İthaka’sına Dönmeye Çalışanlar: Odysseus, Nolan ve Türkiye

Yazıya, bir itiraf ile başlamak icap ediyor. Sinema, pek mesai harcadığım bir saha değil. Zaten yazının başlangıç noktasını sinema salonunda yaşadığım büyülü his teşkil ediyor. Bu başlangıca, sinemanın tabiatında olan hipnoz etkisinin, anlatılan hikâyenin ihtişamıyla perçinlenerek, koyulaşarak beni bilgisayarın karşısına oturtacak kadar ağırlaşması da diyebiliriz. Ve tabiî teknoloji, IMAX teknolojisi…

Sinemanın, edebiyattan malzeme devşirerek eser meydana getirdiği birçok örnek mevcut. Bu durumun herkesin çok sevdiği bir dilemma doğurduğu da malum: filmini izlemeden önce kitabını okumalısın! Bilhassa filmin membaı Yunan edebiyatının kurucusu ve mitolojinin babası, efsanevi ozan Homeros ise. Destanın ve dolayısıyla filmin de hikâyesini kabaca özetlersek, Troya Savaşının kahramanı Odysseus’un memleketi İthaka’ya dönüşünün seneler süren macerası diyebiliriz. Aslında bu dönüş, bir dönüşümdür yahut deruni bir yolculuktur da.

Film hakkında şimdiden çok şey söylendi bile. Misalen “‘The Odyssey’ Homeros’un Odysseus’unu anlatmaktan çok, 1998 yılında ‘Following’ ile yola çıkan Christopher Nolan’ın kendi İthaka’sına dönüş hikâyesidir.” dendi.[1] Bu yorum, Nolan’ın filmografisinin seyrini; Interstellar, Inception ve Tenet gibi filmlerde zaman-mekanla oynayan, filmlerinde muhakkak bir akıl oyununa yer veren ve adeta zekâsını ispat etme kaygısını güden bir adamdan, sadece sinemanın imkânları ile başarabileceklerine odaklanan bir adama tahavvül hikayesi olarak tefsir ediyor.

Dediğim gibi sinema ihtisas saham olmadı hiçbir zaman. Ancak hikâye hem malzemesinin özgül ağırlığıyla (Homeros), hem de Nolan’ın perspektifi ile zihnimi kışkırtmadı değil. Homeros’un ve Odysseia’nın bir özgül ağırlığı var çünkü hem antikitenin hem de Rönesans’ın mihverleri arasındadır. Rönesans’ın öncüllerinden Petrarca, klasik antikiteyi anlamanın edevatlarından olan “Yunanca” çalışmalarının Batı’da kökleşmesinde mühim rol oynamıştır. Fakat henüz Yunancayı bilmediği sırada dahi Homeros’un kadrini bilmiştir. Şöyle ki 1353 senesinde Bizanslı diplomat Nicholas Sigeros’un hediye ettiği Homeros elyazması için yazdığı teşekkür mektubunda, metne bakmaktan dahi zevk aldığını ifade etmiştir.[2] Böylesi bir malzemeden söz ediyoruz. Şimdi de bu destanın çeşitli yorumlarına değinmek istiyorum.

Thymos, Kaos ve Herkül’ün Sütunları

Çiğdem Dürüşken, Homeros’un destanlarında yer alan karakter ve olayların tahlilinde “iç konuşmalar”ın önemine işaret ediyor. Kahramanların içsel ihtilaflarını çözmek için kendi thymosuyla (gönül) konuşmaları.* “Bu konuşmaların önemi, kahramanların tanrılara, toplumun değerlerine ve bu değerlerin kendi üzerlerindeki baskısına rağmen kendi fikirlerini söyleyebilmelerinde, dolayısıyla gerektiğinde hem tanrılara hem de topluma karşı bir tavır sergileyebilmelerinde yatar.”[3] İnsanın “birey” olma serencamının ilk kıpırtıları. Doğruları arayan ve sorgulayan insan olmanın. Filmde Odysseus’un (Matt Damon) kaderiyle baş etmeye çalışması, Athena’nın (Zendaya) her türlü uyarılarına ve Poseidon’un çıkardığı zorluklara rağmen tayfasını koruyabileceğine olan inancı, insanın sahibi olduğu hazineye işaret ediyor: akıl ve irade.

Hikâye bu güçlü malzemesiyle Dante’nin İlahi Komedya’sındaki Ulysses’in de trajedisi olmuştur. Kahramanımız bu kez gemlenemez merak ve arzusuyla, insan bilgisinin sınırları olan Cebelitarık boğazındaki “Herkül Sütunları”nın ötesine yelken açmaya cüret eder. Ancak insanın bu kibri de cezalandırılmaktan berî kalamaz. [4]

Luc Ferry ise Odysseus’un İthaka’ye dönüş yolculuğunu harikulade bir şekilde tasvir ediyor. Ona göre bu sefer, kötü hayattan, felaketten, savaştan, kaostan ve nefretten; aşka, barışa, kozmosa ve uyuma giden bir yolculuktur. Bu anlamda Odysseus’un memleketi İthaka kozmosu, uyumu ve doğal yerini temsil eder. Odysseus, çıktığı tehlikeli seferde atlattığı her bir badire ile kurtuluşa ve bilgeliğe yaklaşmaktadır. Destanın, aklın sınırlarını zorlayan anlarından biri, Kalypso’nun Odysseus’a İthaka’ya dönmekten vazgeçmesi için yaptığı cazip tekliftir. Ölümsüzlük ve gençlik teklif edilmiştir Odysseus’a. Cevapsa hayırdır! “…başarılmış ölümlü bir hayat heba edilmiş ölümsüz bir hayattan çok daha üstündür!”[5] “İyi hayat”ın ne olduğuna dair bir fikir vardır Odysseus’un zihninde, teklifi bu yüzden reddeder.

Peki Homeros’un ve Truvalıların Türklerle Ne Alakası Var?

Elbette her eserde, müessirinin emeli, mesajı gizlenmiştir. Ancak bu mesaj kısmen de onu alımlayanların zihin dünyasına göre şekillenecektir. Ben de neticeten bir Türk olarak bu filmi seyrettim. Dolayısıyla Troya Savaşı’nın mitolojik-politik bir şantiye alanı olduğunu da belirtmeliyim.

Savaşın bizimle ilk alakası coğrafidir:

(Haritayı Çiğdem Dürüşken’in metinde atıf yaptığım eserinden aldım.)

Haritadan da anlaşılacağı üzere kendi zamanının ticaret sisteminde kilit bir mevkide bulunan Troya şehri, Anadolu insanının birleştiği önemli kesişim noktasıdır. Bütün Batılı güçlerin ittifakına sebep olan Troya Savaşı ise, bu zengin şehri zamanla Doğu ile Batı arasındaki kültürel ve siyasi çekişmelerin arenası haline getirmiştir. MÖ 480 yılında Yunanistan’ın fethi için sefere çıkan Pers İmparatoru Kserkses, Troya’yı ziyaret etmiş ve burada Athena Tapınağı’na bin sığır kurban etmiştir. Büyük İskender ise bu seferin intikamı için çıktığı Doğu seferinde (MÖ 334) yine Troya’yı ve kahramanların mezarını ziyaret etmiştir.[6]

Bizim için daha da manidar olanı Birinci Cihan Harbi sonrasında Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında akdolunan Mondros Mütarekesi’nin, Truva Savaşı’na gelen Akha ordusunun komutanının ismini taşıyan zırhlıda (Agamemnon zırhlısı) imzalanması hadisesidir.[7] Evet nitekim bu savaş, Batı’yı temsil eden Yunanlar ile Doğu’yu temsil eden Truvalılar arasında cereyan etmiştir. Çanakkale’de bu temsil bir kez daha canlandırılır.

Savaşın Türklerle en tuhaf irtibat noktası ise İstanbul’un fethinden sonra popülerleşen Türklerin Truvalıların soyundan geldiği iddiasıdır. “Efsaneye göre, Truva’nın mitsel kurucusu ve Truva Kralı Priam’ın atası Teucer ya da Teukros, aynı zamanda Türklere adını veren tarihî şahsiyettir.”[8] En az mitolojiler kadar ilginç olan bu kurgu şu noktaya kadar varmıştır: “14. ve 15. Yüzyıllara ait resim ve minyatürlerde Truvalılar giderek Osmanlı kıyafetleri giyen figürler olarak tasvir edilir. Osmanlı türbanı, kaftanı, şalvarı ve kılıcı, adeta Truvalıları tefrik etmek için kullanılan unsurlar haline gelir.”[9]

Filmde ise Truvalı askerler, handiyse Agamemnon’un askerleri kadar Yunan görünüyordu. Fakat Nolan, asıl Clytemnestra ve Athena rolleri için siyahi aktör tercihi ile suyu bulandırdı. Söz konusu tercihin; bölgenin, ticaret ve göçlerle şekillenmesi dolayısıyla kozmopolitliğine vurgu için bilinçli olduğunu söyleyenler de var.[10]

Homeros’un ve Odysseia’nın Türklerle bir diğer bağlantı noktası ise Fatih ve İstanbul’dur. Fatih’in İstanbul’un fethine binaen söylediği rivayet olunan “Allah, bu şehrin [Troya] ve halkının intikamını alma hakkını bana nasip eylemiştir.” sözü meşhurdur. Bu söz rivayet olsa da Fatih’in Homeros’un kitaplarını okuduğu bir hakikattir. İstanbul bakımından ise konuya dair kaydetmeye değecek bir husus, hümanistlerin “Konstantinopolis”in kaybını “Homeros’un ikinci ölümü” olarak adlandırmalarıdır.[11] Homeros, Batı kültüründe bu denli büyük bir önem arz etmektedir.

