Türkçeyi Isırmadan
Yirmi birinci asra gelene dek şiirin Bekledik eşiğinde devr alarak Yunus’tan Fuzûlî harcamadık mürekkebi yalana Kalbimizle söyledik Türkçeyi ısırmadan Yaşadık
Yirmi birinci asra gelene dek şiirin Bekledik eşiğinde devr alarak Yunus’tan Fuzûlî harcamadık mürekkebi yalana Kalbimizle söyledik Türkçeyi ısırmadan Yaşadık
ben seni sevdim mi -sevdim- bir gülün ilk kez açışı gibi fesleğenlerin sarkışı gibi kameriyede akışı gibi ırmakların göklerden berkitilmiş
sulhi ceylan’a … – Eylül, 1939, II. Dünya savaşı başladı. Almanya Polonya’yı işgal ettiğinde Leyla Şimon Abraham kendini aryan ırkından
bin kanatlı güvercinler uçuyor çığlık çığlığa gök yırtılıyor göğsünden benimse gözlerim tutunuyor titrek boşluklara ancak biz biliriz mevsimini dağların göğsü
mehmet raşit küçükkürtül’e I. serim düğüm doğum sular yosunları çağırıyordu o zaman bütün denizciler toplanmıştık o meydanda hani zaman yaratılmadığı
sevmek her baktığımda gördüğüm her gördüğümde kaçtığım korkunç boşluk! sen yaşadıkça tuhaflaşan sabahlara uyandım dilimde ölümü seçen heceler var sabahlara
acemi şairim gökdelenin elli ikinci katında göğe bakmak zor gelir bedevi değilim güneşi sırtlanamam bana farzlar da çok gelir dudaklarım
beni bu oyundan dışarı atın çok yoruldum/ oyun bozanı olurum aksini sustukça dünyamın çok yoruldum/ çok yoruldum bir bıçağın üzerinde
I. -elif duvar titredi ve yıkıldı ölümün mor rengiyle gözleri göğsümde kapanmış cesetler üstüne II. -mim ölüm üşüten rüyadır soylu
bekletip uzayın boşluğuna yıldızları çöllerin serabını konuşturuyordum bir yıldız yıldız olduğunu gözünde insanın nasıl kayganlaştığını söylüyor kürenin yani yumrusunda yerin
akşamın kıyılarına yeşil bir atlas çizdim güneşin bungun ışığıyla son gölge yaşayınca varlık korkusunu aynaların kör bakışına sığındım -ayakların suya