First Lady Antolojisi

“İslamköylü Akraba, Bürokrat Kızı Ressam, Daktilograf”

Hatırladığım kadarıyla Türkiye’de eşinden dolayı bir açıklama yapmak zorunda kalan son siyasi Temel Karamollaoğlu idi. Eşinin İngiliz kökenli olmasından ötürü kendisini takbihe kalkan gazeteciye karşı eşinin Müslüman ve Türk vatandaşı olduğunu açıklamak zorunda hissetti. Şimdi üzerinde kalem oynatacağım konuya dair fevkalade bir örnek.

Siyasiler, mitolojideki Midas’ın dokunduğunu altına çevirmesi gibi temas ettikleri her şeyi siyasete dönüştürürler. Mesela bir siyasetçi;  futbol maçı izlemeye gittiğinde koca bir stadyum yahut da nikâh şahidi olarak davet edildiğinde çiftimizin en mutlu anı bir nikâh merasimi siyasileşmekten kurtulamaz.

Siyasilerin işte bu siyasetçi kimliği üzerlerinden hiçbir zaman çıkaramadıkları bir elbise gibidir. Sözünü ettiğimiz bu durumun bütün şöhretli insanlar için cârî olduğu kısmen doğrudur. Şu farkla ki: siyasetçiler için sade bir insan olarak davranış kalıpları çok daha mazbut ve katıdır. Bir defa insanları “yönetme” iddialarından ötürü daha ahlaklı/üstün olmaları beklenir. Ayrıca, belki de daha zor olanı, temsil ettikleri fikriyatın ete kemiğe bürünmüş halleri olarak görülürler. Dolayısıyla özel hayatları dahi seçmenlerin tarassudu altındadır ve burada da temsile sadık olmaları beklenir. Söz gelimi bir işçi partisi liderinin pipo; muhafazakâr bir partinin liderinin ise puro içmesi gerekebilir. Hatta bazen tütün mamullerinden tamamen uzak durması da.

Siyasetin neredeyse tamamen siyasetçinin performansına bağlı olduğu ülkemizde temsilin yükü çok daha ağırdır. Bu şartların tesirinden lider eşleri (First lady) de masun kalamaz. First ladyler de bu performansta eşlerine katılırlar. Eşlerinin siyasi külliyatının vitrinidirler. Ancak bu sorumluluklarının açığa çıkması, tebarüz etmesi sonraları olmuştur. Mesela İnönü’nün eşi Mevhibe İnönü’nün veya Adnan Menderes’in eşi Berrin Menderes’in gazetelere haber olduğunu pek görmeyiz[1].

Ancak basın serpildikçe ve siyaset Türkiye’de kamusal bir olgu haline geldikçe işler değişir. Bu dönemin karakteri gereği birçok örnek var ama başlıktaki sırasıyla başlıcaları: Nazmiye Demirel, Rahşan Ecevit ve Semra Özal.

Artık First ladyler, eşlerinin gölgesidir. Burada Nazmiye Demirel örneğinin altını koyulaştırmak icap ediyor. Zira Demirel siyasi tarihimizde, beraberinde eşiyle seçim gezilerine çıkan ilk isim.[2] Tabiatıyla Nazmiye Hanım da temsil görevini layıkıyla üstleniyor. Kalkınmaya ayrı bir önem atfeden Demirel’in eşi olarak Nazmiye Demirel, ailenin çağdaşlık performansını Ankara sokaklarında, ilkokul mezunu ve kadın şoförlerin o dönem pek nadir olmasına rağmen, iki kapılı 1954 model bir Chevrolet sürerek sergiler.[3] Ehliyetini 1955’te almıştır. Bazen bizzat liderler eşlerini bu temsile zorlarlar. Örneği yine Demirel’den verelim: bu kez cumhurbaşkanı olduğu dönem İran Cumhurbaşkanı Rafsancani Ankara’yı ziyarete gelmiştir. Demirel bu ziyaret sırasında özel bir sohbette, eşi Nazmiye Hanım ile Rafsancani’nin kızı Faize Hanım’ı kıyaslıyor: “Nazmiye Hanım gibi çağdaş kılıklı, öteki gibi çarşaflı, kapalı… Hangisi gibi olmak istiyorsunuz?”[4] Nazmiye Hanım bizzat Demirel’in ifadelerinde çağdaşlığın temsilini sergiliyor.

