İlhan Berk: Yenilerin Resim ve Heykel Sergisi

Şair İlhan Berk’in gazete ve dergilerde kalmış metinleri derlenmeye devam ediyor. Yalçın Armağan’ın İlhan Berk külliyatını 2016’dan bu yana yapı kredi yayınları arasından peyderpey çıkardığı kitaplar, şairin külliyatını bütünüyle ortaya çıkarmış olacak muhtemelen. Tasviri Efkar gazetesinde 1943’te neşredilen bu yazı, şu ana kadar neşredilmiş kitaplar arasında yer almıyor. Edebifikir olarak, bu külliyat çalışmasını takip ediyor ve okuyucularımıza bu iktibasla bahsi geçen çalışmaya işaret ediyoruz. İlhan Berk’in İkinci Yeni öncesi döneminin şairin dünyasında tuttuğu yere dikkat çekiyor ve yeteri kadar çalışmanın olmadığı bu döneme dair bir kaydı sunmayı editöryal çalışmalarımızın bir parçası olarak görüyoruz.

***

Yenilerin Resim ve Heykel Sergisi
N. İlhan Berk
Tasviri Efkar Gazetesi – 8 Temmuz 1943

YENİLER grubu üçüncü resim ve heykel sergilerini Eminönü Halkevinde açtılar. 25 Mayıs 941 de açılan ve Liman sergisi adile ilk defa kendilerini tanıdığımız bu sanatkârlar, o zamandanberi her sene bir sergi açarak memleketimizde plåtik sanatları kendilerine has bir hava temsil etmiş oluyorlar. Her sene daha mükemmel olarak gerek kadro ve gerekse resim ve heykel bakımından daha zengin olarak karşımıza çıkıyorlar. Bu sene sergide eserleri bulunan sanatkarların isimleri şunlardır: Nuri İyem. Ferda Başman, Mümtaz Yener, Turgut Atalay, A. Arat, Fethi Karakaş, Haşmet Akal, Mukaddes Erol, Hüseyin Bilişik, Hilmi Ziya, Nejat Melih, Hüseyin Anka, Faruk Morel, Orhan Omay.

Yenilerin hayata ve realiteye verdikleri ehemmiyet sanat eserlerinin başlıca mevzularındandır. Sanatı devrin dünya görüşüyle gayet yakın olarak ve san’atkārların yaşadığı cemiyetin en üstün idrak adamı olarak, düşünen yeniler, herşeyden önce bu hususiyetlerile memleketimizdeki diger guruplardan ayrılmış oluyorlar. Zamanın itibar ettiği hadise ve realitelere karşı yakınen münasebette bulunan bu san’atkārlar, bizi bilhassa bu cephelerile üzerlerinde düşündürmiye teşvik ettiklerini görüyoruz. San’atı tamamen cemiyetin malı olarak düşündüklerini bariz olarak hissediyoruz. Mümtaz Yener, Kemal Sönmezler, Nuri İyem, Ferda Başman bilhassa bu dünya görünüşünün birer uzvu olarak görünüyorlar. Onların resimlerinde hayatı ve yaşadığımız cemiyeti tarihi bir silsile içinde aksetmiş ve en bariz karakterlerile zamanın ve mekanı bir nevi kroniğini yapıyorlar. Yenilerin geçen seneki sergileri münasebetile bu hususiyetleri Yeni Adam, Serveti Fünun ve İstiklâl gazetelerinde tebarüz ettirmiye çalışmıştım.

Onların eserlerinde muhteva cemiyetin realiteleri olarak yaşıyor. Yenilerde sırf estetik endişesile muayyen mevzu ve anlayışlara karşı bir nevi tiksinme ve yadırgayış hissolunuyor. Natur Mort ve Peysaj gibi sanatın tekrar ede ede bütün imkanları ve estetiği artık keşfedilmiş olan mevzulara itibar etmiyerek kalabalığı vermiye çalışmaları, yüz kişilik kompozisyonlara baş vurmaları bize açıkça belli ediyor.

Yeniler bu üçüncü sergilerile artık vazıh olarak kendilerini tanıtmış oluyorlar. Memleketimizdeki muhtelif plastik san’at konsepsiyonlarını taşıyan gruplar ve şahsiyetler bize şimdiye kadar kendilerini birçok devreler İçinde gösterdiler. Modernizmin en müfrit hareketlerine kadar alıştığımız bu hareketler, nihayet ancak son zamanlara doğru durulmuş ve bir anlayışa ulaşabilmiştir. Gerek D grubu san’atkarları ve gerekse müstakiller Avrupa san’at cereyanlarını memleketimize nakletmekten mütevellit bir hava yaratırlar. Bence Yenilerin en bariz hususiyetleri ise, herşeyden önce bu hayranlığı bertaraf etmiş olarak karşımıza çıkmış olmalarıdır. Yeniler hiçbir mektep endişesini taşımıyan hepsi ayrı ayrı birer şahsiyettir. Muayyen estetik kaidelerini şahsileştirmiş ve dünya görüşlerini herşeyden önce kendi kendilerinin birer aynası yapmış olduklarını görüyoruz. Pigasso’nun bu asrın kendi tarzında (hiçbir mektebe bağlı olmıyan) çalışan san’atkārlara ihtiyacı vardır, fikri, Yenilerin kanaatimce düşüncelerinin hareket noktası gibidir. Hemen bütün eserlerinde bize ağır ve koyu renkleri sevdirmiş olan Nuri İyem, hiçbir zaman hayran olduğu Avrupa üstadlarının havasını taşımıyor; gerek kompozisyon gerekse tablolarının estetik yapılarında muayyen bir mektep veya üstad endişesinden evvel bizzat kendisi var. Nuri İyem, adeta bir estetik düşmanı olarak karşımıza çıkıyor. Sezanın san’at eserinin muhteva ile olan alakasızlığını anlatmak ve sanat eserine mevzuun hiçbir zaman ehemmniyetli bir rolü olmadığını göstermek maksadile koyduğu pabuç, soba resimleri gibi bu genç san’atkår da natur mortunda çaydanlıkla beraber birinci plana bir sabunluğu aldığını görüyoruz. Pek az san’atkārların tenezzül edip tablosuna koyacağı bu mevzuu onun şahsiyetini anlatmaya kafi bir sebep teşkil eder. Gerek foto Ayşe ve gerekse sinema tablolar, birincisi bilhassa harikulade bir Brögelvari espri içinde formun en mükemmel vuzuhuna kavuşmuş olarak görülüyor.

