Türkçeyi Isırmadan

Yirmi birinci asra gelene dek şiirin Bekledik eşiğinde devr alarak Yunus’tan Fuzûlî harcamadık mürekkebi yalana Kalbimizle söyledik Türkçeyi ısırmadan Yaşadık

Sevgiliye Mektuplar

ben seni sevdim mi -sevdim- bir gülün ilk kez açışı gibi fesleğenlerin sarkışı gibi kameriyede akışı gibi ırmakların göklerden berkitilmiş

Bohçalarını Düzen Kadınlar Devrim Oldu Sanıp Bileklerini Kestiler Hâlbuki Elveda Lenin!

sulhi ceylan’a … – Eylül, 1939, II. Dünya savaşı başladı. Almanya Polonya’yı işgal ettiğinde Leyla Şimon Abraham kendini aryan ırkından

Çok Sesli Bir Sancı

bin kanatlı güvercinler uçuyor çığlık çığlığa gök yırtılıyor göğsünden benimse gözlerim tutunuyor titrek boşluklara ancak biz biliriz mevsimini dağların göğsü

Borda Seyir Fenerleri

mehmet raşit küçükkürtül’e I. serim düğüm doğum sular yosunları çağırıyordu o zaman bütün denizciler toplanmıştık o meydanda hani zaman yaratılmadığı

e’babil

e’babil’in kuşuyum filler başına kör kuyuların tarihini yazdım en çok çöllerin, ellerin ve kölelerin daha sonra kaç bin çakıldır sırtımdaki

Anılar

anılar, düşlerin sonrası yitik mirası aklıma damar damar saplanan o paslı kama kumral kadının gövdemi saran saçları alnıma çizgi çizgi

Eski

Bir kıta kadar eskiyim artık bakın. Öğütler öğüttüm değirmenlerimde. Tavşan pasta yanında zafer gazozu değildir, yaşamak ey insanlar! Meryem olmadan

derimde umudu bir günah gibi

sevmek her baktığımda gördüğüm her gördüğümde kaçtığım korkunç boşluk! sen yaşadıkça tuhaflaşan sabahlara uyandım dilimde ölümü seçen heceler var sabahlara

Naatın Kıyısında

acemi şairim gökdelenin elli ikinci katında göğe bakmak zor gelir bedevi değilim güneşi sırtlanamam bana farzlar da çok gelir dudaklarım

bıçağın üstünlüğü

beni bu oyundan dışarı atın çok yoruldum/ oyun bozanı olurum aksini sustukça dünyamın çok yoruldum/ çok yoruldum bir bıçağın üzerinde

Yaranın Esmer Kızı

I. -elif duvar titredi ve yıkıldı ölümün mor rengiyle gözleri göğsümde kapanmış cesetler üstüne II. -mim ölüm üşüten rüyadır soylu

üç şehrin şiiri

bekletip uzayın boşluğuna yıldızları çöllerin serabını konuşturuyordum bir yıldız yıldız olduğunu gözünde insanın nasıl kayganlaştığını söylüyor kürenin yani yumrusunda yerin

Yüzünü Göğe İşleyen El

akşamın kıyılarına yeşil bir atlas çizdim güneşin bungun ışığıyla son gölge yaşayınca varlık korkusunu aynaların kör bakışına sığındım -ayakların suya