“elli yıldır yanımda kimse yok raşit”

(hatıra eskiz defteri – 4)

ismet özelci değilim. hiçbir zaman da olmadım. baştan beri de bu ibareden rahatsızlık duyarım. 15-20 sene evvel, ismet özel fikriyatı ile rabıtam tebarüz edince, bir sohbette -herhalde benim alâkamın mahiyetini keşfetmek istiyordu- şair bir abim “ismet özelci misin?” diye sormuştu. ben de karşımdaki abiden kendimi ayırmak istiyordum. çünkü bu şair abimizin tavrını, ismet özel’e alâkasını evvelden beri çarpık buluyordum. “hayır, değilim. ismet özelci değilim çünkü islâmcı değilim. islâmcı değilim çünkü namaz kılıyorum.” dedim. evet, abimiz o sıra namaz kılmıyordu ve islâmcıydı (fakat namazdan yüz çevirmiş biri değildi hatta kalbinde bir sızıydı namaz ihmâlkârlığı. eminim, kaç kere başlamıştır namaza). baştan beri, ismet özel’le bağ kurmayı hem başkalarının kurduğu alâkadan ayırmak hem de kurduğum bağın ayrıcalıklı yerini başkalarından korumak mecburiyetiyle sürdürdüm. bu mecburiyet aslında tabi bir şekilde gelişmişti.

ismet özel’i okumaya başladığımda lise öğrencisiydim. kendimi ülkücü, islâmcı, sosyalist vs. diye tanımlayacağım hiçbir bağım yoktu. rahmetli dedem mehmet onbaşı, “erbakancı”ymış, ben doğmadan bir ay evvel rahmetli olmuş. ahmet dayım, hem millî gazete hem yeni devir alıp dedemin bakkal dükkânına götürdüğünü, kendisine okuduğunu anlatıyor. diğer dedemin böyle belirgin bir particiliği yok. fakat babam akşehir öğretmen okulunda, yetmişli yılların o kavga ikliminde ülkücü bir lise öğrencisi. ama bu alâkadan bir “türkeşçi”lik çıkmıyor. 1984’te -o sırada gökçeada’da sürgünde bulunan- seyyid muhammed raşid hazretlerine intisap ediyor. 90’lı yıllardaki çocukluğumda babamın muhsin yazıcıoğlu’na yakınlık duyduğunu hatırlıyorum. evde televizyon yok. akit, türkiye ve yeni şafak gibi gazetelere abone olunuyor bazen. evde küçük bir kitaplık var. adı konmamış, çerçevesi çizilmemiş bazı meyiller, anlama çabaları, meraklar… rahmetli babaannemin ağlayarak menderes’in idamını anlatışları… çocukluğunda kur’an-ı kerim hocasına gizlenerek, saklanarak gidişini her seferinde heyecanla hikâye etmesi… kulağında kalan o yabancı sese öfke: “tanrı uludur, tanrı uludur”…

yeniyetmelikte bir kimya, bir sihir var sanki. verili olana, önünde durana en az rıza gösterdiğin devredir. merak bütün o tazelikler içerisinde bir öncü, bir komutan olarak benlik kalesine kurulmuştur. hele fukara bir taşra şehrindeysen… bir akşam oturmasında büyük amcam hüseyin küçükkürtül’ün evinde şair ve ressam olan küçük amcam bünyamin hoca bana başka şairler, başka dünyalar olduğunu duyurmaya çalışır bir edayla ikinci yeni’den bahsediyor. lise birinci sınıf öğrencisi miyim? bünyamin hocanın kütüphanesine alâkamın başladığı sıralar bu konuşmadan sonraya denk geliyor olmalı. lise birinci sınıf veya ikinci sınıfta hem lisede edebiyat hocam olan hem de halamın kocası olması hasebiyle eniştemiz olan yahya yüzgeç’in kütüphanesinden ismet özel’in erbain’ini ödünç alıyorum. çıdam’dan çıkan üçüncü baskı. kitabı geri teslim etmeye getirdiğimde yahya enişte, sadece bir kitaptan vazgeçer gibi değil kafasında da bazı ilgileri, rabıtaları kesercesine yahut artık yorulmuş da yükünü indirircesine “o kitap sende kalsın raşit…” diyor. her ay tiyatrodan sinemaya, müzikten şiire birçok dergiye para dökmeye başladığım zamanlar. ilk ismet özel kitabı yahya enişte’nin kütüphanesinden. sonra diğer edebiyat öğretmenim ali hanifi akar’ın kitaplığını açıp “dilediğin kadarını al” diye yağma verişiyle seksenli, doksanlı yıllara ait ismet özel nesirlerine açılmam. 2007’de üniversiteye başladığımda ismet özel’in hemen bütün kitaplarını almış, şaire dair ne varsa kitaplığıma koymaya başlamıştım. 2006 nisan’ında da kahramanmaraş’ta “toparlanın gitmiyoruz” konferansını dinlemiştim. ayrıca sivas’ta vaktiyle “ismet özel’in zehirlediği adam” diye yaftalanan idris ekinci ile de çoktan tanışmıştım. 2008’de ebabil yayınlarından çıkan üç ciltlik “toparlanın gitmiyoruz”un baskısı için “son okuma” işini üstlenişim bir dönüm noktası oldu. kitabı, on gün içerisinde okuyup ankara’ya osman özbahçe’ye göndermem gerekiyordu. kesintisiz, kesif, dikkatli bir şekilde yapılması gereken bu okuma, beni ismet özel okurluğundan istiklâl marşı derneği üyesi olmaya taşıyan bir safhadır. bakış açısı kazanmanın ötesinde artık bir tavır alış, bir kavrayış yolu olarak ismet özel’e müracaat…

