
Mecnun’un varlık sebebi nasıl Leyla ise, Leyla’nın varlık sebebi de Mecnun’dur. Eğer bir Mecnun’dan söz edebiliyorsak, Leyla’nın varlığı sebebiyledir. Yine, eğer bir Leyla’dan bahsedebiliyorsak, Mecnun’un varoluşu sayesindedir. Leyla olmasaydı, Mecnun kendi halinde yaşayıp giden herhangi bir adam olurdu. Ne dillere destan olurdu ne de şiirlere konu. Tersinden bakarsak, Mecnun olmasaydı, Leyla da zamanın akışında silinip gidecek, ne güzelliği anlatılacak ne de aşkın sembolüne dönüşecekti. Fuzûlî’nin “Mende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dâdı var / Âşık-ı sâdık menem, Mecnûn’un ancak adı var.” beytinde geçen isim muhtemelen başka biri olurdu. Âşık mı yok dünyada? Mecnun olmazsa Kerem olur, Ferhat olur, Orpheus olur yahut Romeo…
Mecnun, Leyla’yı överken farkında olmadan kendini över. Leyla’nın güzelliğinden söz ederken, kendi aşkını, aşkının büyüklüğünü, sadakatinin sınırsızlığını anlatır. İnsan, çoğu zaman kendini yüceltmek için başkasını över. Böylece kendini hem değerli hem de iyi hisseder. Varolmak için bir başka varlığın varoluşunu övmenin bir nedeni de budur. Başkalarının gölgesinde varolmayı kabul edişimiz de aynı saikle açıklanabilir. Zira hiçbir şey, varlık arzusunun önünde duramaz. Varlık, kendini göstermek, tanıtmak ve tanınmak ister. Bunun yolları ise çeşitlidir. İnsan, varlığını görünür kılmak için akıl almaz yollara başvurabilir. Tarih bunun tanığıdır. Ancak bu yolların en risksizi, bir başkası üzerinden kendini anlatmak, övmek ve dolayısıyla kabul ettirmektir. İnsan, kendisinin ne kadar sinsi olduğunun farkında değildir.
Sevmenin ve yüceltmenin bencilce bir yanı var. Aşk, narsistik bir geri dönüş de içerir. Başkasına duyulan hayranlık, kişinin kendindeki yüceliği dolaylı yoldan ifade etme arzusunun tecessüm etmiş şeklidir. Maşuk, âşığın aynasıdır. Âşık o aynada kendi aşkını görür, bundan haz alır ve kendi âşıklık yetisine âşık olur. Maşuk, hiçbir zaman olduğu gibi görünmez âşığa, çünkü âşık -ki kördür- buna izin vermez. Âşık, maşukun yüzünde kendini seyreder. İnsan, başkasında kendini bulur. Başkasına yönelirken, kendine döner. Kendine varmak için başkalarını aracı kılar. Bazen bu bir âşık suretinde olur, bazen başka bir kisvede. Her durumda, kişi kendini yansıtacak bir ayna arar ve bulur. Ancak bu eylemi öyle zarifçe yapar ki kimse asıl gerçeği fark etmez. İnsan bencildir. Kabul etmese de böyledir, etse de!
İşin bir başka cephesi daha var. İnsan, ulaşamadığı idealleri başkası üzerinden temsil ederek kendini tatmin eder. Bir başkasının kişiliğinde kendi ideallerini yaşar. Bu durumda, Mecnun’un Leyla’ya aşkı farklı anlamlara gebe olur. Mecnun, ulaşmak istediği saflığı, temizliği ve ünü Leyla üzerinden temin eder. Sosyal kabul de cabası… Böylece hem korunur hem de yücelir. Ama doğrudan kendini överek bunu yapsaydı, narsist olarak yaftalanır, kimsenin takdirini kazanamazdı. Düşünsenize, Leyla olmadan Mecnun’un âşıklar arasında yarışa girmesi ne kadar ciddiye alınırdı? Leyla’sız bir aşk, aşk mıdır ki sahibine ün kazandırsın? Bunun farkında olan Mecnun, ister istemez Leyla’ya aşkını seslendirir. Görülmek adına başkasının görülmesini sağlar. Çünkü bu sayede kendi de görülecektir. Fark edilmek için başkalarının fark edilmesini sağlamaktan daha güvenli bir yol yoktur.
Mecnun’un Leyla’ya söylediği her söz, kendi kalbini işaret eder. Sevilecek bir kalbi olduğunu böylece duyurur. Daha açık ifade etmek gerekirse, Mecnun’un Leyla’ya yönelmesi duygusal bir bağ olduğu kadar kendini var etme ve anlamlandırma çabasıdır. Böylece toplumda yer edinir, hem de saygın bir yer… Tüm mesele belki de bu. Bilinmek, değerli olduğunu hissetmek, saygı görmek… Aşk sadece bir aparat. Hedefe varan yolda bir araç! Yücelmeye vesile olan bir hizmetkar…
Mecnun ve Leyla birer semboldür. Hepimiz bir biçimde Mecnun ya da Leyla oluruz. Mecnunlar, Leyla üzerinden; Leylalar da Mecnun üzerinden benliklerini görünür kılar. Varlıklarının ve benliklerinin farkına varır. Bu durum aşkla sınırlı kalmaz, insan bir başkasını yücelttiği her durumda kendini sahneye çıkarır. Yücelttikçe yüceleceğine, övdükçe övüleceğine inanır. Ve çoğu zaman öyle de olur. İnsan, başkalarını yücelttikçe kendini yüceltir. Bazen bile isteye bazen de bilmeden bunu yapar. Böyledir, insan bilinmeye muhtaçtır. Aşk bile bu amaca hizmet eder.
Sulhi Ceylan

