Neden Ragıp Bilmiyorum!
Saat gecenin üçü. Hayata tutunma çabası olan, bir kravata ya da masaya bağımlı bir insan için dünyanın sonunu andıran bir
Saat gecenin üçü. Hayata tutunma çabası olan, bir kravata ya da masaya bağımlı bir insan için dünyanın sonunu andıran bir
Z şehrinde büyük bir vâveylâ kopmuştu. Bu çığlık kurda kuşa, taşa toprağa ulaşmış her mahlûk her nebât kendi lisanınca ağıtlar
Bu yaptığım kaçıncı dereceden bir kusur olur bilmiyorum ama size mektup yazmaktan kendimi alamadım. Lyubov Teyze. Size böyle hitap ediyorum
Asırlar öncesinde, buralardan çok ama çok uzaklarda bir ada ülkesi vardı. İnsanları, o kadar uzun zamandır oradaydılar ki nereden ve
Bana ait şiirlerin okunmadığı, hikâyelerin anlatılmadığı, gazellerin söylenmediği ucu bucağı olmayan sokağa giriş yaptığımda aslında yok oluşun da bir var
Bu ânımı tasvir edebilecek yeni namına tek cümlem yok. Çaresizce ellerimi yirmi beşinci yaşıma uzattım. Onu ellerinden tutup masama oturttum
Odam öyle kalabalıktı ki toplamaya nerden başlasam dağılma oradan yayılacaktı diğer yerlere. Gölgeli umutlar, pembe yalanlar, beyaz düşler, tozpembe hayaller;
“Bugün çok güzel bir gün olacak. Hissediyorum. Rabbim, bugün bana yeni güzellikler sunacak.” Bu cümleleri yüksek sesle tekrar ederek okula
“Burası benim için bir gün, içimdeki bütün ölüleri gömüp gideceğim bir mezarlık” cümlesini okuyup kitabı yanındaki boş koltuğun üzerine bıraktı.
Kuşku Her akşamki gibi eve döndüğünde aynadaki yüzünü sarkmış, lüzumsuz bakışlar altında ezilmiş, yıpranmış ve yaşlanmış buldu. Yorgunluk kahvesiyle birlikte
Sobanın üzerindeki çayın kıvama geldiğini fark etti. Elini yakmamaya çalışarak olduğu yerden aldı, az önce serdiği yer sofrasının kenarına koydu.
Her sabahki gibi patronsuz bir iş hayâliye uyanmış, ayaklarını sürte sürte işe gelmişti. İşyerinin girişinde bir hareketlilikle karşılaştı: artık herkesin