2011 yılında idris ekinci’nin telefonuyla mehmet kendirci’yle tanıştık. istiklâl marşı derneği kahramanmaraş’ta bir konferans tertip etmek istiyor. henüz maraş’ta bir şûbe olmadığı için konferansı gaziantep şûbesi organize ediyor. mehmet abi de şûbe başkanı olarak maraş’a geldi. konferans için salon tutmaya serdar yakar’a gittiğimizi, necip fâzıl kısakürek kültür merkezi’ni ayarladığımızı hatırlıyorum. beni ismet özel’le mehmet kendirci, 2011’in haziran’ında konferans için istiklâl marşı derneği üyeleriyle gaziantep’ten kahramanmaraş’a gelindiğinde tanıştırmıştı. “istiklâl için ihtiyar”… konferanstan önce yemekte maraş’taki istiklâl mücadelesi üzerine, bilhassa “bayrak hadisesi” üzerine sohbet ediyoruz. burada hüsameddin karadağ’ın “istiklâl savaşında maraş” kitabını şaire hediye ediyorum. ismet özel, istiklâl harbindeki tavırlarından ötürü maraş, urfa, antep ve adana’da istiklâl marşı derneği şûbesi olmasına çok önem veriyor. ben o güne dek istiklâl marşı derneğini takip ediyor fakat derneği çok yüksek bir yerde gördüğüm için “ben bu seviyedeki insanlarla beraber bu mesuliyeti yüklenecek vaziyette miyim?” diye soruyordum kendime. ancak maraş’taki bu konferans ve ismet özel’in maraş’ta şûbe açılmasına verdiği ehemmiyet beni “bu mesele senin önüne geldiyse demek ki yüklenmen gerek bir yük var” anlayışına sevk ediyordu.

2011’de üye olmak için müracaat ettiğimde meseleye böyle bakıyordum. hâlen de böyle düşünüyorum. istanbul’dan dönüp maraş’a yerleşmemdeki en büyük sebep de buydu. o günden bugüne “masalını yıkma cesareti” gösteremeyenlere, ilgisi yüzeyde sathî kalanlara, “kur’an – sünnet – ismet” derken cuma mektupları’nı dahi okumayanlara laf anlatmaya çalışmanın beyhudeliğini öğrendim. elinden iş gelir biri olmaya çalışmak ve bir işin ucundan tutmaya gayret etmek beni dengede tuttu. maraş’taki bir programda mağaralı’daki bir lokantada ayarlanan akşam yemeğine geç kalmıştım. lokantaya vardığımda dernek üyeleri yemeğe başlamışlardı. boş bir sandalye ararken gözlerim, ismet özel’in yanındaki sandalyenin boş olduğunu gördüm. ismet özel’le göz göze geldim ve “yanınızda kimse var mı?” diye sordum. şair tebessüm etti, “elli yıldır yanımda kimse yok raşit” dedi. müddei olamam, yarın sorulsa “şairin yanında ben de vardım” diye büyük bir söz sarf edemem. fakat şunu diyebilirim: rahmetli babaannemin bana çocukken ağlayarak anlattığı hatıralarına bigâne kalmadım.

mehmet raşit küçükkürtül

 

 

 

DİĞER YAZILAR

4 Yorum

  • Cüneyt Uysal , 15/12/2025

    Müthiş… Sonunda yazıldı. Bu hikayeyi EdebiFikir camiası ile rabıtalı bir kimseden dinlemiştim fakat aklımda o sandalyenin İsmet Bey’in solunda olduğu kalmış. 50 yıldır sol tarafım boş gibi bir ifade sarf edilmemiş. Fakat sandalye solda mıydı?

    • Cüneyt Uysal , 15/12/2025

      Hem ne fark eder ki?

  • Eser , 15/12/2025

    Biri: İsmet Özelci misiniz?
    Mehmet Raşit Küçükkürtül: İsmet Özelci mi? İsmet Özelci hafif kalır, ben İsmet Özelim.

  • T. Tarık , 15/12/2025

    Eyvallah

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir