Restore Edilmiş Notlar III: Kitap, Okumak ve Yeniden Okumak

1.

Bugünün üretim çılgınlığı içinde okur olarak en büyük sınavımız, seçmek eylemiyle başlıyor. Eskiden, çıkan iyi eserleri takip etmek daha kolaydı. Bugünse her yıl raflardaki on binlerce yeni romanın oluşturduğu bu yığın altında, nitelikli olana ulaşmak iğneyle kuyu kazmaya benziyor. Ne var ki tek imtihanımız seçmek değil. Okumanın kendisiyle de bir mücadele içindeyiz. Sağda solda karşılaştığımız kitap okuma verileri ve bandrol bazında basılan kitap istatistikleri bu mücadelenin rakamlara yansıyan tarafı. Asıl düşündürücü olan, her geçen yıl bandrol sayılarının azalması ve buna karşın yayımlanan kitap sayısının artması. Bu dengesizlik bize, kitap okurunun artmadığını, aksine, yeni yayımlanan her türlü kitabın yine aynı sınırlı sayıda okura sahip olduğunu gösteriyor.

Okur sayısının giderek azaldığı zaten hepimizce malum. Tüm suçu okumayanlara atmak en kolayı, fakat okumaktan neden kaçtıklarına gelirsek, “Kitap okumanızın önündeki engel nedir?” sorusuna cevap verenler genelde şunları söylüyor: Zaman bulamamak, sosyal medyanın dikkatleri bozması, birkaç dakikadan fazla bir şeye odaklanamamak, depresyon-anksiyete, başlanan kitabı bitirememek, milyonlarca kitap içinde ilgilerine hitap eden bir şey bulamamak… Liste uzayıp gidiyor ama yine de sonuç kitap okumamak olmamalı.

Okur bulabilme konusunda nasipli olan kitaplar yok değil elbette ama bu kez de kriz kitap okumayı bilmemekten çıkıyor. Diğer türlere göre okunma oranının çokluğuna bakarak kurmaca eserlerden yola çıkalım mesela. Olay örgüsünün sonunu getirmek için yapılan okumaya okumak denilebilir mi? Kafa yormadan okunan bir romanda, karakterin yaşadıkları, gerçekleşen siyasi-toplumsal hadiseler ve kültürel farklılıklar, bizi ne kadar uyarabilir? Bu tür bir okuma olsa olsa zevk için yapılır ki buna da yanlış diyemeyiz. Fakat yine de kitap kuleleriyle boy gösteren, ellerindeki listeleri bir an evvel tüketme telaşındaki hızlı okurlar kafamızı karıştırmamalı.

Burada net bir ayrım yapmak gerekiyor. İki tür cehaletten söz eder Montaigne. İlki, henüz okuma yazma bilmediği için okuyamayan birinin cehaletidir. İkincisi ise, çokça kitap okumasına rağmen okumasını bilmeyen kişinin cahilliği. Hayat, algımızı körleştiren türlü sebeple dolu olduğundan, okumanın nicelikten çok iyileştirici yönüne odaklanmak, hem bu karmaşayı anlamlı kılmanın hem de cehaletten korunmanın belki de tek yoludur.

2.

Kendi gayretimizle okurken daha yüksek bir anlayışa erişmeye çalışmak, çoğu zaman hiçbir şeyden ve kimseden destek almadan başımızın çaresine bakmakla gerçekleşir. Okurun müktesebatı arttıkça, metinle kurduğu bağ daha samimi ve sorgulayıcı bir zemine oturur. Nabokov’un Edebiyat Dersleri eserinde söylediği gibi, “İşin ilginç yanı, kişi bir kitabı okuyamaz: kişi ancak yeniden okur. İyi bir okur, usta bir okur, etkin ve yaratıcı bir okur, yeniden okuyandır.”

Yeniden okumakla kastedilen şey, iyi kitapları birden fazla kez okumaktır. Çünkü bazı yazılar, odağı aynı kalmakla birlikte zamanla yeni görüşlerle genişleyip zenginleşebilir. İlk okuma bir tanışma faslıdır da diyebiliriz. Kitaba ilk başladığımızda henüz içindekiler ve sonucu hakkında bilgiye sahip olmadığımızdan sadece yüzeysel bir okuma yaparız. Durup düşünerek ve kavrayarak ilerledikçe bir bütün oluşturmaya başlarız. Üzerine eğilerek okumanın verdiği hazla, bir zaman sonra yeniden aynı esere dönmekse, bizi daha önce ulaşamadığımız ve ulaşmayı ummadığımız anlamlara götürür. Metne gizlenen, yazarın kurduğu o yapı, çözmeye başladığımız ikinci, hatta üçüncü okumalarda açığa çıkar. Yani nitelikli eser okurundan gayret talep eder. Bu yüzden yazarın zihninde kurduğu, belki de gizlediği anlamları çözmek, okumanın ötesine geçmeyi gerektirir.

Eğer bir yazarın anlattıklarından bazı yerleri hatırlıyorsak ya da eserin bütünü üzerimizde sağlam bir etki bıraktıysa, onu hakkını vererek okumaktan dolayı bir şeyler öğrenmişiz demektir. Fakat ister kitapla ister dünya hakkındaki bir gerçeklikle ilgili olsun, edindiğimiz şey sadece hafızamızda tuttuğumuz bir bilgiden ibarettir. Bu bilgiyi bilme safhasına taşıyabilmek için ise üzerinde yeterince düşünmek gerekir. Düşünmeden, zorlanmadan, yorulmadan anlamaya çalışan zihinlerden ve böyle bir okumadan fayda bekleyemeyiz neticede. Kitap konusunda birer tüketici olmak istemiyorsak, zorlu veya iyi eserleri yeniden ve sindirerek okumaktan başka çaremiz yok.

3.

Kendi hayatımızdan bazı kesitleri bir kitapta benzer halleriyle görmek, bize o anları sanki ilk kez idrak ediyormuşuz hissi verir. Gerçekliğin, ancak dışarıdan bakıldığında görülebilen bir durumudur bu. Zaten insan olarak kendi tabiatımızın bilinemezliği üzerine sıkça kafa yorarız. Aynı çatı altında yılları devirmiş insanların bile birbirlerini tam manasıyla tanıyamadıklarını itiraf etmeleri, birer kapalı kutu olmamızdandır. Hal böyleyken, bir romanda yer alan, uzunca bir yolda yürüdüğünü bildiğimiz hayali biri, nasıl olur da sayfalar ilerledikçe tanıdığımız birinden daha bilindik bir kişiye evrilir?

Kurgusal karakter de bir insandır çünkü. Yazar, o karakteri inşâ ederken gerçek insanları gözlemler, onların davranışlarını inceler ve dilin imkânlarıyla yeniden ortaya koyar. Henüz yaşanmamış, hatta tasavvur bile edilmemiş hayatlar, metnin sınırları dâhilinde, dünyada karşılaşmadığımız bir netlikte vücut bulur. Roland Barthes, “cisimleşmiş bir ilişki” diyor buna. Hepimizin tanıdığı Raskolnikov mesela. Yıllardır, sokağın köşesinde rastlanabilecek gayet doğal bir karakter olarak hatırlanıp okunuyor. Anna Karenina’nın sevdiği uğruna her şeyi terk ederek çelişkilerle dolu bir hayata yönelmesi unutulmuyor. Gregor Samsa, Oblomov, Martin Eden, Aleksi Zorba ve Albay Aureliano Buendia’yı yine benzer sebeplerden hep anlatıyor ve aktarıyoruz.

Klasik eserler işte bu yüzden zamana yenilmiyor. Aksine her yeni okuma ve üzerine düşünmeyle daha da güçleniyor. Okurun, kurgunun sürükleyiciliğine gösterdiği teslimiyet, dün olduğu gibi yarın da devam edecektir muhakkak. Ama onu anlamaya çalışılan, üzerinde düşünülen ve tekrarlanan bir okuma disipliniyle.

N. Cihan Karakurt

 

DİĞER YAZILAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir