Akabe Cemresinde Bir Taş
üç ana renk vardı ışıl ışıl güllerin içinden gittin karanfili seçtin dilinde bir yalan dünya türküsü dilinde bir yarım kalmışlık
üç ana renk vardı ışıl ışıl güllerin içinden gittin karanfili seçtin dilinde bir yalan dünya türküsü dilinde bir yarım kalmışlık
Bu vatan toprağın kara bağrında Sıradağlar gibi duranlarındır, Bir tarih boyunca onun uğrunda Kendini tarihe verenlerindir. Tutuşup kül olan ocaklarından,
Efruze, Anadolu’da türbelerin kurbanlık gülümsemeler için ilham verdiği Ablak yüzlü tımarhane kaçkınlarının Kupkuru mecralarda sefasını sürdükleri bir taşra mektebinde Üç
Öz benliğimle taht kavgası verir gibi Mayhoş yanılgıların kucağında Seyrettim gül dallarının kırılışını Savaşmadılar, savunmadılar kendilerini Kardeşlik kadar mukaddes dikenleriyle
Yak sînemi âteşlere efgânıma bakma Rûhumda yanan âteşe nîrânıma bakma Hiç sönmeyecek aşkıma îmânıma bakma Ağlatma da yak hâl-i perîşânıma
“Başsız yalanların nefesiyle yaprak kımıldamaz” Buzullara gömülmüş, hep taze kalmış bir yılan Modernlik müzesi turlarında tercüme ettim Yetmiş iki lisana
güne takılı kaldım bir atın ezberini bozan yollardan bitlenmiş kelimeleri çıkarttı sözlükler artık günleri kusan takvimlerde saniyelerle çarpışan zihnim yanılgılarda
gidip sırrımı söyleyeceğim bir dağa dağ kendini hazırlasın ay o denizin üzerinde boğulurken ben bir dert oldum dolabımda sakladığım atların
Aşkınla çâk olsa bu ten ben yine “illallah” direm Yansa kül olsa bu beden ben yine “illallah” direm İşim gücüm
Gönül Mecnun değilsin hüsn-i Leylâ’yı beğenmezsin Kime dil-dâdesin mahbûb-i zîbâyı beğenmezsin Şaşırmışsın meramın Türkçe anlatmakda yazmakda Acep hayretteyim elfâzı imlâyı
Şiir şairde kıvrandıkça Takırdar dizlerim uzun duada Bilgelik ve aptallığın ince çizgisi Deniz, sonsuz ve kudret üçlemesi Her üç algoritmaya