Dünya

Şayet yaşıyorsam, gölgemi çiğniyorsam sürekli İhtiraslarım sonsuzsa, kör bir yarasa gibi kendimi duvardan duvara çarpıyorsam Hayatımı karartma hakkını kullanıyorum demektir

muhtasar vatandaşlık bilgisi

Sevgilime “gecenin sonuna yolculuk” aldım Ben ilmihal okumaya devam ediyorum. Bizim parti Kudüs’e girecek Biz şimdilik banka kuyruğuna Cuma cemaatine

Aşka Reddiye

Kapılmayı göğün maviliğine, Bir güneşle bütün bir gün mutluluğu Unutalı yıllar geçmiş aradan İnansaydım sana eskisi gibi Hatırlat derdim belki

Türk İlâhisi

Dedem koynunda yattıkça benimsin ey güzel toprak, Neler yapmış bu millet, en yakın târihe bir sor, bak. Yerim sensin, göğüm

Avare İlhamlar

I. Kader cellâdına Sessiz uzat boynunu; Acıma ne kendine, ne de gelecek günlerine Yalnız bir düşünceye yum gözlerini Son darbe

Gel Yetiş

Kesret içre bir aceb sahrâya düştüm gel yetiş Abı yok tûfânı çok deryâya düştüm gel yetiş Bu âdem oğlanları bağrım

O Rüzgâr

Yaşamak zevki nedir bilmez ölümden korkan! Gür bir imanla damarlarda ateşten bir kan Birleşip böyle diyorlardı, derin bir sesle, Yeri

Aylak Göz

Erkenden aşındırır aşkını Odaların köşelerine zamansız oturur Duyarsa bir çocuğun Oyundan çağrıldığını Başının her seferinde döndüğü kumarı Gönlünü bir tarzla

Öldürün Beni

Öldürün beni İnsan ne zaman kendi olur sorusuyla Acının arkasındaki umutla Anlamdan soyulmuş kelime cesetleriyle Öldürün beni Tutunup isyan ettiğimiz

tez tutup ürkütülmüş bir çekiç sesiyle

bırakılmış şarkıların kendi uzunluğuna sürgünüz en çok bunu söylemek için hatırladım yaz akşamını geniş vadilerde zulüm ediyorum kendime habersiz hazza

Biçime Dâhil Boşluk

Konuşalım Susmak üzerine Lâl kesilmek üzere Ağarmadan beklemenin saçları Avutalım köşeli kelimeleri Sütten kesmek niyetine Avurtları çökmüş şu sonsuzluğa Diş

Mescid-i Aksa

Mescid-i Aksa – Osmanlı Devleti askerleri Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu Varıp eşiğine alnını koydum Sanki

Kuyu

“Ben” yani evvela kendinin kuyusu Pejmürde bir duruş; yaşamaktan çok bilmekten yana Kerpiç duvarları modası geçmiş sanan Kentte kendini eskitmiş

Yılankavi Bir Yol

Anlarsan affedersin derdi hocam Ama ben affetmek istemiyorum Sonsuz ağırım Tekrarlarla yıprandı kalbimin kalbi Ruhumun içindeki soyulmuş ağaç kabuklarının Altındaki