Turizm’in “Ne”liği Üzerine
Kelimeler, zihinlerimize çeşitli vasıtalar aracılığı ile gelir ve zihinlerimizde yer ederler. Fakat bu yer ediniş, salt “o kelimenin zihindeki varlığına”
Kelimeler, zihinlerimize çeşitli vasıtalar aracılığı ile gelir ve zihinlerimizde yer ederler. Fakat bu yer ediniş, salt “o kelimenin zihindeki varlığına”
Bir hakikat talibi, irfan yolunda yürümeye azmettiği ilk günlerde, rüyasında “kalbini secde ederken” görmüş. Şaşırmış tabii. Hayretler içinde kalbinin secdeden
Fransız doğa bilimcisi Lamarck’ın ileri sürdüğü; “kullanılan organların geliştiği, kullanılmayanların köreldiği” görüşü doğruluk payına sahiptir. Bu görüşün doğruluk payına sahip
İnsan hayal etmeyi seven bir varlık. O kadar ki, bilemediği yerlerden gelen bir istekle her an hayal kurabilir insan. Hayal,
Kitabın “ne”liği, insanlığın çetin ayrılıklarını aydınlatabilmek için üzerinde konuşulması gereken meselelerden biri. Kitabın “ne”liği üzerinde konuşmak, aynı zamanda insanın “ne”liği
Camus, öğretisini “umutsuz”luk üzerine kurmuş bir adam. “Ya her şey açıklansın istiyorum ya da hiç. Ama yüreğin bu çığlığı karşısında
Feyza Yapıcı, bu sefer “ölüm”e ışık tuttu, ne kadar tutulabilirse… *** “Ölüm” kelimesi, farklı mecralarda tartışılabilecek bir kelime. Mesela ölümü,
Prof. Ahmet Atan, Edebifikir okurları için modern insanın hayalle ilişkisi üzerine oylumlu bir yazı kaleme aldı. *** Hayal de bir
“kimbilir ne anlama geliyor artık, şu eskiden “hüzün” dediğimiz şey?” Yaşadığımız şu kötü çağın ötekileştirdiği kelimelerden biridir “hüzün”. Aslında bilirsiniz;
Hayal kalemini kullanmak gerçeğin önüne geçmektir. Göze düşen hayal damlası gerçeğin habercisi. Hayale yönelik her şey ancak kendi dili ile
Kürşad Salih Yaman, dünyayı değiştirmek isteyenlerin, neden işe kendilerini değiştirmekten başlamadıklarını sorguluyor… *** Karl Marx’ın meşhur bir sözü var. Der
Feyza Yapıcı, isyan kavramını masaya yatırdı. *** Bazen, her şey ağır bir çekimdeymiş gibi geliyor. İnsanlar ağır çekimde yürüyor, konuşuyor,
XV. yüzyılın ikinci yarısının önemli bilginlerinden İzârî Çelebî, Sultan II. Bayezid’e sunduğu bir eserinin dibâcesinde, dönemi tasvir ederken şöyle bir