Maceraperest Fransız şairi Conte de Raousset – Boulbon Meksika’yı nasıl zaptetmek istemişti?

M. Rasim Özgen, hemen bütün yazdıkları gazete ve dergi koleksiyonlarında kalmış bir yazar. Birçok sahada farklı yazılar kaleme alan müellifin bu yazısını Edebifikir okuyucusuna sunmak, unutulmuş bir yazarı hatırlamak ve edebiyat müktesabatımızı tazelemek adına bu ilginç yazıyı iktibas etmek istiyoruz. Yazı, İkinci Dünya Savaşı sürerken düşman Nazi Almanya’sıyla işbirliği yapan Fransız siyasetçi Laval’in gözlerini bağlatmadan kurşuna dizilmeyi istemesi bağlamında kaleme alınmış.

***

Tarih Konuşmaları
Maceraperest Fransız şairi Comte de Rausset-Boulbon Meksika’yı nasıl zeptetmek istemişti?
M. Rasim Özgen
3-4 Aralık 1945 Haber (Akşam Postası) Gazetesi

LAVAL’in gözlerini bağlatmadan ve idam mangasına kalbine nişan almalarını söyleyerek ölmesi, onun gibi ölen bir Fransız maceraperestinin meraklı hayatını hatırımıza getirdi.

Bir asır evveldi. Fransa, burjuvazi nizamının en olgun senelerini yaşıyordu. Bir kısım Fransızlar, bu sakin ve rahat günlerin hareketsizliğinden sıkılıyorlardı. Hele zenginler ve bir iş yapmıya lüzum görmiyen mirasyediler, yaşayışlarında değişiklik yaratmak için olmayacak değişiklikler yapıyorlardı. Hattâ sükûn ve saadetten bunalmış olanlar ne şekilde olursa olsun bir fevkaladelik, mesela bir harp bile istiyecek kadar çılgınlık gösteriyorlardı ve Kıral Louis – Philippe’i İngiltere ile harbe sürüklemeyi bile istiyorlardı. O devrin ateşli gençleri vardı. Bunlar grup grup yaşıyorlardı. Bu gençlik gruplarından en parlak yaşıyanı Cafede Paris’in müşterilerini teşkil eden münevver delikanlılardı. Bu grubun başında meşhur şair Alfred Musset De Prens Demidoff bulunuyordu.

Bu ileri gelen gençlik zümresinin ikinci derecede parlak bir yıldızı vardı. Bu sarışın, bir kız kadar güzel ve nazlı delikanlı şöhretli bir eyalet asilzadesi olan Conte de Rasset-Boullon isminde idi. Bu genci duc d’Aumal de dostları arasına almıştı. O, bir de manzum bir trajey yazmıştı ve bu piyesi Museet bile fena bulmamıştı. Conte de Raousret-Boulbon gümüş koşumlu iki yağız at koşulmuş mükellef bir arabada gezerdi ve yanında Paris’in en dilber dansözlerinden birini gezdirirdi. Ağzında en pahalı ve nadir cigaralar görünürdü. Bu coşkun hisli genç asilzade, aşka ve eğlenceye doymuş olacak ki, hayatında yeni değişiklikler aramıya başladı. Daha fazla parlamak, büyük bir şöhret kazanmak istiyordu. Böyle bir ateşli ihtirasın sevki ile politika meydanına atıldı; fakat başkalarının programına boyun eğmeyi asalet telakkisine uyduramadığı için hiçbir partiye intisap etmedi. O, başlıbaşına bir dava güdecek, doğduğu yer olan Vaucluse köylülerinin menfaatlerini müdafaa edecekti.

Conte Raouseet-Boulbon programını müdafaa etmek üzere bir gazete çıkarmaya başladı. Gazetecilik hareketli ve zevkli bir işti. Ama, israf ve idaresizliğe gelmezdi. Genç kont, servetini, bir taraftan sefahate feda ederken diğer taraftan da gazete masraflarını kaptırdı. Sonra 1848 seçiminde mebus namzetliğinde rakibi bulunan Avinyonlu bir kasaba mağlup olunca fena halde can sıkıldı.

Cafe de Paris’in zarif ve güzel delikanlısı fena halde züğürtlemişti. Paris’te yaşıyamıyacak vaziyetteydi. O ise servetsiz, şöhretsiz yaşamıya katlanabilecek tabiatta bir adam değildi. O zamanlar, Birleşik Devletler Amerika’sında altın kaynakları kaynıyordu. Avrupa maceraperestlerinin gözlerinde o uzak diyarların hasreti yanıyordu.

Conte de Racusset-Boulbon da, Sierra Nevada altın madenlerinin cazibesine kapıldı, ve servetinin arta kalan kırıntılarını cebine koyarak bir gemiye atladı. Atlantiği binbir hulya ve ümit içinde geçerek Sanfransisko’ya çıktı.

