Kesik Kıpırtı!
Üstüme sinmiş derviş kokusuyla tanıdılar yalnızlığımı, Adımı düşürdüğüm tutanaklarda münzevi siluetiyle Gülüşü olmayan aynalardaki suretimi Evhamlara, müphemlere bırakarak yürüyorum şehre…
Üstüme sinmiş derviş kokusuyla tanıdılar yalnızlığımı, Adımı düşürdüğüm tutanaklarda münzevi siluetiyle Gülüşü olmayan aynalardaki suretimi Evhamlara, müphemlere bırakarak yürüyorum şehre…
vıı. ayıklanmış saçlarım var ötede mora çalmış karanlık içerisinde vııı. bir çölde su ararken kaybolmuş avuntum yalnızlığını yaşıyor her serap
hep pazartesidir yenilgilerin en çoğu, cesur tedirginliklerin oksimoronlardan, sonra yavaş yavaş kurtulup sesli çığlığa yapraklar yere inceden inceden bırakır ürkekliklerini
Ebabil’in kuşuyum filler başına Süt çanağında taşımışız şu ay’ı fi tarihinden bu yan Şavkı geceden ayândır, şafağa miras Eflatunî bir
Karıncaların diliyle geldim Bir dağ anlatısıydı sunduğum Cüssemi hesaba katmadan Yoruldu şimşir dualar şimdi Güneşten süzdüğüm bahtım Kör karanlıkta yoğruldu
Dünyanın altına saatli bir bomba koydum Sonra gidip uzandım Her saat başı uyandım Daha var dedim daha var Hangi özlem
raşit sonra hatıra biriktirir elimizde kalan ne varsa ne varsa dokunmuşluğumuz hatrına insanların ne varsa tutmuşluğumuz bir kivi kokusunun ciğerini
ölüm ellerimizde temiz saklı duruyor gamdan ve gülden geçmeden künhüne ermeden siyahın yapılacak bir şey daha var on sekiz değiliz
Ellerini çekerim geceden Yükselir içimde kırbaç dilli bir alev Ete değdiğinde uzaklığın Sustuklarım kusar içimde Yağmalarım haritanın sınırlarını Bedbin bir
Bir peçe iner şimdi Duvarlarımızın üstünden Mahallemizin kızıllığını Kuzeylinin ayıbını örter Okyanus kenarlarında İnsanların ellerini yakar Kuzeyliler durmadan Sonra hiç
gülersin bilirim cennet gülersin ölümlü bir düşüşle düşmenin sırası değil ikindi vaktine yaklaşıp menevşeleri ve erguvanları ve kız kulesini yarım