Grubun çok iyi ressamlarından biri olan Ferda Başman ikinci mevki tramvay ve sınıf kompozisyonları bana Domiyeyi kıskandıracak kadar sağlam göründüler. Ferdanın çok defa teferruatı atarak kompozisyonun ve renklerin büyük armonisini harikulade inşa edişi var. Tramvay tablosunun yirmiden fazla figürü hepsi ayrı ayrı insanı düşündürüyor. Bütün bu şahısların, ölçülü ve tam bir aksiyon içindeki hayretleri, sıkıntıları, sabırsızlıkları tablodan çıkarak bize kadar uzanıyorlar. Grubun ümanist havasını bir büyük ve bir de küçük kompozisyonu ile Mümtaz Yenerde görüyoruz. Yüzden fazla personajlı olan tablosunda Mümtaz Yeneri kalabalığa karşı hayranlığı, insanlar arasındaki kardeşliğin ve insani hislerin tercümanı oluyor. Öte yanda sākin denizlerin, sessiz yolların, masmavi gök yüzünün hassas bir ressamı olarak Fethi Karakaş, şiir ve rüya dolu atmosferile bizi büyülüyor. Ayrıca Fethinin gelin kompozisyonu serginin en iyi eserlerinden biri olarak yer alıyor.

Bilhassa fevkalade renklerile Nejat Melih çok defa şiir dolu dünyası içinde insanı unutturarak Rembonun sarhoş gemisi misali hayal âlemine uzun tatlı seyahatler vadediyor. Enteröründeki kırmızı güllerin yalnızlığile pencereden görünen peyzajla teşkil ettikleri bütünlük tabloya hayat bahşediyor. Nejat Melihi Türkiyenin Matisi olarak düşünüyorum. O çok defa odaları sade renkleri, rahat ve düz çizgileri seviyor.

Sergide umumiyetle kompozisyon ve portrenin hâkim olduğunu görüyoruz. Haşmet Akal portrelerinin güzel renklerile panosuna ayrı bir hususiyet veriyor. Ondan artık kompozisyon beklemek hakkımızdır sanıyorum.

Gruba son olarak karışmış olan san’atkárlardan Mukaddes Erol bize çok kuvvetli desenler gösteriyor. Serginin en iyi desenleri öyle zannediyorum ki Mukaddes Erolunkilerdir. Bize grilerin zengin dünyasını veren Turgut Atalayın bilhassa Üçüzler portresi san’atkārının data ve çok İyi bir resim konsepsiyonuna sahip olduğuna inandırıyor. Yeniler grubu heykeltraş olarak bize iki san’atkar tanıtıyor: Hüseyin Ankâ ve Faruk Morel. Hüseyin Ankâ şimdiden Türkiyenin en iyi heykeltraşları arasındadır, kanaatindeyim. Gerek Sinan heykelinin form ve istikrar vuzuhu ve gerekse çocuk başının fevkalade zengin aydınlığı insanı cezbediyor. Faruk Morelin ihtiyar adam büstü muvafık heykellerindendir. Desenleri hana her nedense Abidin Dinoyu hatırlattı, Agop Aradın bilhassa Yenikapı gazinosu şimdiye kadar yaptığı resimlerin belki en iyisidir. Tabloları da umumiyetle karanlık bir hava hakim olmakla beraber muhteva ve form mükemmeliyeti çok defa iyi şeyler düşünmemize yardım ediyor. Kemal Sönmezlerin her nedense bu sergide bir kompozisyonu ile bir de portresini görüyoruz. Portrenin adı Zelzele, fevkalade kompozisyon yapısına sahip olan Kemal Sönmezler, aynı ustalığını bize portresinde de gösteriyor. Kemal Sönmezler Frans Mazare’in havasını en iyi temsil eden ressamlarımızdandır. Yeniler bize bu üçüncü sergilerile tevazün etmiş, anlayışlarını ve geniş manada san’atlarını empoze etmiş olarak görünüyorlar. Muhtelif devirlerin büyük san’atkārlarına karşı hayranlıklarını sade kendilerini yetiştirmek ve onlardan öğrenecekleri ustalıkları şahsiyetlerinde meczederek, hiç bir büyük san’atkārın kopyacısı olmayı asla duymamış olmaları kendileri hesabına kaydedilecek memnuniyeti mucip hâdiselerdendir.

Onlar sanki mevcut bütün şaheserleri unutarak resim yapıyorlar. Şimdiden hiç korkusuz gelecek sergilerinde daha kıymetli eserler beklemek elbette ki hakkımızdır. Serginin bütün san’atkārlarına candan selamlar.

N. İlhan BERK

 

 

 

DİĞER YAZILAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir