Dut Ağacı

Yazar: Merhabalar. Yeni yazdığım kısa hikâye ektedir: Dut Ağacı Elimdeki testereyle kapının önündeki ağacı tavaf ediyor, keseceğim dalları kararlaştırıyordum ki

Mesai

Sokağın başında bekliyorum. Bu ara fena halde paraya ihtiyacım var. Üç kişiyle paylaştığım dairenin üzerime düşen kirasını geçen ay veremedim.

Bodur

Bodur, çirkinliğin tarihi yeniden yazılsa, dünyayı dolaşıp bütün çirkinleri görmenize gerek kalmayacak kadar tipsiz bir adamdı. Orman gibi gür, çatık

Gerçek Kesit

I. Uyananlar uydu. Paçasın sıvayıp suya uydu, düğmesin bağlayıp bağa uydu, sarığın dolayıp dağa uydu. Mis sürüp uydu misvak sürüp

Maske

Görmek bu değildi. Perde yoktu aslında. Gözlerinin önü açıktı. Maske sadece burnunu ve ağzını kapatıyordu. Ne var ki konuşabiliyor, koklayabiliyor

Döküntü

Rızk Çay Ocağı’nın emektar döküm sobası, baharın sonuna doğru gözden düşmüş, yazlık bahçedeki kırık masa ve sandalyenin atıldığı alana doğru

Aklın Odaları ve Saklı Huzursuzluklar

Gece yarısı. Ayağına doğru bir soğukluktur sokulmuş; ağır ağır onu huzursuzluğuna taşıyacak olan o biricik evhamlarından biri daha çıkagelecek ve

Bir Avuç Beyaz Leblebi

İhtiyar kadın, başındaki yemenisini itinayla düzeltti. Sedirin yastığına yaslanmış, eskimeye yüz tutmuş emektar tahta pencereden dışarıya bakıyordu. Ne vakittir burada

Arkaya Doğru İlerleyelim

Otobüsün orta kapısına yakın, ayakta, topuklarımın sızısını beynimde hissederken fark ettim onu. Yan yana duran insanlardan ziyade üst üste yığılmış

Bir Çift Terlik

Canım nineme…  “Beni büyüten, hayatı öğreten, üzerime titreyen gözleri güzel kadın. Seni kaybettikten sonra tekrar bulmanın heyecanı ile yazdım bu

Bir Oduncu Masalı

Bir tanık vardı. Çürümüş dalları tanırdı. Sararmış yaprakları tanırdı. Kurumuş ağaçları tanırdı. Sağlamı ayırır kütük derdi. Yamruyu alır bir baltaya

0-1-2

Kulağım tıkalıydı. Hiçbir şey duymadım. Duymadım ve görmedim. Şimdi düşünüyorum, neyi anlatmalı? Duymadıklarımı mı, görmediklerimi mi? Uzun süredir bir amacın

Bıçak ve Kabzadaki El

Haklılığa ve tüm haklılara… * Sokrates’in Karısı: Seni haksız yere öldürüyorlar. Sokrates: Ne yani, haklı mı olsalardı! * İki mutlu

Keşke

İkindi vakti, bahçede yaz aylarının rutini olan semaver yakma işiyle meşgulüm. Babamla annem oturmuş sohbet ediyorlar. Çocuklar oradan oraya koşup