
Bak Postacı Geliyor dosyamızın altıncı mektubunu Mehmet Erikli yazdı.
***
Sana bu mektubu yazarken kalabalık bir caddenin arasında sıkışıp kalan bir masada dördüncü çayımı içiyorum. İnsanların aceleyle işlerine koyulduğu, belli aralıklarla gevrek kahkahaların kulağıma kadar geldiği bu cadde, kimsenin kimseye gerçekten bakmadığı bir yerden başlayıp bitiyor. Sen de bir zamanlar böyle bir kalabalığın içindeydin. Belki de hiç değildin. İnsanların arasında kaybolmak nasıldır, ya da nasıl anlatılabilir? Sana bakıp bakıp hakkında konuşanların ama seni hiç mi hiç anlamaya çalışmadıkları o yerde, çiğ ve yılışık kalabalıkta herkesten çok fark edildiğin halde nasıl kaybolabildiğin sorusunun peşindeyim.
Aynı zamanda sana hayranlık da duyuyorum. Herkesin birbirini taklit ettiği bu gösteri toplumunda sen birilerine benzemeye çalışmadığın için mi ait değilsin buraya? Bunun bedelinin ağır olduğunu bildiğin halde kendinden taviz vermeden bize gösterdiğin için teşekkürler. Bugün hâlâ birçok insan senin yaşadıklarını yaşıyor olabilir. Kalabalıkların içinde apaçık göründüğü halde silikleşip anlamsızlaşan ve günün sonunda kendini bir yabancıdan öte görmeyen insanlar… Bu yüzden seni tek bir hikâyenin sonucu olmaktan çok küstahlığın nerede başlayıp bittiğini gösterdiğin yerde ve arzularından berî yaşayan küçük insanın saf giysisi gibi görüyorum. Sana bir kahraman olduğun için değil, insan olmanın en kırılgan hallerinden birini temsil ettiğin için yazıyorum. Çünkü senin hikâyen, yalnız ve meczup sanılan bir adamın hikâyesi olmaktan öte dünya ile arasına mesafe koyanların ve kendine bu yer yüzünden hakiki bir yer bulamayan insanın hikâyesi bana göre.
İnsan gerçekten kimdir? Başkalarının ona baktığında gördüğü yalın kişi mi, yoksa kimsenin görmediği yerde kendi kendine kaldığında hissettiği kaotik varlık mı? Etrafındaki insanlar seni bir gariplik, bir eğlence, bir tuhaflık olarak gördüler. Sen ise tüm bunları ne onayladın ne de reddettin. Oysa bu türden bir sessizlik insanın kendi varlığını korumak için ortaya koyduğu bir refleksti. En azından ben öyle gördüm. Konuşmadın çünkü bazen dil, iletişimin en kusurlu aracı olarak insanı başkalarının yargılarına teslim eden bir giyotin gibi çalışır. Muhtemelen bunu çok iyi biliyordun. Bunu da böylece gördüm. Belki de senin asıl suçun, bu dünyanın yazılı olmayan kurallarına uymamaktı. İnsanlar seni anlamaya çalışmak yerine ötekileştirmeyi tercih ederken kendi olamayışlarını yahut hasarlı kişiliklerini sana yamamaya kalktıkları için bir tür deneme tahtasına döndüğün gerçeğini de ne kabul ettin ne de reddettin. En çok da bu sorunun cevabını merak ediyorum. Konuşmayacağını bilsem de belki buna yazarak bir yanıt verebilirsin.
Sırtındaki beyaz mantonun gerçekte bir giysi olmadığını da düşünüyorum. Bunu belki de toplumun dayattığı kimliklere karşı sessiz bir direniş olarak görebiliriz. Bana söyler misin bir manto gerçeği ne kadar örter? Belki de varoluşun en ağır yükü budur. Bilemiyorum. Bir şeyleri açıklamak zorunda bırakıldığımızda dünya sürekli bizden bir kimlik, bir amaç, bir gerekçe ister. Suskunluğun, bu yükü hafiflettiği düşünülse de bu pek kolay değil. Keşke her suskunluk insanın bir parça yükünü sırtlayıp götürse.
Hikâyen bana şunu söylüyor, insan dünyaya uyum sağlayamadığı için itilip kakılmaz aksine dünyanın eksik ve kusurlu taraflarını kendi dışındakilere yansıttığı ölçüde uyumlu ya da uyumsuz kabul edilebilir. Bunu da tam olarak bilemiyorum. Sessizliğin bir yenilgi gibi kabul edildiği bu gösteri toplumunda dünyanın gürültüsüne verilecek en dürüst cevabı suskunlukta arayanlara bir kapı araladığını düşünsem de bu kapıyı çalmanın hakiki bir “olma” durumunu zorunlu kıldığı gerçeği o kapıyı kolay lokma olmaktan uzaklaştırıyor.
Senin gibi bir suskun olabilmeyi çok isterdim.
Sevgimle…
Mehmet Erikli
BAK POSTACI GELİYOR DOSYASI
- Ömer Can Coşkun – Hiç!-Nâme
- Oğuzhan Yılmaz – Ko Desinler Bize Deli Usludan Yeğdir Delimiz
- Sinem Çağlancı – Tenhalık Provası
- Muhammed Furkan Kâhya – Canım Kızım Havva Nihan
- Şadiye Sare Kaplan – Sevgili biri…
- Mehmet Erikli – Sevgili Beyaz Mantolu Adam
- N. Cihan Karakurt – Tozlar Var Mehmet Abi
- Tahir Tarık Balıkçı – Cumali’ye Mektup
- Fatmanur Petek – sevgili dostum hannane’ye
- Feyyaz Kandemir – Cehaletimin Kâğıttan Duvarına
- Cüneyt Dal – Arya’ma…
- Nur Cihan Şeker – Kadife Dokunuşun Sertliği Edebifikir 2025 Seçkisi’ne
- Sulhi Ceylan – Değişim: Hayatın Lokomotifi

