Aydınlanma
Kendini bil! Bu bir emir, unutma! İçimde pek çok Kanlı fotoğraf çektim. Bulamadım, Kendimden çıkan hafriyatta bil’i. Ne kadar saat
Kendini bil! Bu bir emir, unutma! İçimde pek çok Kanlı fotoğraf çektim. Bulamadım, Kendimden çıkan hafriyatta bil’i. Ne kadar saat
Şeytan, her nasıl yüz bulduysa, Tanrının huzuruna çıktı “Ey Tanrımız, dedi, “Ben görevimi yaptım, işler eskisi gibi zor değil; Uygun
“güvercinin gerdanlığı bir kez kaybolursa, onu bulmak mümkün değildir artık.” ömür cenazesinde mevsim ilk bahar taziyeye hangi çiçekle gidilir bilmem
evin en devrilen yerlerine kaçıp da nereye ben ha nereye sakının kalplerinizi eteklerimde taşlar bir bulut devrilir gibi beni geçerken
bazı geceler yarıyorum kalbimi, çölü, leylâ’yı ve ontolojik isyanları söküp. sıcak bir kuvarsın avuçlarımda bıraktığı yaradır o sütten arı ellerinde
Feyyaz Kandemir, Şeyh Galib’in “Sevdim seni” redifli meşhur şarkısını tazmin ve tanzir etti. Bu vesileyle vefatının 225. seneyi devriyesinde Galib
“hölderlin, hangi taş ezdi seni tadın böyle güzelleşmiş”* bir filmde görmüştüm yağmur ukulele çalıyordu bir kitapta okumuştum adorno’nun rüyasına gelmiş,
Oğuzhan Âsım Güneş, Şeyh Galib’in “Gizlesem de âşikâr etsem de cânımsın benim” mısralı meşhur şarkısını tazmin ve tanzir etti. Bu
Züleyha değildir her kadın ama tüm kadınlar benzer züleyha’ya böyle bir mirastır bu yusuf vakit varken topla kalbini çek sandalyeyi
Üşüten bir mum alevi gece Daha sabaha kaç karanlık eklemeli ey adı yâr olan? Afedersiniz… Adınız aşk diye sevmiştim. Düşüşümü bilin diye
Açılmış çığırdan dosta gidemem, Ayaklarım ize sığmaz.. ölürüm. Yaşarım, duyarım, tarif edemem; Düşüncem var, söze sığmaz.. ölürüm. El alır, göz
Her gün azgın bir akrep ısırır beni. Susarım, zaman saklasın diye ellerimi. Vicdanım üçayaklı bir kedi, terk eder kalbimi, Dilimin