First ladylerin sorumluluğu zaman geçtikçe daha da perdahlandı. Türk siyasetindeki bir başka kalkınmacı figür Özal’ın eşi Semra Özal’ın işi de bu bakımdan bir hayli müşküldü. İşte meşhur bir sekans: Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün açılışı için hazırlanan reklam filmi. Filmde Cumhurbaşkanı Özal ve eşi Semra Özal birlikte yer alır. Köprüden arabayla geçerken İstanbul’un imarının güzelleştiğinden ve Türkiye’nin dokusunun değiştiğinden dem vurur Semra Hanım. Özal cevaben “Haydi şöyle bir kaset koy da neşelenelim Semra Hanım”der.[5] Özal, Türkiye’ye “çağ atlatırken” Semra Hanım da eşinin yanındadır. Beri yandan First lady Semra Hanım, Papatyaları* ile Yıldız Sarayı Hasbahçe’de Osmanlı dönemi dekor ve kıyafetleriyle balo vermekten de geri durmaz.[6] Çağdaşlığı hedeflerken maziyi de sahiplenen bir fikriyatın tiyatral bir tezahürü…

Ancak First ladyler daima edilgen, siyasi tarihimizde epizot derekesinde değildirler. Onlar aynı zamanda birer öznedirler. Misalen CHP’de, Rahşan Ecevit’in parti yöneticisi ve bakan atamalarına varan etkisi parti içi muhalifleri tedirgin etmiştir.[7] Benzer husus Nazmiye Hanım için de vârittir: gazeteci Nimet Arzık, First lady’nin hoşuna gitmeyen yöneticiler için Demirel’e “Kulağından tut, at!” diye fısıldadığını belirtmiştir.[8]

First ladylerin siyaset ovasında bir nehir gibi gürül gürül aktığı ve açıktan görev icra ettiği zamanlar da yok değil. Örneğin Semra Özal, eşi cumhurbaşkanı olduktan sonra ailenin partideki hakimiyetini muhafaza edebilmesi için ANAP İstanbul il başkanlığını üstlenmiştir.[9] Rahşan Ecevit ise 12 Eylül’den dolayı eşinin siyasi yasaklı olduğu bir dönemde DSP’nin kurucu genel başkanlığını uhdesine almıştır.[10]

First ladyler bir yandan sivil toplumculuğun yerleşmesi doğrultusunda da rollerini oynarlar. Bir kadın olarak anaç yanları burada parlar. Bu maksatla sosyal sorumluluk faaliyetlerinde onları izleriz. Rahşan Hanım’ın Köylü Derneği* ve Semra Hanım’ın Türk Kadınını Güçlendirme ve Tanıtma Vakfı. Burada Rahşan Ecevit’in 1970’lerde başkanlığını yaptığı Köylü Dernekleri vasıtasıyla köy okullarına yolladığı kitap kutularında muhakkak en az bir tane Türkçe mealli Kuranı Kerim bulunmasına dikkat edişini kaydetmek istiyorum. Bunu “toplumun gerçekleri okuyarak öğrenmesi ve din takiyecilerinin peşine takılmaması” gerekçesiyle yapıyormuş…[11] “Gardırop Atatürkçülüğü ”ne karşı ve “inançlara saygılı laiklik” için, eşine yardım eden, eşinin halkı aydınlatma misyonunu paylaşan bir First lady.

Yüksek kaliteli olmayan demokrasilerde siyasiler hayatlarının her yönüyle halkın odağındadır. Bir film aktöründen, futbolcudan yahut da şarkıcıdan ve elbette ki yazardan daha fazla ilgiye mazhar olurlar. Halk hayatlarını didik didik eder; kıyafetleri, hobileri ve eşleri izlenir. Bazen yanlış bir yerde yanlış bir yemek veya içecek dahi siyaseten ağır faturalara sebep olabilir. Lider eşleri de başka hiçbir meslek erbabında olmadığı kadar eşlerinin işiyle kaynaşmışlardır. Kaçınılmaz olarak yalnızca hanelerinde değil siyaset cangılında da görev üstlenirler.

Ancak First lady olgusu, siyasetimizde handiyse nevzuhur değilse de pek yenidir. Çünkü kadının kamusal görünürlüğü meselesi, Türk modernleşme ağacının en sancılı salkımlarından biridir. Hele ki kadının siyasi görünürlüğü meselesi. Henüz 2000’lerin başında UNICEF-MEB birlikteliği ile “Haydi Kızlar Okula”yı yaşadığımızı hatırlayalım. Bugün bile kadın milletvekili sayısı dillendirilerek bir şeyler ispat edilmeye çalışılıyor.

