Bir Cinnet Dekorasyonu
Henüz üzümün yaratılmadığı günlerden bu yana, neredeyse her gün kapısına tebelleş olan misafir, o akşam yine gelmişti. Ne vakit gelse
Henüz üzümün yaratılmadığı günlerden bu yana, neredeyse her gün kapısına tebelleş olan misafir, o akşam yine gelmişti. Ne vakit gelse
İçi içine sığmayan bir adam. Anlaşılan güzel bir haber almış. Az ötesinde karalar bağlamış oturan bir başkası. Evet ona göre
Sulhi Ceylan ve Bahadır Dadak’tan minimal bir öykü… *** Bahadır Dadak huzursuz düşlerinden uyandığında kendini papatya desenli şezlongunda korkunç bir
Yazamıyor. Şuna bakın. Bir ucube. Bir de Kamu Yönetimi okumuş. Daha kendini yönetmekten aciz. Saçı sakalı birbirine girmiş. Mütebessim. Ama
Odasında dönüp duruyordu. Aynanın karşısına gelince durdu. Bakışlarını yüzünde gezdirdi. Alnında, şakaklarında, burnunda, dudaklarında bir mana aradı. Bulamadı. Tekrar tekrar
İnsan sıkışmıştır. İyi ve kötü, güzel ve çirkin, doğru ve yanlış, az ve çok, kolay ve zor arasına. Geceyle gündüz,
Sağ Kulakçık Şaşırıyorum kendime. Nasıl da soğudum her şeyden. Etrafın gürültüsü patırtısı etkili oldu sanırım. Yaşadıkça, okudukça, göremedikçe aklımın orta
Hikâyenin ilk bölümünü buradan okuyabilirsiniz: Cemreler Düştüğünde İkindi namazını kılıp, yolu biraz daha uzatmıştı. Caminin karşısındaki Fuatpaşa Caddesine doğru yürümeye
(İkinci Kısım) IV. Sami Efendi Dergâhında sıradan bir gün. Şeyh Hazretleri günlük zikrini bitirip divana geçti. Dervişanın da dikkatini çekmiştir
Fotoğraf: Ara Güler Üç tekerlekli arabasıyla aheste aheste gelen bu tatlıcı; özbeöz İstanbulludur. Adı Cemil. Hâlâ Eyüp’teki dededen kalma evinde
Metin Eloğlu’na (Birinci Kısım) I. Sami Efendi Dergâhında sıradan bir gün. Derviş Nuaym helaların temizliğini az evvel bitirdi. Birazdan dergâh
1. Bölüm Ocağın üzerinde fısıldayan çaydanlığa eşik eden kesik kaşık sesi; ‘çın çın çın…’ Ayağının istemsizce sallanırken masada bıraktığı titreşim,