H/İçlenmeler

nedir elimizde avucumuzda kalan sarılmamış yaralar dinmemiş sızılar çokça yarım kalmışlıklardan başka göğümde sema eden çığırtkan bir kuş değil de

Parmak ile Boyanmış Bir Naat

Dilinin ucundan denize atlayan o adamı getirdim efendim Kayalara çakıldı mı bilmem efendim ben sadece getirdim efendim Siz istediniz diye

Kirazlıbahçe

kiraz çiçeği açan bir kayısı ağacıydın sen annen seni bir su damlasından yapmıştı sen uyurken bozkırı aşılamıştı rüyana içeriden büyüyen

Beni Yanlış Anla

Kalabalıkmış gibi gülümseyen tenhalığımın panzehiri yok Yoklardan yok beğen gel düşelim içime Dikkat elleri vardır harflerin Koru içindeki tenhayı Seni

Mütercimin Notu

-numan’ı incittin, hâlbuki süreyya yıldızı sanıldığından çok daha uzaktadır-  yola koyul bir kavme nispetle evvelden göktengriye tapan kocayan asil pençelerin

“Beşeri” Hoyrat

Tepesinde tek Allah toplusunda tek mermi damarları kupkuru kan geliyor ağzından dolu bulutlar gibi ağıp geliyor ölüm göğüslüyor yağmuru kan

İşaret Çocukları

Yasin okunan tütsü tütüne çarşılardan Geçerdi babam Başında yağmur halkaları Anam yeşil hırkalar görürdü düşünde Daha ilk güzelliğinde Alnını iki

Vah’lar

Ah Didem Sen de yanıldın Bak bir erkeğin de cenazesini kaldırıyor aşk Suya seccade Acıya boyunduruk Geceye yaşlar saçıyor Bu

tarhların üzerindeki yaşlı gezgine

sürür rüzgar usul yazın bitişinde keskin günler gelir adları kuşların izlediği yol uykusuz büyüyen gözbebekleri yaşayanların üzerinden kaybolmayan ruh özünde

Kuşlar Kanatsız da Uçar

kalabalık gitti ahali göçtü! sesini terk eden bin boğazdan azade sabahı seyir güzelliğine erişen ve bir sonrasına hazır olmayan bizler,

Yüzün İçin Bir Dua

söyle ve yüzümü yağmurla geçiştir sen bendeki solgun vehme inanırsın kalbini o vahim encama bitiştir ki çocuk sesleri akşamı kırsın

Alayına Şiir

Bu şiir, Edebifikir’in altı silahşoru tarafından namluya sürülmüştür. *** başakşehir bir sibel can deposu iskender’in öptüğüm muhafazakâr manifestosu ben severim

Tükenirken Nakdi Ömrümüz

semirmiş gölgelerimiz var, boyumuzdan aşan sözlerimiz gibi ölü diyojenler sıralanır yolumuza, kör ayaklarla çiğner geçeriz iri kelimelerimiz var dilimizden taşan,

ağrı

XV. şiirim şaşkın dolaştığım o vadinin duasıdır beni rüyamda öpen tutsaklığın sancısı evrenin yazgısını yaşıyorum, kadim bir tragedya içime gömdükleri