Delikanlı, Sanfransisko’dan öteye geçemedi; çünkü altın madenlerine gidebilecek parası yoktu. Üstelik, o zamana kadar aklına bile getirmediği bir meseleyle de karşılaşmıştı: Karnını doyurabilmek için çalışmıya mecburdu. Bildiği bir iş yoktu. Ne yapabilirdi? Sağa, sola başvurdu iskele hamallığından başka bir iş bulamadı. O nazlı ve kibar delikanlı talihinin bu insafsızlığına boyun eğdi ve vapurlardan denkleri sırtlıyarak rıhtıma çıkarmıya başladı. Hayalperest şair, rıhtım hamallığı yaparken de zenginlik projeleri kurmaktan kendini alamıyordu. Artık Sierra Nevada altın madenlerini unutmuştu; çünkü hayalinde daha cazibeli bir ufuk açılmıştı. Sanfransisko’da, herkes Meksika’da bulunan Sonora’dan bahsediyordu. Sonora denilen Meksika eyaleti emsalsiz bir servet kaynağı imiş; fakat buradaki çeşitli servet kaynaklarından kimse istifade edemiyormuş. Oraları, Meksika hükümetinin bile hükmünü geçiremediği haydutlar yatağıymış.

Raousset, bu servet diyarına dair anlatılan şeyleri dinlerken kendinden geçiyordu. Gündüzleri ağır yüklerin altında beli bükülürken, geceleri yorgun argın han yatağında büzülürken Sonora’yı ve oradaki el değmemiş madenleri düşünüyordu. Nihayet şöyle bir neticeye vardı: Meksika’da hükümet denebilecek bir kuvvet yoktu. En zengin bir eyaleti haydutların elinden kurtaramıyan bir hükümete hükümet denilemezdi. Böyle bir hükümetle de kolayca boy ölçüşülebilinirđi. Şöyle iyi silâhlanmış ve disiplinli birkaç yüz kişilik bir kuvvet Sonora’yı haydutlardan temizliyebilirdi. O eyaleti ele geçiren adam yavaş yavaş bütün Meksika’ya da baş olabilirdi. Raousset, hamallık ediyordu. Hulyalarına ve emellerine bağlı yaşıyordu. Düşüne düşüne bir plân hazırladı. Bu plânını tatbika imkân bulabilirse hem sefaletten kurtulur, hem de tarihî bir şahsiyet olurdu.

Conte de Raousset-Boulbon, zeki ve cerbezeli bir delikanlıydı. Derhal hamallığı bıraktı ve kendisine biraz çeki düzen verdikten sonra Sanfransisko’daki Fransız konsolosu Dilton’a gitti. Ona tasavvuratını anlattı: Şirketler kendisine para yardımında bulunursa birkaç top, silâh ve cephane satın alabilir, bu gönüllü kuvvet teşkil edebilir, bir vapurla hükümet merkezi Meksiko’ya gidebilir ve Meksika hükümeti ile anlaştıktan sonra Sonora üzerine yürüyerek orasını haydutlardan temizliyebilirdi. Fransız konzolosu, bu deli saçması mahiyetindeki teklifi ilk evvel akıl erdiremedi; fakat delikanlı o kadar güzel söz söylüyor ve planını müdafaada o derecede maharet gösteriyordu ki teklifi reddedemedi. Zaten bu işte kendisine gelecek bir mesuliyet de yoktu. Tereddüt etmeden Meksika mümessiline bir tezkere ile Raousseti tavsiye etti.

Conte Meksika mümessilini kolayca kandırdı çünkü mümessil teşebbüsü hükümetinin menfaatine muvafık bulmuştu.

Conte de Raousset, iki diplomatın emniyetini kazandıktan sonra onların yardımı ile bir sermayedarlar grupu ile temasa geldi ve günlerce müzakereler neticesinde sermayedarları, bu işden pek büyük kazançlar elde edeceklerine inandırdı. Bu hal, bu işe mahsus bir şirket kuruldu ve mukaveleler imzalandı.

Delikanlı çok dil dökmüş ve çok çene yormuştu, ama şirket kasasının açıldığını görünce sevincinden uçmuştu. Para olduktan sonra gönüllü mü? Ve bunları techiz edecek silah, cephane mi temin edilemezdi? Şirketin tayin ettiği bir heyet, birkaç hafta içinde Raousset’in arzusunu yerine getirdi.

