Geç Gelen Duygular

Tutuşsak el ele bir yaz sabahı Çıksak Şardağı’nın yücelerine Kovsak saatleri dakikaları Baksak Elbistan’ın gecelerine Donsa şekillerin renklerin izi Zaman

Eylül

Ve doğurur gün ruhundan yeniden bir süvariyi Sorsalar adı yok Sorsalar Akşam düşmüş sesime Kutsanmış vaktin ardına düşüp Çağımın dudaklarına

Adımlar

bir adım attığım yerde ne vardı ki gitmemle kayboldu her adımımda sonsuz ben’leri koyuyorum boşluğa ve yine ben dolmuyorum geçip

İstasyon Hikâyesi

Duruverdi önümde hantal bir hayat İstasyon durağı ben, peron no 41 Eskizleri düşlerin hakikatmiş meğer Limonsuz çay, birkaç öykü ve

Terkederken Hatırlanan

ıslak döşemelerinde kupkuru cildinizle hemşerim siz bu memleketin yabancısı değilken gözleriniz delişmen gururunuz belli belirsiz çok boğazımıza bir dizi düğüm

Gazel

Bir devlet içün çehre temennâdan usandık Bir vasl içün ağyâra müdârâdan usandık Hicrân çekerek zevk-ı mülâkaatı unutduk Mahmûr olarak lezzet-i

Seng-i Sebur

Eksiğiz, kuralları ihlal edemeyecek kadar cesaretsiz Bırakıp çekilmek için yeterince nedenimiz birikmiş olsa bile Direniyoruz  duyumsadıklarımız kulaklarımızı tırmalıyor Yağmurun eştiği

İnsan Kendinin Serabı

Pencerelerimi kırdım, pervazlarımı söktüm Sen ki bir başkasına yurt oldun Buna ağlayacağım Kalbim kelimelerin yitirdiği anlamlara ev Hani katı olan

Ganîdir Aşk ile Gönlüm

Ganîdir aşk ile gönlüm ne mülküm ne menâlim var Ne vasl-ı yâra handânam ne hicrândan melâlim var Ne sağ olmak

Hayalbazın Elinden

On parmağımda on parmak kuklası Her biri birbirinden çok sahici Somurtkan, geveze, huzurlu, yaşlı Sahneden inene dek şov zamanı Shaw

Kök ve Kanat

Sen Bir bayrak gibi fırtınamda Parçalarcasına dalgalandırdığım sen Gölgesi sıtmamın ufuk çizgisiyle kesişen Hayalî bir asumandan ibaretsen Ben Kefaretsiz bin

Bildiğin Şeyler

Bildiğin şeyler. Tanıştığım her yeni ruh ayrı bir tedirginlik. Sana kötülükler diliyorum. İçimde kaç gök kararmaya mahkûm. Bildiğin şeyler. Senden

Savruluş

bir yaprak gibi değil savruluşumuz kozalak kadar hantal ve yorgun hırslarımızın açlığını doyurduk kusarcasına fakirdik ama kalkışlarımız hep zengince oldu

İbrâhîm

İbrâhîm içimdeki putları devir elindeki baltayla kırılan putların yerine yenilerini koyan kim güneş buzdan evimi yıktı koca buzlar düştü putların