
Bir.
Modern çağ örselenerek icat edilmiştir. Karaktersizliği bir meziyet gibi sunar; insanın zaaflarını ve insanî olmayan yönlerini ise “benlik sunumu” adı altında doğal ve kaçınılmaz göstermeye çalışır. Bu sunuda insan, olabildiğince kaygan bir zeminde hareket ederek, kendi alanlarını aşındırır, başkasının alanlarına tecavüz eder, kişisel menfaatleri için her değeri yıkar, ironiyi ve hazzı elde edebilmek için tüm tuşlara basar. Bu çağ; aykırılığın normalleştirilmesi, cinsiyetsizliğin belirginleştirilmesi, ironinin ve hazzın zirveleştirildiği pejoratif bir projenin ürünüdür.
Modernliğin müphemliği, benlik sunumunu geleneksel aidiyetlerden kopararak, sürekli değişen kimlikler üzerinden kimliksizliği yeni bir kimlik biçimi olarak sunmaktadır. Kadının kadın, erkeğin erkek olmadığı bir çıkarsamada toplumsal uzlaşıya varılmak üzeredir. Oysa bu kaotik durum insanlığın yaratılış serüvenine başkaldırıdır. Fıtri uyuma ve yerleşik doğruya aykırılığı beraberinde getiren süreç, seküler düşünceyi de ezerek, tanımlanması mümkün olmayan kaoitik bir durumu ortaya çıkartmıştır.
Günümüzde klişe olarak “Elhamdülillah laikiz” ve “Müslümanım ama Allah’a inanmıyorum” yaklaşımları kafası karışık Z kuşağının gerçeklik algısının sonucudur. Gerçeği olmayan da kaoitiktir. Bu bağlamda gerek sosyal gerekse de siyasal ve dinî aidiyetlerin gittikçe anlamsızlaştığı bir kuşağın/dönemim içerisinde birçok farklılığın bir aradalığına şahit olmaktayız. Bir aradalığı sağlayan unsurların yitimi toplumsal çözümlemeyi beraberinde getirerek bağımsızlığını ilan eden çeşitli insan varyasyonları türeyecektir.
İki.
Gerçeklik zeminini yitiren kaotik yapı; dilin aşınmasını, düşüncenin tekdüzeleşmesini, bireyin ortak anlam dünyasından koparak bağımsızlaşmasını ve sonunda birbirine yabancılaşmasını beraberinde getirir. Sanal dünyada dolaşıma giren göstergeler ise bu çözülmenin en görünür tezahürleridir. Karar mekanizmasını gittikçe yitiren bir insanlık hali ile karşı karşıyayız. Anlık paylaşımlar ve kısa videolar üzerinden sürekli değişen duygusal akışlara maruz kalan insanlık; hız, durgunluk, lirizm ve sertlik arasında gidip gelen bu kesintisiz geçişler içinde duyguyu giderek yüzeyselleştirmektedir. Bu hız rejimi, insanın duygu derinliğini aşındırırken, onu ifade eden dil de giderek körelmekte ve sığlaşmaktadır.
Görüntüsü olmayanın hakikatinin sorgulandığı bir çağda, gerçeğin değer kaybına uğradığı hususunda hemfikiriz. Gerçek peşinden koşmaktansa kolay sunulanın, infial yaratacak olanın ardından gitmeyi tek seçenek olarak görmekten geri durmuyoruz. Vahşi topluluklara dönüş çağındayız, belirli bir kuralı olmayan bu oyun içerisinde, iyiliğimizi isteyenler yok. “Arınma gecesini” normalleştirip günah çıkartacak bir olay peşinde koşuyor insanlık. Vicdanını rahatlatmak için iki sms gönderiyor yardım kampanyalarına, bir cümle paylaşıp “kahrolsun” demekle yetinirken sahillere vuran çocuk cesetlerinin sorumluluğunu kimse üstlenmiyor.
Üç.
Her türlü imkâna sahip bireylerden oluşan toplumlarda, bir şeye karşı itiraz geliştirmek giderek zorlaşır. Birey, modernizmin ortaya çıktığı, hümanist düşüncede tanrısallaştırılmış kişi olduğu için kıymeti kendinden menkul bir biçimde çağa uyum sağlar. Hazzın ve hızın odağında geliştirmiş olduğu yaşam biçimiyle, konfor alanlarını genişletmekte, bu konfor alanlarının bozulmaması için de var gücüyle kapitalist çarklar arasına bedenini ve ruhunu koymaktadır. Her şeye sahip olmak, günümüz insanı için özgürlükle eş değerdir. Haz alma özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, basın özgürlüğü, kişisel haklar ve iletişim özgürlüğü gibi bir tamlamalar zinciri içinde çoğaltılan özgürlük söylemleriyle modern birey, konfor alanı içinde kalarak dünyaya saldırır.
Dört.
Toplumsal mobilite, sınıflı bir toplumun sınıflar arası geçişkenliğini açıklayan argümandır. Toplumsal sınıflar yaş, cinsiyet, kültürel, sosyal ve ekonomik unsurlarla belirlenebilir. Günümüzde sınıfsal farklılıkları belirleyen en temel unsur ekonomi gibi görünse de, görünürlük kültürü bu algıyı büyük ölçüde dönüştürmüştür. Haz ve hızın merkezinde yer almayı ve bunu kesintisiz biçimde sergilemeyi mümkün kılan dijital alan, merkez–çevre ayrımını da giderek belirsizleştirmektedir. Günümüzde güvenilirlik, saygınlık, merhamet ve itibar gibi niteliklerin, fenomenleşen kişilere atfedilerek sürdürülmesi, “kerametin fenomenlikte olduğu” yönünde bir algı üretmektedir. Bu algı, fenomenliğin başlı başına bir değer ve ulaşılması gereken bir statüye dönüşmesine yol açmaktadır. Böylece sosyal, kültürel ve akademik başarı gibi geleneksel ölçütler geri plana itilirken, görünürlük ve fenomenlik daha belirleyici bir konuma yükselmektedir. Bu durum ise eğitimden akademiye, kültürden sosyal yapıya kadar birçok alanın taşıdığı anlam dünyasında ciddi bir aşınmayı beraberinde getirmektedir.
Beş.
Modern çağ, akışkanlığı bir zorunluluk, duyarsızlaşmayı bir tutum, körleşmeyi bir kazanım ve suskunluğu bir beceri olarak meşrulaştırır. Bu süreçte çağın insanı da aynı aşınmaya maruz kalır ve giderek tektipleşir. İtiraz etmeyen, sorgulamayan bu homojen insan tipinin ortaya çıkışı ise, çağı kuran dinamikler açısından bir başarı olarak görülür.
Bilal Can

