
Hazreti Âdem ve Havva cennette yaşıyor ve ihtiyaçları karşılanıyordu. Kendilerinden, sadece bir ağaca yaklaşmamaları istenmişti. Eğer yaklaşacak olursa “zalimlerden” olacakları (Bakara, 35) da haber verilmişti. Ancak olacak olan oldu ve Hazreti Âdem ve Havva yasak ağacın meyvesinden yedi. Yasak ağaç ne idi, yiyince ne hissettiler vb. soruların cevabı meçhul. Ama bizi ilgilendiren yasağın çekiciliği… Eğer yasak ağaçtan kendilerine bahsedilmeseydi, yine de o ağacın meyvesinden yerler miydi? Bu sorunun cevabını da bilmiyoruz ama insanlığın varlık sebebinin yasağın çekiciliği olduğundan şüphemiz yok. Gerçi bu görülen sebep, arkasında son derece derin bambaşka gayeler olduğu da bir bahs-i diğer.
Yasaklar çekicidir. Günah, uzaktan yüzünün peçesini aralayan bir sevgili kadar merak uyandırır. Peki neden? Herhangi bir şey yasak olunca değişen nedir? Bu ve benzeri soruların peşinden gideceğimiz sanırım anlaşıldı. O halde başlayalım.
Yasak, merakı celbeder. Her yasak, yasak olması sebebiyle kendisini cazip kılar. Açıkçası yasağın böyle bir gücü yok. Bu gücü insan, yasak olan şeylere kendinden yansıtıyor ve ona karşı kendini güçsüz kılıyor. Çünkü yasak kelimesini duyar duymaz onun özel ve tehlikeli olabileceği düşünülmeye başlanıyor. Böylece yasak sadece yasak olmanın yanında özel ve tehlikeli de oluyor ki bu da gücünü daha da artırıyor. İnsanın özel ve tehlikeli şeylere ilgisinin altında ise içinde bulunduğu halden yukarı çıkma, kendini aşma gibi istekleri yatıyor. Bunların en altında da ölümsüzlük isteği… Evet ana mesele ölümsüzlük diye bir kavramın varlığından haberdar olmak. Gerçek ise fanilik ile evli olmak. İşte bu çelişki, yasağı her zaman cazip hale getiriyor.
Yasakların bir diğer özelliği kısa yol gibi durmaları. İnsan her zaman kolaya, rahat olana meyyaldir. Meselâ yalan söylemek, ilk bakışta kişiyi içine düşeceği birçok zorluktan kurtaracak gibi görünür. Yahut hırsızlık, zengin olmanın kestirme yolu sanılır. İşte bu pratiklik, yasağı cazip hale getiriyor. Hâlbuki hiçbir kısa yol hakikatte kısa değildir. Kısa yollar, uzun vadede insanı pişman eder. Sebep olduğu kolaylıktan çok daha fazla zorluğa sebebiyet verir. Bütün bunlara rağmen kısa zamanda sağladığı fayda sebebiyle tercih edilir. Pişmanlık pahasına…
Yasak bir başka ismiyle günah, hakikatine varılmadığı için ilk başta her zaman çekicidir. Bir şey yasak ise, yasak olmasının bir hikmeti olmalı. Yani bir fiil günah ise, günah olmasının bir izahı olmalı. İşte bu hikmet ve izahın bilgisinden uzaklık kişiyi yasağa mahkûm kılar. Anlayış ve idrakin gözleri kapalı ise, günah uzaktan gülümser.
Yasak, kimilerine göre isyan eylemidir. Toplumun normlarına karşı çıkmak, kendi varlığını göstermek ve böylece özgürlüğünü hissetmek için kimileri yasağın kapısını çalar. Özgürlüğün içte başlaması gerektiğini göz ardı eden bu eylemler, aslında yasağı delmenin bir bahanesidir. Bağımsız olduğunu tüm dünyaya göstermek istemenin ve kendi olmanın yolunun yasaklardan geçtiğini sanmak aslında yeni bir esaret zincirine eklemlenmekten başak bir şey değildir: Arzular ve özgürlük isteğinin köleliği…
İnsan, bazen kendini yasak fiillerle denemek ister. Bir nevi güç denemesinden ibaret olan bu yönelme sayesinde insan kendini ölçer. Bir meydan okumadır bu. Yükselebileceği yerleri tahmin etmeye çalışır. Otoriteye isyan ederek kendini yasak fiiller üzerinden tanımlamak ister. Sorun şu ki, her yasak fiil, bir sonrakinin elçisidir. Kendini tartmak isteyen insan, yasaklar tarafından tartılır hale gelir ki bu da nesneleşmekten başka bir şey değildir. İnsan, yasak fiiller aracılığı ile kendini tartmak isterken tartılan haline gelir ve bunun sonucu ise yasağa bağımlılıktır. Her bağımlılık ise köleliğin bir başka adı…
İnsan biyolojisi, yasaklara teşnedir. Beyin, ulaşılması yasak olanı değerli ve cazip olarak görür. Yine yasaklar, beklentiyi çoğaltır. Beklenti ise dopamin salgısını tetikler. Böylece yasak olan şey, daha elde edilmeden zevk alınmaya başlanır. Yasağın cazibesinin bir sebebi de budur. Beyin, stresi sevmez. Sıkıntılı ve istenmeyen bir durum karşısında kurtulmak için her türlü yolu dener. Yasak da bu yollardan ilk başvurulanıdır.
Bastırılmış içgüdüler de yasağın cazibesini artırır. Dürtüler bastırmakla yok olmaz. Bilakis güçlenir. Yasağın çekiciliği de buna dayanır. Bir fiil yasak olduğu an, ona dair dürtüler bastırılmaya başlar. Bu bastırmanın nedeni bilgi ile desteklenmez ve çeşitli kanıtlarla açıklanmazsa ister istemez güçlenir. Güçlenmesi ise yasak fiile dair ilginin, arzunun artması demektir. Unutmamalı ki tabiatımız ağaca yaklaşmaya meyyaldir.
Yasaklar çekicidir. Nefsi tatmin etmesi ve tatmini de kısa yoldan sağlaması sebebiyle merak uyandırır. Bir nevi özgürlük yansıması yaşattığı için de insanı kendine çeker. Hâlbuki bu saydığım cazibeler kısa vadeli ve tamamen yüzeyseldir. Kalıcı mutluluk ise zahmet ve vakit ister. İyiliğin tadı alındığında ve hakikatin lezzeti tadıldığında ise yasağın hiçbir cazibesi kalmaz. İnsanın yasak fiiller dair bilgisi taş veya kum yememeye dair bilgi kadar kesin ve sarsılmaz bir hal alırsa, yasaklar cazibesini kaybeder.
Sulhi Ceylan


2 Yorum