İçimdeki Felsefe Kendini Çürütüyor V
Pascal; “Bu sonsuz uzayın ebedi sessizliği beni ürkütüyor” derken o sessizlik bizi içimizden yakalar. Çoğumuz için artık bir şeyler için
Pascal; “Bu sonsuz uzayın ebedi sessizliği beni ürkütüyor” derken o sessizlik bizi içimizden yakalar. Çoğumuz için artık bir şeyler için
Düşünmenin “ne”liği meselesi üzerine kafa yoran Martin Heidegger, “Varlığın Hakikati sorusundan çıkarak düşünen düşünme”den bahseder. Ona göre düşünmenin asıl mahiyetine
Dünyayı tanıma ve anlamlandırma insana özgü bir niteliktir. İnsan, dünyayı tanımlarken onu kendi anlam dünyası için süzerek, anlaşılır hale getirir.
Bir arayış içerisinde kıvranan düşüncelerimizle yoğun yalnızlıklara bulaşıyoruz. Bunun insanlık tarihinde kayda değer hiç bir yanı olmayacak. Fakat bu yalnızlık,
Bir kişinin anlaşılmasını istemiyorsanız, onu mübalağalı bir şekilde övebilir veya ölçüsüzce yerebilirsiniz. İkisi de aynı kapıya çıkar: Mevzubahis kişinin önüne
kardeşimiz mükerrem mete on soruyla orhan veli’den hareketle ortaya çıkan muhavereye iştirak etti. ortada henüz bir polemik, münazara veya münakaşa
Rönesans düşüncesinin bir ürünü olarak hümanizm, insan aklını “mutlak”laştırır. İnsan aklını “mutlak”laştırmak, insan aklının kavradıklarının dışında kalanların “yok” sayılması sonucuna
Uzun yolları aklına giydiren insan, uzun düşünceler içerisinde ‘kendiliğini’ ortaya koymaya çalışırken aslında kendinden yoksun olarak bir ‘kendilik’ arayışına girişmiş
Her gün sayısız olayla karşılaşır, sayısız kişinin bakışlarına maruz kalır ve sayısız düşünce içerisinden kendimizi sıyırmaya çalışırız. Sanki ayaklarımız altında
Hukuk doktrini, hukuki metinlerin azami etkinliğini sağlayabilmenin ancak hukuki metinlerin topluma uygunluğu ile mümkün olacağını söyler. Bu düşünce doğru olmakla
“Hafıza-i beşer nisyânla malûldur” Atasözü (1) Yaşanan ândır. Zamanca kısa mesafeli bir koşudur o. Saniyelerle, zaman zaman dakikalarla ölçülebilir. Önceki
Rousseau uygar toplumun kuruluşunu “özel mülkiyet”in doğuşuna kadar götürür ve şöyle der: “Tarihte ilk kez bir toprak parçasının etrafını çitle
“Kapitalizm ve kadın” meselesi üzerine konuşmak, trajik bir serüvene yolculuğa çıkmak demektir. Zira “kapitalizm ve kadın” meselesi, “salt”, kadının kapitalizm
“Biz kimiz, kimlerdeniz?” sorusunun cevabı nerede, neyi, nasıl “bekle”diğimiz gerçeği ile yakinen ilişkilidir. Evet, yaşadığımız hayat bir “bekleyiş”, bizler de