zaten hepsi kırmızı
yağmur henüz dindi ince gövdeli ağaca dokunma yazlık ayakkabınla yürü, su birikintilerini görünce dur izle üflemiş gibi az önce burnuyla
yağmur henüz dindi ince gövdeli ağaca dokunma yazlık ayakkabınla yürü, su birikintilerini görünce dur izle üflemiş gibi az önce burnuyla
iştar beni al kanatlarına götür uzakların dinginliğine artık son nefesim bir kanaate gitti insan kıyamet alametinin kendisidir isterdim ki telaşsız
Be hey Emrah Safa Gürkan Demek atam at hırsızı Ne kadar sağlammış arkan Nasıl s.çtın sen bu sözü Ey edep
noktayı çoğalttık ansiklopedi eyledik halk içinde helak olduk hakkı unutturdular bir gün ağlayarak yine koştum hazrete diye insan derdim aştı
“hadi yine sen savaş sen kurtar onurumuzu filistin” hepimizin yerine bir pazar kahvaltısında dünya çizgi filmlerini ağırlarken masaya tüm çocukları
Bu metin, Sulhi Ceylan’ın emrivakisiyle bir Whatsapp grubu kuran Adem Suvağcı’nın yazı yazmamızı istemesi üzerine kaleme alınmıştır. *** Buyruk geldi:
diyorum ya hiçbir şey boşa değil bir çiçeğin açması, yağmurun yağması bir insanın bir insanı tanıması, sevmesi hatta solması çiçeğin
*küçük bir çocukken nizar kabbani’nin kapağı kara, kelimeleri aydınlık şiirleriyle beni kavuşturan kıymetli öğretmenime bir hediye, adil şahitlik miras kalacak
haliç’in suları kara demirler kadar keskin hiçbir gizi yutmamış gibi sakin ve durgun direklerinden kirli bir sarılık yağıyor otel camlarına
İşte burada, varlığın ve hiçliğin şarapnelleri arasında yaşıyoruz sonsuzluğun varoşlarında Bazen satranç oynarız ve aldırmayız kapının ardındaki kaderlere Hâlâ buradayız
(1. seans: 14:02) şen değilim kabahatim otuzlu bir kimlik babamın elime tutuşturduğu on bin küsur evrak işte bütün varım bu