Yağmur

Küçük, muttarid, muhteriz darbeler Kafeslerde, camlarda pür ihtizaz Olur dembedem nevha-ger, nagme-saz Kafeslerde, camlarda pür ihtizaz Küçük, muttarid, muhteriz darbeler…

Kimse

en çok kimsin dediklerinde tökezliyorum bir yalancı gibi terliyor ellerim hepsi olmaktansa hiç biriyim ama bu nasıl denir Bunuel’in burjuva

Aşık Garip Coğrafyası

(1)  seni çok az düşünmeye and içmeliyim; düşünmek seni, ölümü mûnisleştirir, güller açılmağa başlar ardarda. ama versailles bahçelerinde değil, hindibalı,

Edebifikir Okur Sesi

‘‘Ve otomobilden inen sensin iki avcunda deniz’’ diyor Sezai Karakoç ‘‘Kav’’ isimli şiirinde. Şiiri yayımlamamızı isteyen Ömer Ertürk, bu şiiri

Simsiyah Bir Nehir Gibi

uzun ayrılıklardan geliyorum, bir nehir gibi simsiyah ve upuzun elimde balta, gövdemde neşter ve kar yaraları yardığım gül bahçelerini ve

Ben Geceler Boyu

Ben onu geceler boyu sakındım ışığından soğuk yıldızın, sardım düşlerimle, örttüm bastırdım. Ben onu… Örttüm bedenimle, anlatması zor, yıllarca uyumadım.

Hiç Böyle Biri

Göz göze değdi Serin, ıslak ayaklı bir geceydi Paltosu beyaz Cepleri unutkanlıklara dikili Aklına asılı kalan felç illeti bir de

Her Kadın Kendi Ağacını Tanır

Sana geldiğimde Kanatlarını, Siyah taşlarla örülmüş O ıssız şehrin üzerinde açacak, Bulduğum bir ağacın dallarına tüneyecek Ve acıyla bağıracaktım. Her

Memat

Şarapnelle dağıldı rüya belki balık burcu çocuklarını teslim bayrağı gibi savuran bir zârı kadın bir gördük, dedi ölümün üç hâlini:

Uzakta Gün Vurmuş Dağlar Göründü

Kara bulut kat kat olmuş tepede yalnızlık boşalmış dizginlerinden. Yolumuz dar mı dar, önümüz yağmur. – Bitmeyecek mi bu ova?

Yazamama Gazeli

(Çiganın tek gazeli) Duydum masayı esnerken, ağzında bir top kağıt belki hüzünlü söylence belki yüzyıllık ağıt ne yazsam ne söylesem

IV / Göç Hazırlığı

-Al işte cesedini canımı ver Acemiydim, topladım denklerimi Toparladım sonra o büyük anlaşılmaz denklemi Aşk ölüme karşılık gelendi; toparladım Büyük

Bahçenin Kalbi

ne zaman dönüp gelsem bir yalnızlıktan sözcükler var görüyorum beni bekleyen kadınlar suç işlerler yaşadıkça oturur konuşurlar bilirler birlikte susmayı

Gazel

Dünyâ-yı denînin nice efsununa kandık, Hep seyl-i hevâ içre bulandıkça bulandık. Mâşûk-ı hakîki diye Leylâ’yı ararken, Mecnûn gibi beyhûde dolandıkça