Geleneğin buradaki mukavemeti kadının kamusal ve siyasi görünürlüğü başlığını, bir modernleşme reklamı haline getirmiştir. Modern kadınlar cumhuriyetin ve demokrasinin ama bilhassa cumhuriyetin mefahiri olarak kabul edilmiştir. Liderler de bu kapsamda eşlerine kendilerinin çağdaşlığını, medeniliğini ve kalkınmacılığını sergileme rolü atfetmiştir. Bazen siyasi “Midas”lar olarak istemeden de olsa. Mesela Süreyya Ağaoğlu (Türkiye’nin ilk kadın avukatı) kadının kamusal alandaki görünürlüğünde bir tökezleme sezdiğinde hemencecik Demirel’e sitem etmiştir: “Bizim sizde en çok takdir ettiğimiz taraf Refikanızla beraber gezmeniz onu hep yanınızda bulundurmanız idi. Siz de artık onu beraber götürmüyorsunuz.”[12]

Liderler eşlerinin First ladylik performansları üzerinden modernliklerini sergilerken öte yandan kadın seçmenlerin oylarını toplamaya da gayret ederler. First lady, partinin kadın seçmene dönük yüzüdür de. Meselenin başlıktaki “First lady triumvira”sı üzerinden ele alınışı, siyasi tarihimizde kamuoyunun en çok seyrettiği çiftler olmalarının yanı sıra, biraz da bu yöndendir. Ayrıca yazıda ele aldığımız First ladyler aynı dönemde yaşamıştır ve eşleri de merkez siyasette yer alan partilerin liderleridir. Bir bakıma iktidar yolunda sağladığı faydalara binaen, merkez parti liderlerinin evli olması siyasette yazılı olmayan bir kural gibidir. Nasıldı o söz? Evlilik, sultanlıktır!

Ferhat İnan

 


Dipnotlar

[1] Serpil Sancar, Türk Modernleşmesinin Cinsiyeti Erkekler Devlet, Kadınlar Aile Kurar, (İstanbul: İletişim Yayınları, 5. Baskı, 2020), s.276.

[2] Tanıl Bora, Demirel, (İstanbul: İletişim Yayınları, 1. Baskı, 2023), s.177.

[3] Tanel Demirel, Adalet Partisi İdeoloji ve Politika, (İstanbul: İletişim Yayınları, 4. Baskı, 2021), s.42.

[4] Tanıl Bora, a.g.e., s.484.

[5] Hazırlayan Mete Kaan Kaynar, Türkiye’nin 1980’li Yılları, (İstanbul: İletişim Yayınları, 2. Baskı, 2024), s.413.

*Semra Özal’ın Türk Kadınını Güçlendirme ve Tanıtma Vakfı’nın kamuoyunda bilinen adı. Vakıf halen aktiftir. Toplu Resmi Nikah Törenleri, Altın Beşik Projesi gibi faaliyetler icra etmiştir.

[6] Hazırlayan Mete Kaan Kaynar, a.g.e., s.1159.

[7] Mustafa Çolak, Bülent Ecevit Karaoğlan, (İstanbul: İletişim Yayınları, 4. Baskı, 2023), s.191.

[8] Akt. Tanıl Bora, a.g.e., s. 101.

[9] Hazırlayan Mete Kaan Kaynar, a.g.e., s.533.

[10] Derleyen Ekin Kadir Selçuk, Kuruculuktan Daimi Muhalefete CHP’nin 100 Yılı, (İstanbul: İletişim Yayınları, 1. Baskı, 2023), s.250.

*DSP’nin amblemindeki beyaz güvercin Köylü Derneklerinin simgesiydi.

[11] Mustafa Çolak, a.g.e., s.238.

[12]Akt. Tanıl Bora, a.g.e., s.272.

 

 

DİĞER YAZILAR

5 Yorum

  • Bahadır Dadak , 19/01/2026

    İyi de aga, padişahımız efendimiz hazretlerinin pak zevceleri Emine hanımefendi hazretleri nerede? Yirmi beş yıllık iktidarın first lady’sini niye yazmadın demezler mi adama!

    • Ferhat İnan , 20/01/2026

      Bu tür konularda şimdiki zamana yaklaştıkça siyasi olan ile sosyolojik olan arasındaki farkı ayırt etmek güçleşiyor ki; bu benim istemediğim bir şey. Önceki yazılarımda da günümüze pek değinmedim. Aksi takdirde bir e-gazete makalesi tadı da verebilirdi.

    • Bahadır Dadak , 20/01/2026

      Tamam ikna oldum 🥳🤣

  • the name is mamdani , 19/01/2026

    güzel yazı, elinize sağlık

    • Ferhat İnan , 19/01/2026

      Teşekkürler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir