Yağmur
Küçük, muttarid, muhteriz darbeler Kafeslerde, camlarda pür ihtizaz Olur dembedem nevha-ger, nagme-saz Kafeslerde, camlarda pür ihtizaz Küçük, muttarid, muhteriz darbeler…
(1) seni çok az düşünmeye and içmeliyim; düşünmek seni, ölümü mûnisleştirir, güller açılmağa başlar ardarda. ama versailles bahçelerinde değil, hindibalı,
‘‘Ve otomobilden inen sensin iki avcunda deniz’’ diyor Sezai Karakoç ‘‘Kav’’ isimli şiirinde. Şiiri yayımlamamızı isteyen Ömer Ertürk, bu şiiri
uzun ayrılıklardan geliyorum, bir nehir gibi simsiyah ve upuzun elimde balta, gövdemde neşter ve kar yaraları yardığım gül bahçelerini ve
Ben onu geceler boyu sakındım ışığından soğuk yıldızın, sardım düşlerimle, örttüm bastırdım. Ben onu… Örttüm bedenimle, anlatması zor, yıllarca uyumadım.
Göz göze değdi Serin, ıslak ayaklı bir geceydi Paltosu beyaz Cepleri unutkanlıklara dikili Aklına asılı kalan felç illeti bir de
Sana geldiğimde Kanatlarını, Siyah taşlarla örülmüş O ıssız şehrin üzerinde açacak, Bulduğum bir ağacın dallarına tüneyecek Ve acıyla bağıracaktım. Her
Kara bulut kat kat olmuş tepede yalnızlık boşalmış dizginlerinden. Yolumuz dar mı dar, önümüz yağmur. – Bitmeyecek mi bu ova?
(Çiganın tek gazeli) Duydum masayı esnerken, ağzında bir top kağıt belki hüzünlü söylence belki yüzyıllık ağıt ne yazsam ne söylesem
-Al işte cesedini canımı ver Acemiydim, topladım denklerimi Toparladım sonra o büyük anlaşılmaz denklemi Aşk ölüme karşılık gelendi; toparladım Büyük
ne zaman dönüp gelsem bir yalnızlıktan sözcükler var görüyorum beni bekleyen kadınlar suç işlerler yaşadıkça oturur konuşurlar bilirler birlikte susmayı