
Yapay zekânın sanatın her alanında kullanılması, kreatif süreçlerin gelişimine olumlu katkılar sağlayabilir, yapay zekâ destekli çalışan sanatçılara ise yeni ufuklar, alanlar ve farklı olanaklar sunabilir. Bunlara bağlı olarak da sanatçı ve estetik alanın sınırları yapay zekânın kullanımı ile çok daha genişleyebilir. Ancak tüm bu olumlu gibi görünen özelliklerin yanında yapay zekâ ve sanatsal derinlik noktasında bazı endişeler de yok değil. Öğrenme ve çalışma disiplini insan ile kıyaslanamayacak bir noktada olan yapay zekâ, insanın ürettiği ve dokunduğu her türlü sanat eserine kattığı derinliği bugün için anlamakta ve öğrenmekte zorlanıyor. Ressam, şair, kurgu yazarı, senarist ya da edebiyatın başka alanlarında çalışan, eser üreten yazar; bir insan olarak eserine manevi ve duygusal açılardan derinlik katar, farklı katmanlar ekler. Yapay zekâ içinse bugünkü verilerle aynı şeyi söylemek mümkün değil çünkü ürettiği metinler incelendiğinde bunların daha mekanik, daha ruhsuz, duygusuz ve soğuk olduğunu görüyoruz.
Şu anki gelişmişlik haliyle dahi sanatın özünde, temelinde var olan “sanatçı özgünlüğü”nü tehdit eden yapay zekâ, çalışma prensibi göz önüne alındığında aslında sanatsal anlamda üretkenliği önce köreltebilecek ve zamanla da öldürebilecek bir etkiye sahip. Yapay zekâ her geçen gün daha da güçleniyor ve öğrenme yetisi hızla gelişiyor. Bu gelişmeler, insan yazarlar ve sanatçılar ile yapay zekâ üretimi eserlerin karşılaştırılmasını gündeme getiriyor. Sanatsal değer, kreatif içerik, sanatsal ahlak, çeşitlilik ve derinlik açısından ise bizi yeni ufukların yanı sıra pek çok sorun da bekliyor.
İnsan Yazar Yapay Zekâya Karşı
Yapay zekâ yardımıyla yazılan kurgu metinlerin başarılı olması için aslında birden çok faktörün bir araya gelmesi gerekmekte. Farklı yapay zekâ modelleri tarafından üretilen ve bu alanda bir çeşit prototip olarak kabul edebileceğimiz roman, hikâye, şiir, senaryo örnekleri insan yazarların edebi ve sanatsal çalışmaları ile karşılaştırılamayacak derecede basit, yüzeysel, sığ, duygu ve derinlikten uzak bir görüntü çizdi. Ancak son kırk yıl içinde yapay zekâ ve bu teknoloji alanında yaşanan gelişmeler göz önüne alındığında durum her geçen gün yapay zekâ açısından pozitif bir gelişim gösterdiğini de inkâr edemeyiz. Yıllar önce ilk örneklerini gördüğümüz kurgusal metinlerle bugünkü yapay zekâ modellerinin ortaya koyduğu metinler arasında hem kalite hem de sanatsal değer ve derinlik açısından bariz farklılıklar var.
Yapay zekâ destekli metin üretiminde metnin edebi anlamda kalitesi, derinliği, duygu geçişkenliği sağlama özelliği, metni oluştururken kullanılan veri setleri, destek aldığımız yapay zekâ modeline göre olumlu ya da olumsuz anlamda yazara katkı sağlar. Kısacası kaleme almak istediğimiz edebi ya da kurgusal metnin kalitesi yukarıda saydığımız faktörler kadar bu iş için destek aldığımız yapay zekâ modelinin gelişmişliğine, öğrenme modelinin versiyonuna göre daha farklı sonuçlar verecektir. Örneğin, yapay zekâ yazarları insan yazarlardan ayıran temel ölçütlerden biri insan yazarların, güçlü bir kreatif yönle birlikte derin bir anlayış ve sezgiye, yüksek empati becerisine ve deneyimleme yeteneğine sahip olmalarıdır. Bu özelliklerini ise metinlerine doğal biçimde yansıtabilirler. Yine insan yazarlar, bir metni kaleme alırken hedef kitlesini önceden belirlediği için o kitle ile yani muhtemel okurlarıyla duygusal bağ kurarlar ve empatiyi de burada geliştirirler. Tam da bu noktada karşımıza çıkan yazar-okur empatisi ve duygusal bağı sanatsal üretim için çok önemlidir, çünkü bu özellikler sayesinde muhtemel okuyucunun yazılan metne, üretilen sanatsal ve edebi esere daha kolay ve daha çabuk bağlanması sağlanır.