Conte de Raouset, şirketin mümessilleri ve müfrezesile birlikte bir gemiye bindi ve Meksika’ya inmek üzere Sanfransisko limanından hareket etti. Keyfi yerindeydi. Bütün çektiği sefaleti unutmuş, istikbal hulyalarına dalmıştı. Fakat gemisi tam liman ağzından çıkmak üzere iken bir Amerika harp gemisi önüne çıktı ve geriye dönmesini ihtar etti. Hükümet, gitmesine müsaade etmiyordu.

Gece yarım idi. Gemi geriye döndü. Raouset sabah olmasını beklemeden rıhtıma çıktı ve Fransız konsolosu Dillon’a koştu. Onu yataktan kaldırdı. Ve Birleşik Devletler Amerika’sına mümessilinin evine götürdü, Uykudan uyandırıldığına can sıkılan mümessil onları soğuk karşıladı; fakat delikanlının:

– Ben gidiyorum. Eğer harp gemisi yoluma engel olmak isterse toplarıma ateş ettireceğim ve zorla liman dan çıkıp gideceğim.

Demesi üzerine ürktü ve itidal tavsiye ederek meselenin mahiyetini anlattı, Newyork Meksiko ile muhabere ediyormuş. Bu muhabere ve müzakerenin neticesi alınmadan hiçbir Fransiz kuvvetinin limandan çıkarılmaması için emir almış. Fransız konsolosu bir şey diyemedi. Gündüz işi takip edeceğini söyliyerek evine, yatağına gitmek istedi. Fakat Raouset ayak diredi. Teşekkül eden şirket kanunî idi ve Meksika mümessili de gitmesine muvafakat etmişti. Amerikalılar ne diye hareketine engel oluyorlardı. Delikanlı hareketinde kanuna aykırı hiçbir şey bulunmadığını izah ettikten sonra:

– Derhal gemimi hareket ettireceğim. Bu usulsüz mümanaattan doğacak mesuliyetler Amerika mümesilinin omuzlarına yüklenmelidir. Diyerek yürüyünce, mümessil hiç olmazsa bir zabıt varakası tanzim etmelerini rica etti. Delikanlı bunu kabul etti ve ihtilâf da bu surette halledilmiş oldu.

Gaston de Raouset, Boulbon, Meksika sahiline çıktıktan sonra Guaymas kasabasında ordugâh kurdu. Burada, Meksiko’dan gelecek talimatı bekliyordu. Kasabanın en ileri gelen adamı Marguis de Monteverd isminde bir Fransız’dı. Marguis birkaç gün sonra yeni gelen hemşerilerini akşam yemeğine davet etti.

Ziyafette Marguis ile karısı kasaba papazı ve bir de ev sahiplerinin yeğenleri ve Altar valisinin kızı vardı. Kızın ismi Maria-Antonia idi ve pek dilber bir şeydi. İki genç birbirini görür görmez yekdiğerinden hoşlanmışlardı. Kız, artık deniz kenarındaki ordugâhtan ayrılmıyor, hatta geceleri bile Gaston’un çadırında kalıyor ve delikanlı ile birlikte at üstünde ordugâhı dolaşıyordu.

İkisi de güzeldi ve sevişmeleri gecikmedi. Kız, «sevgilisinden ayrılmak istemiyordu. Bir gece kasaba papazı Don Vincenti çağırttılar ve deniz kenarındaki bir kulübede nikâhlarını kıydırdılar. Bu gizli nikahtan kimsenin haberi yoktu ve kız ertesi günü amcasının evine gittiği zaman oraya gelmiş olan Meksika ordusu erkanıharbiyesine mensup amcazadesinin babasına anlattıklarını duymuştu. Onun anlattığına göre, Meksiko’daki İngiliz sefiri, eskiden papazolan ve hilekârlığı ile generalliğe yükselmiş bulunan eyalet valisi Blanco ile anlaşmış ve Sonoraya Gaston de Raouset’den evvel gönderilmek üzere bir müfreze hazırlamıya başlamıştı.

Kız, aldığı bu mühim haberi kocasına yetiştirdi. Conte de Raousset de Meksiko’dan bir türlü talimat gelmemesinin sebebini anladı ve hükümeti protesto etti. Meksika hükümeti bu protestoyu alınca işi uzatmıya lüzum görmedi ve Raousseye ya kuvvetini Meksika hükümetinin emrine teslim etmesini veya memleketten çıkıp gitmesini bildirdi.

Raousset derhal ordugâhındaki askerlerini topladı ve onlara variyeti anlattıktan sonra:

– Arkadaşlar! Fransızlığınızı, haklarınızı ve Fransız namını korumak ister misiniz? Evet öyle mi? Öyle se silah başına! Fakat düşününüz ki, azsınız ve bu gurbet elinde yardımsız bulunuyorsunuz. Meksika hükümetine karşı silaha sarılınca kanun harici sayılacaksınız. Size merhamet de, af da yoktur. Ya galip gelmemiz veya ölmemiz lâzımdır, deyince askerlerin hepsi de, bir ağızdan:

-İleri!

Diye bağırdılar ve müfreze derhal hareket etti. Raousset, yedi günde elli iki fersah yol gittikten sonra 14 Ekim 1852 günü Hermossillo kalesini muhasara etti. Müfrezenin kuvveti 44 süvari, 160 piyade ve 12 topçu idi ve iki tane de tunç top vardı.

Muhasara altında bulunan General Blanco, iki mülkâleme memuru gönderdi ve “düşünmek için” kırk sekiz saatlik bir mütareke yapılmasını istedi. Raousset saatini çıkardı ve:

– Şimdi saat on. Generale söyleyiniz bir saat sonra şehri ele geçireceğim Bu kadar!

Dedi. General, derhal yelkenleri indirdi ve bir silâh patlatmadan genç Fransız’ı bir fatih gibi karşıladı ve ona kıymetli hediyeler takdim etti.

Meksika hükümeti bu cesur delikanlıyı tehdidle ve kuvvetle yola getiremiyeceğini anlayınca rütbelerle ve para ile elde etmeğe çalıştı. O bütün parlak tekliflere karşı yalnız bir:

– Benim Fransız olduğumu unutuyorsunuz!

Diye cevap veriyordu.

Meksika hükümeti elde edemiyeceğini anladığı Raousseti bir tuzağa düşürmiye başvurdu. Bir defasında “haba” denilen zehirli bir bakla yemeği ile zehirledi. Delikanlı haftalarca ölü gibi yattı; fakat ölümden kurtuldu. Bir taraftan da askerlerini işrete ve sefahate sürüklediler. Sonra şirket mümessillerine para vererek şirketi feshettiler. Böyle iken Raousseti korkutamadılar. O, yalnız bir avuç askerine ve genç karısına dayanarak mukavemet ediyordu.

Raousset, yeni bir şirket kurdu ve sekiz yüz kişilik bir kuvvet de teşkil etti. Sonra ilk ordugâh kurduğu Guaymas üzerine yürüdü ve orasını da zaptetti; fakat Meksika hükümeti hazırlık yapmıştı ve gönderdiği kuvvetle Fransız’ı, Guaymas’ı sardı. Meksikalıların kuvveti fazlaydı. Raousset Meksikalıların yaklaşmasını bekledi. Fransızlar o kadar nişancıydılar ki, her mermide bir Meksikalı deviriyorlardı. Meksikalılar fazla telefat verdikleri için gerilediler. Meksikalıları cesaretlendirmek için General Yanez kendisi top başına geçti.

– Rausset, harp talihinin kendisine döndüğünü görünce askerine:

– Cesaret!

Diye bağırdı; fakat aldığı cevap bütün ümitlerini mahvetti. Askerlerinde bir tek mermi bile kalmamıştı. O zaman, hiç olmazsa askerlerinin hayatını kurtarmak için teslim olmaya muvafakat etti. Meksikalılar teslim şartını kabul ettiler; fakat bu defa Fransızlar silâhlarını teslim etmeden sordular:

– Ya Raousset’in hayatı?

Meksikalılar ona da bir şey yapmıyacağını bildirdiler fakat sözlerinde durmadılar. On sekiz gün sonra bir divanıharp Fransız’ı ölüme mahkûm etti ve ertesi gün idam edilmek üzere zındana atıldı .

Maria-Antonia papaz Don Vincenale anlaşarak kocasını ve sevgilisini kurtarmıya karar verdi Papaz, geceleyin zından kapısının önündeki nöbetçiye para vererek oradan uzaklaştırdı ve Raousse’ye kapının üstündeki demir parmaklığı kırması için bir çekiç vermek istedi. Delikanlı kabul etmedi. Kaçmıyacaktı, çünkü kaçmakla karısını büsbütün bedbaht edecekti. Karısının kendisi ile birlikte sefalete düşmesini istemiyordu. Raouset, ertesi gün idam meydanına götürüldü. Gözlerini bağlatmadı ve diz de çökmedi. İdam mangasının karşısında ayakta durdu ve kendisi “Ateş!” kumandasını verdi. Fakat bir tüfek bile patlamadı; çünkü seyre gelen ahali bu güzel delikanlının metanetine hayran kalmış ve askere ateş etmeyin diye bağırmıştı.

Zabit, halkın müdahalesini görünce at üstünde ve asker safları önünde duran generale dönerek baktı. General zabite vazifesini yapmasını işaret etti ve Gaston de Raousset – Boulbon “yaşasın Fransa!” diye bağırırken yüzü koyun yere serildi.

M. Rasim Özgen

DİĞER YAZILAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir