Bahtın Açık Olsun Aydoğan Abi

Aydoğan abi,

Senle tanıştığımızda soğuk ve yabancı bir diyarda, belki de Dostoyevski’nin yürüdüğü sokağa bakan küçük bir odada yaşıyordum. Çelik surlarla örülmüş düz bir şehirde hapsolmuştum. Boşluğun ürpertici sesleri saçlarımın kıvrımına, gözlerimin astigmatına ve zihnimin çamuruna çarpıp geçiyordu. Çoğunlukla habersizdim, sorusuz fakat eksiktim. Neden bilmem, huzursuzdum da.

Soğuğun eksili rakamlarla ilan edildiği bir gece daha önce duymadığım bir ses çınladı kulaklarımda. “Burada ne işim var? Burada yani bu şehirde, bu ülkede, hatta bu dünyada…” Ayaklarımın altındaki dağlar erimemişti henüz. Sağ kulağına ezan okuyup adını koyduğum ne varsa kalın bir perdeye işaret ediyordu, “uzaksın” diyordu bana her şey. “Bulamayacak kadar uzaksın.” Soğuk bir rüzgâr ruhumun kıvrımlarını okşuyor, yabancı bir şarkının giriş notalarını fısıldıyordu: Bu gidiş nereye? Ne yerden haberim vardı, ne yönlerin tanımlanamaz oluşundan oysa.

O zamana kadar hakikatinden emin olduğum ne varsa silinmeye başlamıştı. Ben uykudayken, sanırım zaman merhemi çalınmıştı derime. Bu eller bildiğim eller, bu yüz bildiğim yüz değildi. Bir soru soruyordum mesela, sonsuz bir uçurum yükseliyordu ayaklarımın altından. Atlamaktan korkuyordum ve ciğerlerimden dikenli bir ağaç dalı geçirircesine hıçkırarak ağlama arzusu sarıyordu her gece. Rüyalar görüyordum fakat şerh edecek kimsem yoktu.

Bir gün sen, “Le Moine’yi izlemelisin” diyene kadar böyleydi ahvalim. Şöyle deniyordu filmde hatırlarsan:

– Kendi rüyanın anlamını kendin bulmalısın…

Yol yürünmeli, arayan bulmalı, hakikatin döngüsü tamamlanmalıydı. Aradan geçen yıllarda hakikatin kırıntılarını aradığım biyografiler okudum. Yaşanmıştı hepsi, yani gerçekti. Her biri küçük de olsa bir umut, bir ihtimal taşıyordu. Fakat hep düşmenin, çabaladıkça kaybetmenin öyküsünü yazıp durdum. Bir kere ofsayta düşüp saha kenarında maçın bitmesini bekleyen bir çocuğun kalbini taşıyacak cesaretim yoktu ve her şey bittiğinde en azından çabaladım demeye bilenmişti tırnaklarım. Halen nefes alabiliyorsam bu inanç uğrunaydı. Kazıya kazıya kaybetmeyi buldum.

Kesin zafer ya da yenilginin olmadığını söylediğin gün, kozadan kurtulan bir kelebeğin kanatları canlandı zihnimde. “Bu muydu her şeyin formülü? Yani gerçekten bu kadarcık mıydı?” Hayret sözcüğü harf harf, hareke hareke gözlerime bulandı. Fakat hastalık kana karışmıştı bir kere. Güvendiğim tüm dağlar beyaza bürünüverdi. Dediğin gibiydi; Allah kendiyle baş başa bırakmak için güvendiğim dağlara kar yağdırıyordu. En nihayetinde muştu borçlu olduklarıma vebadan başka mektup yazamadım. Ne yenilgi ama! Aşk olsun!

Aydoğan abi, Rusya’da bana ait bir şey kalmadığı gün valizlerimi toparlayıp odayı temizledim. Zambakların ve orkidenin toprağını havalandırdım. Kuru yaprakları topladım. Burada bırakacaktım onları. Dışarda sert bir rüzgâr vardı. Kış, ilkbaharın üzerine gece gibi çökmüştü. Güneş desen, penceremize gelene kadar üşüyordu zaten. Börekçide son bir kahvaltı yapmak için arkadaşlarla çıktık. Fırında sebzeli makarna ve çiğbörek söyledim. Vaktiyle durduk yere yanımıza gelip, “ben sizi çok sevdim” diyen kadın yaşlı geçti gözlerimin önünden. Biraz muhabbetten sonra “Neyse, gideyim artık” deyip gitmişti. Beş dakika kadar sonra elinde gazeteye sarılmış bir orkideyle gelip “Gideyim dedim ama gidemedim” dedi. Tenimizin rengi, saçımızın kıvrımı bir şeyler hatırlatmıştı galiba. Başını eğdi, orkidenin yanına bir ‘hoşça kalın’ iliştirip kayboldu. Karşı kaldırımdaki direğin tepesinde ülkenin bayrağı sertçe dalgalanıyordu. Rüzgâr bağımsızlığı sevmiyordu galiba, tek derdi alaşağı etmekti bayrağı… Koca ülkenin kaderi kirden kararmış bir ipin ucundaydı… Kadının hayali kaybolduktan sonra banka hesabımı kapatmaya gittiğimde tanıştığım banka memuru geçti gözlerimin önünden. “Siz çok güler yüzlüsünüz; buradaki insanlar söver gibi konuşuyor” demiştim. Yine gülümseyerek hesabımda kalan son birkaç ruble ve kapiği önüme bıraktı. Son imzayı da attıktan sonra buradaki izlerimi siliyor olmanın mutluluğu esip geçti. Yok oluyordum zaten gerçekte yaşamadığım yerde… Üç yıl boyunca bir şekilde karşılaştığım acılar dizildi kapının eşiğine. “Yarın hepsi bitmiş olacak” dedim. Her şeyi bitiren bir yok oluş, gittikçe belirginleşen bir siliniş…

Şimdi başka dertlerim var ve yaşıyorum kalabalığın ortasında. Galata’da balık tutanlar, falanca mekânda çamurdan çaya bilmem kaç lira verenler, her şeye rağmen metrobüse binmek için yarışanlar, İstiklal Caddesi’nde yürümeye çıkanlar, Leonard Cohen’in buğulu sesi, çöplere bırakılmış kırık şemsiyeler, akbil sesleri, 40 tanesi 7 liraya kaliteli tütün, kaçak çay… Hepsinin ortasında Gazze’de soykırım yine, okulun gittikçe uzaması, Fedai’nin vefatı, sokakta yatan Suriyeli aile, mezuniyet sonrası endişeler, hayat telaşı… ‘Nasılsın abi?” diye sorduğumda dediğin gibi, “Şükür, yaşıyorum…”

Hepsi geçiyor ve bitiş düdüğü her an çalabilir. Bugün öğrendim, gitmişsin. Wittgenstein’ın rüyasını tamamlarsın inşallah. Fıskiyesi olmayan bir köy, hademesi olmayan bir hastane bulursan toprağında saçlarını uzat, rahmet tarasın onları yeniden. Massachusetts’ye gitmeyeceksin biliyorum, bilyelerin denizde buluşunca kim kazandı onu da bilemeyeceksin; ama yaşlanacak kadar yaşarsan, bir gün dönüp ‘yaşadım şükür’ diyeceksin.

Halen görüşüyor olursak; acıyı süzüp son damlasına kadar ruhuna zerk eden ve bu son damladan bile gönlünün zifiri karanlık köşelerini aydınlatacak bir idrak ışıltısı çıkarmaya çalışanların tarlasından tütün getireceğim sana… Şimdilik bir şarkı iliştiriyorum mektubun sonuna. Bahtın açık olsun Aydoğan abi…

Oh ne dich

Köknar ağaçlarına gideceğim
Onları son gördüğüm yere
Fakat gece zeminin üzerine bir örtü atıyor
Ve ormanın arkasındaki yolların üzerine
Ve orman, kapkara ve boş.
Keder benim, ah keder.
Ve kuşlar artık şarkı söylemiyor.

 

İbrahim Halil Aslan

 

 

DİĞER YAZILAR

8 Yorum

  • Aydoğan abi beni evlatlık al! , 05/07/2021

    Aydoğan abi şu an Masaçusets sokaklarında kendini arıyor sanırsam, hani bizi özel jetiyle malikanesinde yapıcağı davete aldırcaktı :(

  • arşimed'in leğeni , 10/08/2017

    La bu Aydoğan K ne etti size?

  • noktalarbiriktirmek , 21/06/2017

    insanı sevmekten ne hâle geldin be abi . elveda !.!

  • yasemin , 14/06/2017

    İzlanda fiyortlarına karşı nargilesini tüttürüyor. En güzeli…

  • haşmet , 14/06/2017

    Aydoğan K şimdilerde Alp Dağlarında koyunlarını otlatıyor.

  • stockholm savcısı , 14/06/2017

    aydoğan yanına mr. a. karaca’yı da alıp isveç’e yerleşsin

    buralar dar onlara

  • Zaman Yolcusu , 13/06/2017

    Aydoğan baba yoksa ben de yokum

  • Theodor Adorno'nun Kayincosu , 13/06/2017

    Aydogan olayini bilmiyorum fakat bu lezzetli turkceni okurken buyuk keyif aliyorum ibrahim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir