yekinen
tuhaf bir başlangıçtı berlin duvarıyapıldığı yıl babam doğmuş yıkıldığı yıl benbir yıkılışın sonrasıyımbabam öldüğünden beri tuhaf değil kırılırken çıkardığım seslergençliğime
bilim ilerleyebilir bizim konumuz insanyanlış yükü mü omuzlamış zambakları özler mi insankaygılı bir düşe mi yurttaş sarp mı çeşniden miözsuyu
damarlarına kör bir kargı yürütüyoraynılıklarda yitirilen her akşam güneşituzlu sularda yunmaktagünü gelmemiş yaşantının miskin hayaleti sivri inançlar üzerinde yükselen muhkem
göğe yakınlığın bir mucize kanırtırsenin bana bakışın ve zeytin ağaçlarınne ağır bir yeşil, ıslamışlartaşıyamam gökçedir senin alfabensustukların hiçbir dilde ıhlamamışlardünyanın
Ne beni anla derim ne şikâyet ettiğimDüşmanım seni senden izleyen aynalaraŞarkılar ırzı kırık bir boş mezar gibiyimDargınım senin için çıkmadık
Beklerim dâimâ fakat bilmem, Neyi bekler bu kalb-i münkesirim, Beklerim, beklerim evet, her dem Kime bilmem ki böyle muntazırım? Kalıyor
Altını kopkoyu çiziyorum: Doğduğum yerin göçebesiyim. Kaç kere söyledim, insan gövdesinin içinde de boğulabilir. Madem itiraf saatindeyiz, bir de benden
1. Yolculuk Kitabı Yollarını kalbinin kiminle yürüyorsun Gizli narlarını açıp düşlenmiş kirlerin Sırmalı apoletlerin söküp de geldim Kendime sağır kaldım
Dişlerini ırmaklarda soğutmuş Karışık kışlara yürüyen Mevsimler döndüren ellerinde Işıkta bahar kuytuda güz Gökte geniş bir göğüs ile İkilemlerin ince
Gerekçe 1. dipsiz zihnin bir ironi diline dökülen ama ağzından çıkmayan harfler bahar ve sarılık masanda ordövr tabakları davet ediyorsun