her sabah gibi bir sabahtı
“Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor Eski zamanlardan bir Cuma çalıyor Durup köşe başında deliksiz dinlesem Sana kullanılmamış bir gök getirsem
“Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor Eski zamanlardan bir Cuma çalıyor Durup köşe başında deliksiz dinlesem Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Hamza abi evlendiğinden beri mahalleliye küsmüştüm. Başka bir semtte bulduğum işe yetişmek için sabahın köründe, ilk dolmuşla mahalleden çıkıyor; iş
Biri yaklaşıyor. O mu acaba? Şalım düzgün mü? Hay Allah, saatim nasıl da takıldı püsküllere! Heyecandan elim ayağıma dolaştı. Sakin
Sabah gün ağarmadan işe gitmek için yola çıkan mahalleli, birkaç dakikalığına da olsa Faik Usta’nın dükkânının önünde durmaktan kendilerini alamadı.
…Eşyaları kullanmak zorunda olmak ne kötü!” diye düşündü Augusto, “Onları eskitmek zorunda olmak… Kullanılınca harap oluyorlar, bütün güzellikleri kayboluyor. Eşyaların
“Eğer bir serçe konarsa pencereme onun varlığına katılır ve kumu didiklerim.” John Keats Odamın duvarında bir çatlak peyda oldu. Önceleri
“Nefret ettiğim iki şey arasında seçim yapmak zorundayım; ya aklımın tiksindiği düşleri seçeceğim ya da duyularımı dehşete düşüren eylemi.” (Fernando
Dünya garip bir yer olmadan evvel, ama öyle az berideki evvel değil, çok çok evvel bir zaman içinde, böyle söylenmeli,
Boyası yıllar önce dökülmeye başlamış ve bir daha da kimsenin yeniden boyamaya vakit bulamadığı bir eski zaman kapısından giriyorum. Birbirine
Uyumak için soktuğu başını kanatlarının arasından çıkardı. Gece güne dönüyor, her şey zifiri karanlıktan aydınlığa doğru yavaş yavaş yol alıyordu.
I’d rather be a sparrow than a snail Yes, I would If I could I surely would Kimseyle konuşmak, görüşmek