Çölde Yön Arayan Gemi
Geçen gün, oldukça popüler bir dizinin orta yerinde söylenen bir sözle donakaldım: “İnsan bilmediği bir şeyin hayatında nasıl bir boşluk
Geçen gün, oldukça popüler bir dizinin orta yerinde söylenen bir sözle donakaldım: “İnsan bilmediği bir şeyin hayatında nasıl bir boşluk
Bilen bilir; denizini içinde besleyen, fırtınalarını da kendi doğurur. Bazı fırtınalar takvimsiz vurur sürgün yerinde. Har ile harman savurur zemheri
“O sabah sekiz gibi beni aradı. Ben de o gece sabaha kadar çalışmıştım, sağlam bir uyku uyumayı düşünüyordum. Telefonu
Hüzün, yağmur gibi inerken odama, kendi derinime çekilmiş çaresizliğin kollarında uyumaya çalışıyordum. Radyom, uyumamı sağlar diye hafiften açıktı. Derken
Gitmek bir parça ölmektir demişlerdi. Bilmenin en umursamaz yazgısıyla bildim. Her seferinde bir daha görmek için yalvarırken, tavşan çaresizliğiyle
Aynı seyirle devam eden günlerimin bir önceki gece ile klonlaştırılmış gecelerinden birini geçirmekle meşgulüm. Şehrin ordusu gibi dizilmiş apartmanlar,
İçimdeki sebepsiz mutsuzlukların dorukta olduğu bir gün… Evden çıkmak için dakikalarca süren hazırlıklarım nihayet sona eriyor. İçime sinmesi için
Şimdi gitmek her zamankinden daha zor. Vakitlerden gece. Gelip sadrıma oturan bir ağırlığı taşıyamadığım için yazıyorum. Aslında ne yazmak
Çoğumuz alışıktır hayat kompozisyonuna keşkeli cümleler kurarak başlamaya. Bu cümleler; kimi zaman söylenilmemiş sevgi sözcükleriyle, kimi zaman elinden tutulmamış
Kent yorgunuyum, ölümler kusuyorum hüzün anaforumda. Hangi acuze kente sığdıramadık ki kimliksizliğimizi? Hangi patikalı yollarda kaybettik düşlerimizi? İzi kalmış
Bir çocuğun “Seni anneme söylicem” küskünlüğüydü küskünlüğümüz. Hüznümüz buydu. Tüm olanları Rabbimize söyleyecektik. Kötülükleri, kötülükleri alkışlayanları, kötülüklere göz yumanları… Herkesi…