hayatın tüm nesneleri
hayatım üzerine kiminle konuşabilirim?… (mustafa kutlu) levyelerden vidalardan sökülen ve söküldükçe yalnız bırakan tüm dünya nesneleri bu sandalye mesela şurada
hayatım üzerine kiminle konuşabilirim?… (mustafa kutlu) levyelerden vidalardan sökülen ve söküldükçe yalnız bırakan tüm dünya nesneleri bu sandalye mesela şurada
Şimdi, bütün Leylalar çirkindir Diye bir cümle kurabilirim Hem cümle kurulan bir şey Hem de “güzelliğin on par’etmez” Leyla dediğin
Gönül hûn oldu şevkinden boyandım yâ Resûlallâh Nasıl bilmem bu nîrâna dayandım yâ Resûlallâh Ezel bezminde bir dinmez figândım yâ
seni düşünürken aklımı taşlara tutuyorlar ıssız ve yalnız odama doluyor kahır sevdanın kanayan rengiyle kavrulan derime konuyor bin kanatlı umutlarıyla
ekonomik bütünleşmeler: sabah 9.30, ikinci amfi o kadar güzelsin ki sevgilim bütünlemeye kalıyorum bir gün 25 saat, vize 45 final
şiire dönelim ey kalbim kumral kadınlar diriltelim mezarlardan bir bulutun akışını dinleyelim göğün çiçeklendiğini görelim biz bu göz çukurlarını boşuna
Nereye koyacağını bilemediğin bir eşyayı sıkıştırmak gibi Sıkıştırmak bir kenara kendini ve ellerini Atacak yer bulamadığın bir izmariti uzun uzun
bir akşamüstü serinliğinde aşkın leylak kokulu davetine çağırdım seni, ölüsü süslenmiş mezarlardan partizan bir yürüyüşle ve incecik gövdenle aşka nihilist
şeyhim sen demiştin vuslatın ilacı aşktır diye yoksa ben kitaplarımın içinde mutlu himmetim az gayretim yoktu şeyhim, tamam ben
Kuru yapraklar örterdim sensizliğime Yokluğunun keskinliği Yarardı gövdemi Dipnotlarında büyüttüm nefesimi Apartman kapılarından kovalandım İnsan pencereye benziyordu daha çok Ve
ı. çarşı pazarı geçtik koşturmadan nenesi ölen de biziz elinde nasır yeşeren de şimdi sarılmalıydı köçer bir küçük kızın sarı
Hâlbuki bir Kadıköy gecesiydiSokaklar tıklım tıklım hepsi buKadının gözlerinde kör bir derinlikYüzünde tılsımlı bir gülümseme Erkek bu, geceyi düşünürKadın bu,