Çirkin Bir Adamın Öylesine Hikâyesi
Ellerimi iki yanıma açarak bağırıyorum: “Hadi gelin, yok mu daha sizden, gelsenize, gelsenize ulan!” Dizlerim titremeye başlıyor. El ve ayak
Ellerimi iki yanıma açarak bağırıyorum: “Hadi gelin, yok mu daha sizden, gelsenize, gelsenize ulan!” Dizlerim titremeye başlıyor. El ve ayak
Feyyaz Kandemir’e Vaktinden evvel olgunlaşanlar, vaktinden önce ölürler mi? Bu soru bir tanrı misafiri gibi zihnime otağını kurmuştu. Konargöçer değil
08.30 Zrrrrr… Ertele? Kapat? Eyyvaahh! İş görüşmesi! Ulan Serkan ne vardı sanki bu gece geç yatacak. Al işte geç kaldın.
Her işin bir evveli, bir başlangıcı olur da bizimkinin olmaz mı hiç! Olur elbet. Yaz biteli daha bir ay bile
“Evlat dedi bana bak. Kimse dokunulmaz değildir. Yasalarıma, kurallarıma karşı gelme, emirlerime itaat et, benim dilediğim gibi yaşa, sonra istersen
Seyfi, köle ticareti haberini kanıksamış, yüzündeki acımayı andıran hüzün yeni yeni silinmeye başlamıştı ki bir haber sitesinde yarım sütun yayınlanan
“Sıkıntının yurdu zihindir. Kaygılar ise insandan bağımsız yaşar. Onları ancak insan zihni bağımlı hale getirebilir.” Tevatürcü Ayfer —
Vakit, güneşin tüm çıplaklığıyla kendini gösterdiği bir vakitti. Köpekler dilleri bir karış dışarıda geziyordu. Evvelden bu yana her zaman köpeklerden
Baş dönmelerim geçmemiş olsa da, kendimi şu zıkkımın dehlizlerinden çıkaralı çok olmuştu. Şezlongdan sırtımı ayırır ayırmaz gözlerim kararmaya başladı. Duvarlara
Homurdanarak çalar saatini kapattı. Tekrar uyumayı denedi, uyuyamadı. İşe gitmesi gerektiğinin bilinci bütün azalarına sirayet etmişti. Gayri ihtiyari yatağından fırladı.
Hasan Abi’nin, kargalar henüz kahvaltılarını yapmamışken ocağa koyduğu çayı her zaman leziz olur. İstanbul’un bir türlü İstanbul olamamış bu kenar
Gözyaşları hıçkırıklarına karışmış halde deliler gibi koşuyordu. Nefes alıp vermesi o kadar hızlıydı ki, minik kalbi sanki göğüs kafesinden fırlayacaktı.