Bir şey Kalır

Toprağı ve suyu seyredişini öveceğim Son cemrelerin dansa kaldırdığı Ablaların için uzaktan sevinişini Bir portakal trenini alkışlar bir çocuk Bunu

Yılgın İhtiyarın Acınası Fotoğrafı

üç kere gümledi babil ve fışkırdı kin ve nefret! çöl de değilsiniz halbuki?! bu kuruluk, açlığınızdan olsa gerek! o dağ,

Göz Ağrısı

Sen daha avluda serinliksin, oğlun kızın olmamış o koca gökte güneş, o ıssız ovada kar inip ıslak bir taşlığa, dedim

Bu Yağmur

Bu yağmur… bu yağmur… bu kıldan ince Nefesten yumuşak yağan bu yağmur… Bu yağmur… bu yağmur… bir gün dinince. Aynalar

Yük Vagonu

Yük treniyim arkadaşlar kesişen rayların ortasında ileri geri gidip geliyor yeni sabah, eski akşamlar İlk vagonda şaklar sevda, nefret, elveda

Kum ile Su

Ben, duvar diplerini giyineceğim Kimseye kapısından yakın olmayacağım Ağzımı kuyulara vereceğim Beni kim beklemiyorsa ona gideceğim Otların ıssız mevsimini seveceğim

Yokluk

Halil İbrahim Polat, yakında çıkacak olan Lirik Dualar Kitabı’ndan  daha önce yayımlanmamış bir şiiriyle Edebifikir’de… *** Yokluk XIX.    

Bulutların Geliş Hızı Üzerine

Sesimi sisler içinden geçirsem, gelsem Suya eğilsem bir ırmak dolarak ağzıma Geceyi dinlesem, dinlensem Ay bir an tarantula Korneada ağır

Mâra

‘‘Bilmemek bilmekten iyidir’’ diyor Asaf Çelebi ‘‘Mâra’’ isimli şiirinde. Şiiri yayımlamamızı tavsiye eden Aydoğan K, bu şiiri çok seviyormuş. Kendisine

Kısass

XI Madem köpekleşebiliriz sonuna dek gidelim Haydi tut elimi gidelim Fizan’a kadar Bağdat’a kadar yürüyelim Sesimiz dişilerden fırlayan bir ıslığa

Meryem

Ne zaman geleceksiniz Meryem Çivi yaraları avuçlarımda Kanayan karanfiller Zeytinlikler altında bekliyorum Ne zaman geleceksin bana Meryem Nice acılar çektim

Bir Eflatun Ölüm

kırgınım, saçılmış bir nar gibiyim sessiz akan bir ırmağım geceden git dersen giderim kal dersen kalırım git dersen kuşlar da

Ses-Gölge

elimdeki doğuştan kâse –bildim– bir şey beklemeye değildi. AŞKtı mekâna sığmazdı kâseyi attım AŞKın şavkıdığı dünyayı istedim bir bile değildim,

Elmanın Hayatı

Eşiklerde başlıyor akşam, Yorgun gölgeler Ölü taşıyor evlere Yüzlerde Çiçek bozuğu bir dünya Söz susacak az sonra Kaldırılıp eski bir