Herkes İthaka’ya Varabilecek mi?

Kimi Batılı tarihçiler bizi destanın kaybeden tarafına koysa da hikâyenin tarihsel olarak bizimle alakasının olmadığı ortada. Ancak yine de fikri olarak bizde destandan yararlanabiliriz.

Odysseus’un sabrı ve iradesi bize de ilham verebilir. Türkiye olarak biz de kendi Herkül sütunlarımızın ötesine yelken açmayı deneyebiliriz. Bize çizilen sınırların ötesinde bir toplum tahayyülüne kaptırabiliriz kendimizi. Her şeyden önce yasalı bir toplum olmayı ve “birey” olmanın lezzetine varmayı deneyebiliriz. Kuşkusuz girdaplardan ve canavarlardan yakayı bir sıyırabilirsek insicamlı ve bereketli İthaka’nın kıyılarına çıkmamız işten bile değildir.

Ancak “tahta at”a tevessül etmemenin önemini de kavramalıyız. Hilenin ve desisenin, eninde sonunda kaderin hiddetine duçar olacağı açıktır. Çünkü aldatma, insanlar arasına nifak tohumları ekecektir. Nitekim Odysseus da esasen avlanırken yayını çınlatmakta ve avını uyarmaktadır. Bu sayede adil olmaya çalışır. Ama barıştan sonra uyguladığı tahta at hilesi onu huzursuz eder. Zira insanlar arasındaki güveni çiğnemiştir ve bir katliama sebep olmuştur. Kalenin surları bir şekilde aşıldığında biriken kinine kurban olanların, pişmanlık duyacağı ve günün birinde günahlarının bedelini ödemek zorunda kalacağını unutmamalıyız. Veciz bir şekilde söylemem gerekirse muktedirken mutedil olmakta yarar var diyebilirim. Birbirimize Helena’nın kaçırılması gibi sudan bahanelerle ve Troya’ya saldırır gibi saldırmamaktan bahsediyorum basitçe.

Belki Türkiye’nin kendi İthaka’sına varışı da onlarca yıl sürecektir. Neticede ahengini kaybetmiş bir toplumun kozmosuna varması bir insanınkinden daha müşküldür. Yine de geçmişte şimdikinden çok daha girift unsurlarıyla dahi yekpare kalmayı başarmış bir Türkiye’nin zamanla senfonisini bulacağına inanıyorum. Yeter ki aklımızla hareket edelim ve doğruluktan asla taviz vermeyelim.

Ömer Tahir Yalçın


Dipnotlar

[1] Cengizhan Çelik, (2026, 17 Temmuz). Odyssey: Nolan’ın en kötü filmi mi, yoksa Christopher Nolan’ın kendi İthaka’sına dönüşü mü? Independent Türkçe. https://www.indyturk.com/node/780054.

[2] Virginia Cox, İtalyan Rönesansı’nın Kısa Tarihi, trc.: Cumhur Atay, (İstanbul: İletişim Yayınları, 1. Baskı, 2020), s. 51.

*Homeros’ta düşünmek yürekte vuku bulur.

[3] Çiğdem Dürüşken, Antikçağ Felsefesi Homeros’tan Augustinus’a Bir Düşünce Serüveni, (İstanbul: Alfa Yayınları, 3. Basım, 2019), s.27.

[4] Virginia Cox, a.g.e., s.108.

[5] Luc Ferry, Gençler İçin Yunan Mitolojisi, trc.: Murat Erşen, (İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1. Basım, 2022), s.7.

[6] Fecri Polat ve Mübarek İpek, Atatürk ve Arkeoloji, (Ankara: Heyamola Yayınları, 1. Basım, 2024), s.14.

[7] Fecri Polat ve Mübarek İpek, a.g.e., s.16.

[8] İbrahim Kalın, Ben, Öteki ve Ötesi İslâm-Batı İlişkileri Tarihine Giriş, (İstanbul: İnsan Yayınları, 21. Baskı, 2020), s.203.

[9] İbrahim Kalın, a.g.e., s.205.

[10] Gürsel Tokmakoğlu, (2026, 22 Temmuz), Nolan’ın “The Odyssey”si üzerinden: Mit, savaş, strateji ve iç dönüşüm, Independent Türkçe, https://www.indyturk.com/node/780213.

[11] Hzr.: Hamish Scott, Erken Modern Avrupa Tarihi Kiliseler, İnançlar ve Mezhepler, trc.: İsmail Hakkı Yılmaz, (İstanbul: Vakıfbank Kültür Yayınları, 1. Baskı, 2024), s.36.

 

DİĞER YAZILAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir