bazen bir dalga

ekrana dalgın bakan çocuklar ve sade bir dost arayan hayat siz kapıyı vurmadan girin cinnete ve istiridyenin kalbine sonra tıkanmış

Şiir Duası

Rabbim beni koru! Dudaklarımdan asılıyor, Uzun vadeli dualar. Korkuyorum yol ayrımlarından, Dönüştüğüm kişi ve telaşlı ellerimden. Yüzüme düşen sensizliğin gölgesinden.

kaplumbağa ile tavuk ve meyra

geceleri turuncu puantiyeli taşra gündüzleri donuk bakışlı metropol adını sormayanlara otobiyografisini sunan kabuğunu seneye de giyecek kaplumbağa göğsünün daraldığını bilmiyorlar

Sensizliğin İğne Oyası

Şeyhim, Sen de kapattın ya dünya defterini, Artık sûra üfürülsün! “Şeyh ölmez”, bir kavle inanmıştım, Ölürse mürit ölür, küçük kıyamet!

Atlar, Aynalar ve Ay

I. delirmiş atlar kovalıyordu nallarımı, suskunluktu ölüm değilse, kaçmıyordum alazında içimin tortularını saygıyla eriten cam fanuslar içinde bir can kesiği

Mevsim Kuşatması

Sular boşaldı Küresel barışamasak da ısındığımızı söyledi uzmanlar Her yerde senin iklimin hâkim Yazları sıcak ve kurak kışları yangın ve

Çile

Gâiblerden bir ses geldi: Bu adam, Gezdirsin boşluğu ense kökünde! Ve uçtu tepemden birdenbire dam; Gök devrildi, künde üstüne künde…

isfahan’da gün ağardı

bir adam dökemez içinde ne varsa ama kadınlar bir güz yağmuru sonsuzluğa yağarlar yıldırımlar bu yağmurun en büyük şarkısı bir

Ötelerin Ötesi

Ey içimdeki alev sesi, hayal köprüleri Akrep ve yelkovanın cenk meydanı Çalınan dikkatim ve gitme kal Sensiz bir çığlık olur

çağrıyı duyar gibi

biz birçok kez çağrıldık birçok kez düşsel bir boşlukta yaşamın ve ölümün bağlandığı bir noktadan acıya ve bir çiçeğin susuzluğuna

Yalancı Oje

yalancı ojeler sürdüm bir asma yaprağının doğumunu andıran ufacık tırnaklarına kızımın ellerini ağzına götürme sakın acı sütü olup incirin tırnaklarından

bir dünya çarpıntısı

kalbimin atışını kulaklarımda duyuyorum göz kapaklarımda mor bir dünya yüzü güneşi ellerimle kapıyorum bakışımı yakıyorum böylesi körlük kahrolsun diyor yağmacılar

Küskünlük Şiiri

Alnımda, Nerede duracağını bilmeyen, Tedirgin çizgiler çoğaldı. Artık üzerini çizmiyorum, Hiçbir kelimenin. Kalmadı bir kayısıyı, İkiye bölmenin tadı. Pusuda beklemiyor

Enkaz

Doğdum secde ettim ve konuştum bir yudum süte hasretken kızıl denizi ikiye ayırdım kiralandım, duvarları yıkılan bir isme silinmez mürekkebiyle,