İnsan yazar, kısa zaman içerisinde çok fazla metin üretemez, çok fazla veri analiz edip bunu büyük bir hızla kendi çalışmalarında kullanamaz, özgünlüğü belli bir çerçeve ile sınırlı olsa da tamamen kapalı değildir. Özgünlük noktasında kendine has bir üslup ve dil geliştirebilir ve koruyabilir. Belli bir süre sonra tarzını, dilini, stilini tamamen ya da kısmen değiştirebilir. Ancak bahsettiğimiz bu süreçte yaşanan olası geçişler çok belirgin ve sert olmaz. Daha çok flu/gri alanlarla yumuşak geçişler yani tarz ve üslup değişiklikleri yapılır. Okuyucu da bu süreçleri gözlemleyerek yazarın/sanatçının/şairin yazım serüvenini takip etme imkânını bulur.
Yeni Rakip: Yapay Zekâ Yazar
Yapay zekâ yazar ise insanın zihin ve sınırlarının dışında daha fazla veriyi çok kısa bir zaman dilimi içerisinde işleyebilir. Oluşturacağı metinde bu verileri ya da verilerden elde edilen analizleri, özetleri, kritikleri kullanabilir. Kısa zaman içinde ya da belli bir takvim içerisinde hızlı ve çok sayıda metin üretmeniz gerekiyorsa yapay zekâ yazarın bu özelliği yani “hız” ve “verimliliği” sizin için çok önemli bir ayrıntı olabilir. Eğer elinizin altında çok iyi eğitilmiş bir yapay zekâ modeli bulunuyorsa, bu model hiç kuşkusuz belirli bir dil ve belirli bir yazı üslubu noktasında gayet tutarlı ve başarılı olacaktır. Böylesi bir yapay zekâ modelinden yardım aldığınız taktirde elbette daha az hata yapan ve daha özgün metinler üreten bir noktada olabilirsiniz.
Yine yapay zekâ yazarların belirgin bir üstünlüğü olarak, hiç kuşkusuz bilgiye ve geniş veri havuzlarına hızlı erişim yeteneklerini belirtmek gerekir. Yapay zekâ, şartları ve imkanları göz önüne alındığında veriye ulaşımı ve veri dolaşımı noktasında insan yazardan tartışılmayacak derecede öndedir. Üretimin yapılacağı alana göre geniş veri setlerine ve bilgilere erişimi, bu bilgiler üzerinden hızlıca araştırma yapabilme yeteneği ve bilgileri kullanma becerisi üst düzeydedir. Ancak tüm bu olumlu özelliklerin yanında yapay zekâ yazar, ürettiği metinlerde ya da sanatsal eserlerde duygusal derinlik ve metin katmanları noktasında hiç de başarılı değil. Zaten günümüzde yapay zekâ üzerine yapılan çalışmalar da, bu alandaki eksiklikleri gidermeye odaklanmış durumdadır. Ancak duygusal derinliğin ve insan dokunuşunun eksikliği öyle çok da kolay kapanabilecek bir özellik değil. Bu çok önemli eksiklik ise yapay zekânın yazar, şair ya da senarist olarak ürettiği eserlerin soğuk, mekanik, ruhsuz olmasına neden oluyor. Sonuç olarak okur ile kurulması gereken duygusal bağ kurulamıyor, duygusal bağın eksikliği ise eser-okuyucu ilişkisinde okuyucunun eseri beğenmesini, kabullenmesini hatta yarına taşımasını engelliyor. Yapay zekâ ve bu modeller üzerinden geliştirilen yazarlar eğitildikleri alanda, kendilerine sağlanan verilerle belli bir özgünlük yakalamaya, kreatif bir yön oluşturmaya çalışıyorlar. Ancak bu durum, ürettikleri metinlerin hem sıkça tekrar eden yapılara dönüşmesine hem de içeriklerinin çoğunlukla tahmin edilebilir olmasına yol açmaktadır. Bu iki olumsuz durum da zaten metnin edebi ve sanatsal kalitesini ve değerini düşüren negatif etkenler oluyor.
Yapay Zekâ, Roman ve Hikâye
Yapay zekâ kullanılarak sinopsis, senaryo, roman, hikâye ve çizgi roman yazılması son dönemde sıklıkla duyduğumuz bir konu. Makale, akademik tez hatta şiir yazdırılan yapay zekâ modellerinin, kurgu metin kısmında kendisinden beklenmedik derecede başarılı metinler ürettiği iddiaları ne kadar gerçeği yansıttığı tartışmalı bir konu.
Yapay zekâ yardımıyla kurmaca bir metin üretmenin en bariz sıkıntısı kullanılan modelin, kendisine verilen algoritmanın dışına çıkamaması ve devamlı tekrarlara düşmesidir. Yapay zekâ desteği ile yazılan roman örneklerinde edebi derinlik olmadığını görüyoruz. Yapay zekâ, öğrenme aşamasında kendisine verilen bilgilerdeki yazarların dil ve üslup özelliklerini kopyaladığı için çok da özgün metinler üretemiyor. Japonya’da bir üniversitede geliştirilen yapay zekâya gerekli algoritmalar girilmiş, kelime ve cümle seçimi yapılmış, romanın çatısı hazırlanmış ve sonrasında yapay zekadan roman yazması istenmiş. Bu noktada ortaya çıkan eser bine yakın romanın katıldığı bir yarışmada finale kalsa da edebiyat çevrelerince derinlikten ve edebi zenginlikten yoksun olduğu noktasında eleştiri almaktan kurtulamadı. Yine yapay zekâ yardımıyla kısa film senaryosu denemelerinde belli metinler üretilse de elde edilen metinler başarısız, sığ, mekanik ve belli noktalarda absürt ve anlamsız. Ancak tüm başarısız metin denemelerine rağmen, kurmaca edebiyatın farklı alanlarında çeşitli metinler üretebilen yapay zekânın varlığı, bu modellerin zamanla gelişmesiyle birlikte kusurları azaltılmış, daha nitelikli eserlerle karşılaşma ihtimalimizi artıracak gibi görünüyor.
