şey. Sen seviyor muydun bu arada yaz mevsimini? Eğer seviyorsan bana gönül koyma. Bulunduğum şehir itibariyle yaz mevsimini sevmemeye hakkım olduğunu düşünüyorum, bu yüzden hırçınlığım. Ama isyan değil, yanlış anlama ne olur. İsyan çok büyüktür benim boyumdan.
Kendimi odamda, evimde ya da hayatımda nasıl konumlandıracağımı bilemiyorum. Nerede durursam oranın bir parçasıymışım gibi görünürüm, orada oluşum sorgulanmaz yahut bulunduğum yeri yadırgamam bilemiyorum. Böyle böyle geçiyor ömrüm. Yersiz.
Az evvel bir arkadaşımla telefonda görüştük, epeydir görüşmüyorduk, konu konuyu açtı sohbet ettik biraz. Bir ara minik bir anımı anlattım heyecanla ve o da dedi ki, hâlâ küçük şeylerle mutlu oluyorsun… İçimde bir tel koptu galiba, küçük şeylerle mutlu olan biri olarak hatırlandığım için mi küçük şeylerle mutlu olan biri olmama rağmen bu kadar üzgün olduğum için mi bilmiyorum. İncecik bir tel hiç incelmediği bir yerden kopuverdi.
Zaman çok hızlı, acımasız, telaşlı, vahşi. Başkalarının yaşantılarına bakarak ne kadar yol aldığımı aniden fark edeceğim yaşlara eriştim. Yol almak derken herhangi bir ilerlemeden bahsetmiyorum, su aktı ben sürüklendim. Nihayetinde bir yerdeydim, bir yerlerden geçtim ve şimdi de başka bir yerdeyim. Neredeydim, nerelerden geçtim, şimdi neredeyim çok da anlayamıyorum. Kendi hayatımdan bunca edilgenlikle bahsetmem tuhaf geliyordur belki sana. Belki doğrusu bir şeyler yapmaktır. Herhangi bir şeyler belki. Yapamıyorum. Zamanın nasıl hızlı geçtiğini başkalarının neler yaptığına bakarak fark ediyorum. Hayatı başkaları üzerinden okuyorum.
Bir öğrencim var, teneffüste bahçeye çıkıyor, kendine bir bank bulup oturuyor ve etrafı izliyor. Zil çalıp herkes binaya girince, bahçe boşalınca geliyor sınıfa, bahçede izleyecek bir şey kalmadığında. Yemekhanede mesela, herkesi izliyor sonra yemeğine başlıyor, bazen yemiyor bile. İçten içe kızıyorum ona, izlemesin dâhil olsun istiyorum bir şeylere. Oynasın, gülsün, koşsun, yaşasın. Belki o da başkalarına bakıp kızıyordur. Bilmiyorum. Belki başkaları da bana…
Üzerimden aylar, mevsimler, afetler, asırlar geçmiş gibi. Bir fırça gelip kayanın tozlarını süpürürse tozların altından ben çıkacağım sanki. O kayaya ait de değilim.
Sana neler anlatıyorum, neden anlatıyorum, tüm bunların ne önemi var… Bilmiyorum. Kafamın içinde bir sürü koli var. Aradığım şeyi bulmak için hararetle açıyorum hepsini, kolilerin içinden çıkanlar ne aradığımı unutturuyor. Sanki bin yıldır taşındım ama yerleşemedim. Zaten her zaman böyle yaşarım.
Bunca isimsiz kolinin birine bırakacağım şimdi bu mektubu. İlk açtığın koliden mi çıkar en ağırından mı en yıpranmışından mı bilemiyorum, hangisinde istersen onda olacak, ne anlatsın istersen onu anlatacak, kimi duymak istiyorsan onun sesiyle seslenecek.
Güzellikler diliyorum.
Domo toranaga makarameso anjinsen hayt.
Şadiye Sare Kaplan
BAK POSTACI GELİYOR DOSYASI
- Ömer Can Coşkun – Hiç!-Nâme
- Oğuzhan Yılmaz – Ko Desinler Bize Deli Usludan Yeğdir Delimiz
- Sinem Çağlancı – Tenhalık Provası
- Muhammed Furkan Kâhya – Canım Kızım Havva Nihan
- Şadiye Sare Kaplan – Sevgili biri…
- Mehmet Erikli – Sevgili Beyaz Mantolu Adam
- N. Cihan Karakurt – Tozlar Var Mehmet Abi
- Tahir Tarık Balıkçı – Cumali’ye Mektup
- Fatmanur Petek – sevgili dostum hannane’ye
- Feyyaz Kandemir – Cehaletimin Kâğıttan Duvarına
- Cüneyt Dal – Arya’ma…
- Nur Cihan Şeker – Kadife Dokunuşun Sertliği Edebifikir 2025 Seçkisi’ne
- Sulhi Ceylan – Değişim: Hayatın Lokomotifi

