Bir Öfkenin İzdüşümü
Zil çalar çalmaz dışarıya döküldü bütün çocuklarım yine, sanki kırk dakika boyunca işkence yapmışım gibi onlara, sanki yıllarca tutsak tutmuşum
Zil çalar çalmaz dışarıya döküldü bütün çocuklarım yine, sanki kırk dakika boyunca işkence yapmışım gibi onlara, sanki yıllarca tutsak tutmuşum
Muzaffer Bey yorgundu. Öyle ki emekliliğine az kala, hayattan da emeklilik vaktinin geldiğini hissediyordu. Yirmi yılı aşkın bir süredir vatanına,
Hamza… Okula diye çıkıp okula gitmediği günlerin birinde, okula diye çıkıp okula gitmediği diğer günlerde olduğu gibi caminin karşısındaki kahvehanede,
Çırak Bütün angarya işleri yapmama rağmen en az maaşı ben alıyorum. Yerleri süpür, Umut. Tuvaletleri yıka, Umut. Makinelerin yağını sil,
Bahçeyi seviyorum. Bahçe sevilir zaten. Bu mevsimde daha çok sevilir. Ben daha çok severim. Ağaçların yaprakları dökülmeye başlamış, havanın yapışkan
– Anne. Bağırmadım. Bağırmadan söyledim, bağırmadan seslendim. Anneme. Zaten duymak isteyene bağırmak saygısızlık olur. Annem beni duymak ister ve hep
Hamal gibi sırtında taşıdığı yorgunluklarını bir kenara itekleyerek olduğu yerde dikeldi. Şairdi. Bu sabah da her sabah gibi yeni baştan
Çok uzun zamandır onu izliyor. Başından geçenleri de görüyor mu? Sanmam. Hemen her gün yüz yüze geldiği bir takım durumların
“Macun çekilmesi lâzım oğlanın yattığı odanın penceresine. Biraz da tıngırdıyor cam”, dedi annem. Araba falan geçince camlar düşecek gibi oluyor.
Seyyar satıcıydı. Yazın yaz, kışın da kış mahsulü satardı. Karlı-yağmurlu, rüzgârlı-ayazlı günlerde işe çıkmayı daha çok severdi. Yazın en sıcak
Ve böyle gelip geçiyor yolculuğumuz, silahları belinden hiç çıkmamış adamlar karşılıyor ilk durakta bizi, bir şeyler istiyorlar, vermezseniz diyorlar… Ve
Muhtekir ve obur kış mevsimi rüzgârın çatımıza savurduğu kar tanelerini umursamadan kıytırık bir soğuğu pazarlamaya çalışıyordu. Minimini ellerimize süzülen zavallı