Kim Kazanacak? İnsan mı Makine mi?
Yapay zekâ ve kurmaca metin üretme noktasında karşılaşacağımız sorunlar aslında çok çeşitli ve derin. Yazının başında da belirttiğimiz gibi bir yapay zekânın ne kadar orijinal ve yaratıcı metin üretebileceği bugün için tartışma konusudur. Daha önceden verilmiş bir takım veri setlerine dayanarak roman, hikâye, senaryo gibi metin üreten yapay zekâ, insan yazarların orijinalliğini, üslubunu, dil ve deneyim derinliğini kopyalıyor. Bu noktada ortaya konan kurmaca metnin (roman, hikâye, çizgi roman ve senaryo) edebi derinliği, dil işçiliğindeki başarısı, karakter oluşturma ve karakter derinliğindeki zenginliği, olay ve kurgu oluşturmadaki başarısının ne kadar olduğu sorusunu aklımızın bir köşesinde tutalım.
Tüm bunların üstüne üretilen metnin yazarlık ve sahiplik sorununu nasıl aşacağız? Bu eseri yazan yapay zekâ mı? Yapay zekâyı geliştiren, gerekli algoritmaları ve bilgi setlerini ona veren, öğrenmesini sağlayan ekip mi? Bu açıdan bakıldığında telif hakkı ve fikri mülkiyet gibi hukuki konular nasıl çözülecek?
Son olarak eser üreten insan, ürettiği esere kişisel deneyimini ve duygu yoğunluğunu katar. Kısacası insan tarafından üretilen tüm eserlerde insan dokunuşu hem edebi hem de sanatsal açıdan bariz bir şekilde görülür. Bu durumun yazar ve okuyucu arasında bir empati oluşumunu sağladığını söylemiştik. Peki, yapay zekâ tarafından üretilen bir eser, bahsettiğimiz özellikleri ne kadar taşıyabilecek? İnsan deneyimi ve hedef kitlesiyle empati kurmak gibi insana özgü durumlar bu modellerle üretilen eserlerde olacak mı? Eğer olacaksa yapay zekâ bunu kendisi mi yapacak? Yoksa algoritmalarla ve önceden girilen bilgi setleri sayesinde kopyalayarak mı oluşturacak?
Sonuç olarak bugün için var olan yapay zekâ modelleri ile üretilen kurmaca metinler bu alanda ilk denemeler olarak kabul edilse de insan yazarların ürettikleri eserlerle kıyaslanamayacak derecede sığ, mekanik, duygu ve ruh yoğunluğundan uzaktır. Bu modeller yardımıyla eser üretmenin en önemli sorunu, yazarın ya da sanatçının üretkenliğini ve yaratıcılığını öldürmesi olacaktır. Romanın, hikâyenin ana karakterlerini, olay kurgusunu, mekânı ve karakter derinliklerini birkaç komut yardımıyla yapay zekâya yaptıran ve bu kolaycılığa alışan insan belli bir aşamadan sonra artık konu çeşitliliği için dahi bu modeli kullanmaya başlayacaktır. Bu durum da bir aşamadan sonra insanın, kendisini yapay zekâ sınırlarıyla sınırlı bir hale getirmesine neden olacaktır. Bu negatif tablo dil, üslup, kurgu gibi durumlar için de geçerli olacaktır. Nitekim resim sanatı üzerinde yapılan yapay zekâ destekli sanatsal çalışmalara baktığımız zaman artık ressam/yazar ve yapay zekânın neredeyse farklı noktalara kaydığını hatta insan sanatçının yapay zekânın sınırları içinde kalarak kendi yaratıcılığını körelttiğini görüyoruz. Yakın gelecekte yapay zekâ modellerinin daha da gelişmesi ile kurmaca metin alanında yazarların da aynı sorunla karşılaşacağını tahmin etmek güç olmasa gerek. Bir de bu modeller kullanılarak kısa zamanda fazla eser ya da metin üretmek eser kalitesini de tartışılır bir konuma getirmekte. Yazdığı üzerinde düşünmeye fırsat bulamayan insan, belki de bu düşünme ya da metni redakte etme, editoryal süreçten geçirme aşamalarını da yine başka bir yapay zekâ modeline devredecektir. Bu noktada karşımıza ironik bir soru çıkar: Karşımızdaki eser, yapay zekâ kullanan bir romancı mı, yoksa insan yazar kullanan bir yapay zekâ mı?
Davut Bayraklı

